Lütfen buradan kayıt yaptırınız. Kayıtlı olmanız halinde sitenin tüm bölümlerini kullanabilirsiniz.
Ästanbul Kürtler için kültür şehri değil, linç şehridir Posted on Cuma, 22. Ocak 2010
Topic: Kültür-Sanat
İstanbul’un Kültür Başkenti olduğundan bahsediliyor ama nedense milyonlarca Kürdün kültürü İstanbul’da baskı altındadır. Kürtler’in tek kültür kurumu MKM ve onun sanatçıları üzerinde sürekli bir baskı ve sindirme politikası hakimdir.
İstanbul, Kürtler için kültür başkenti değil horlanmak ve linç edilmektir
Robin Welat
İstanbul, 2010 Avrupa Kültür Başkenti ilan edildi ve önceki gün kentin değişik yerlerinde kutlamalar vardı. Devlet erkanı bir bütün olarak kutlamalara katıldı ve Başbakan Erdoğan’ın yaptığı konuşmada; İstanbul’un “bir özgürlük şehri” olduğunu söyledi. Erdoğan, “İstanbul, biraz Saraybosna’dır, biraz Kudüs’tür, biraz Paris’tir, biraz Viyana’dır, biraz Madrid’dir, biraz Bağdat’tır, biraz Şam’dır, biraz Amman’dır” dedi. Bu İstanbul’un Kültür Başkenti olması da biraz Medeniyetler İttifakı toplantıları gibi bir aldatmacadır. Kültür Başkenti İstanbul, Başbakan Erdoğan’a göre “bir özgürlük şehri”dir ama nedense bu özgürlükten Kürtler yararlanamıyor. İstanbul’un Kültür Başkenti olduğundan bahsediliyor ama nedense milyonlarca Kürdün kültürü İstanbul’da baskı altındadır. Kürtler’in tek kültür kurumu MKM ve onun sanatçıları üzerinde sürekli bir baskı ve sindirme politikası hakimdir. Kültür başkenti İstanbul, Başbakan Erdoğan’a göre; biraz Saraybosna, Kudüs, Paris, Viyana, Madrid, Bağdat, Şam, Amman olabiliyor ama her ne hikmetse bu kente ömrünü ve emeğini vermiş Amed olamıyor, Mardin olamıyor. Kültür başkenti İstanbul’da, Kürtçe konuştuğu için, Kürtçe müzik dinlediği için, Kürtçe telefon melodisi olduğu için Kürtler linç ediliyor. Kültür başkenti İstanbul’da, Ermeni dilini-kültürünü savunan Yazar Hrant Dink, devletin istihbarat ve güvenlik birimlerinin bilgisi, ihmali, desteği sayesinde öldürülüyor. Kültür başkenti İstanbul’da, 1 Mayıs’ı kutlayanlara polis, aşırının ötesinde vahşice bir şiddet uyguluyor, hastanelere, sendika binalarına gaz bombaları atıyor. Kültür başkenti İstanbul’da, hak arayan Tekel işçilerine polis saldırısı ve gözaltısı yetmiyormuş gibi bir de faşist güruhlar saldırtılıyor. Kültür başkenti İstanbul’da transeksüeller tecavüze uğruyor, sırf zevk olsun diye öldürülüyor ve failleri meçhuller dosyasına ekleniyor. Kültür başkenti İstanbul’da, insanlar dur ihtarına uymadığı için öldürülüyor. Kültür başkenti İstanbul’da, altyapı eksikliği yüzünden genç kadın işçileri taşıyan araçlar sele kapılarak mezar oluyor. Kültür başkenti İstanbul’da, kültürle bağdaşmaması gereken türlü türlü saçmalıklar yaşanıyor. İstanbul, Avrupa Kültür Başkenti olamaz, olmamalı çünkü bunu haketmiyor. İstanbul olsa olsa tek ulus, tek dil, tek din, tek devletçi Türk-İslam faşizminin başkenti olabilir. Kürtler için İstanbul, işkencedir, kendini ifade edememedir, en ağır işlerde, en ucuz ücretlerle çalışmaktır, horlanmak, dışlanmak, linç edilmektir. Devlet erkanı, şaşaalı sözlerle İstanbul denince, “şiş kebab, çok güsel” diyen Avrupalı turistleri ve fetih hikayeleriyle büyümüş ırkçıları kandırabilir ancak. Kürtler’in, “şiş kebab, çok güsel”e karnı tok artık. Kürtler, şehir hayatına kendi kültürleriyle özgürce katılabilecekleri bir Avrupa Başkenti İstanbul istiyor. Bir de Kürtler’le dalga geçercesine sarf edilen sözlerden arındırılmış demeçler. 2010 Avrupa Kültür Başkenti Yürütme Kurulu Başkanı Şekip Avdagiç, “İstanbul, dünya barışının anahtarıdır” demiş etkinliklerde. Bu zat, bu anahtarın İstanbul’da, İzmir’de ve Kürdistan’ın birçok şehrindeki işkence tezgahlarında Kürtler’in ruhuna ve bedenine açtığı yaralardan habersiz galiba.