Uzun zamandır kitap okuyamamıştım. İnsan okuyamayınca yazamıyor da. Yazsa bile yazdıklarının bir değeri olmuyor. Yazmayan/yazamayan da bir yerden sonra tıkanır, daha fazla okuyamaz.
Yazma-okuma ilişkisini iyi ifade ettiği için Yaşar Kaya'nın yıllar öncesinde yazdığı makalede geçen bir diyaloğu hatırladığım kadarıyla buraya almak istiyorum:
“Geçen gün, bir Kürt genci yanıma geldi. ' Çok güzel fikirlerim var. Yazarsam herkesten daha güzel şeyler yazarım. Ama yazı tekniğinde biraz yetersizliklerim var. Bana bu konuda yardımcı olabilir misin abi?' dedi."
-Çok güzel. Peki Tolstoy'u, Dostoevsky'i, Gorki'yi, Steinbeck'ı, Stefan Zweig’i
okudun mu?
-Yok.
-Marksı, Kapital’i, Hegel'i, Montesquieu'yü, İsa'yı, Musa'yı, Muhammed'i, Bouddha'yı okudun mu?”
-Yok.
-Ya iktisat, tarih, hukuk, sosyoloji ve hatta biraz fen matematik bilgin nedir?
-Nefret ederim bunlardan, dedi.
-Kendini yormaya gerek yok güzel kardeşim. En iyisi sen git nutuk çek! dedim.
Hasan Bildirici'nin SARYA romanını okumaya başladığımda yazmak gibi bir düşüncem yoktu. Ancak kitap bittikten sonra, roman üzerinde bir kritik yapma gereğini hissettim. Demek ki okumak, yazmanın anasıymış!
Hasan Bildirici, Sarya romanında güzel bir imgeleme kurmuş. Bu nedenle romanda anlatılan olayların tümü doğrudur, demek gerekiyor. Örneğin katil başçavuş'un prototipi Astsubay Başçavuş Reco' da Kulp'taydı. Diyarbakır Jandarma Alay Komutanı Kurmay Albay İsmet Yediyıldız, tabur komutanı Sivaslı Binbaşı'yı bu başçavuş'un emrine vermişti. Ve hatta bilinen ve söylenenlerin tam aksine 1993'teki ateşkesin bozulmasında, Albay Yediyıldız-Başçavuş Reco ilişkileri temel rol oynamıştır. Botan, Dersim ve Bingöl için de benzer örnekleri vermek mümkün.
İş ve yazın dünyasından yakından tanıdığımız bazı şahsiyetlerin kişiliği Halil Şerefoğlu'nun kişiliğinde birleştirilmiş. Aslında Sarya'da en az iki kişinin ortak eyleminden oluşmuş bir kişilik. Ve ben bu kişilerin benzer hikâyelerini biliyorum.
Sanat, maddi yaşamın düşsel görüntüsünü özneye geri yansıtan bir aynadır. Dolayısıyla yazın alanında anlatılan her şey tıpkı gerçek cisim ile görüntü gibi hem gerçek ve hem de kurgudur. Yazın sanatının bu özelliklerini yansıtan Sarya romanını bu anlamda başarılı bulmak gerekiyor.
Romanda okuyucu ile roman kahramanı arasında bir bütünsellik ilişkisini görmek mümkün. Okuyucusunu roman kahramanının eylemiyle bütünleştiremeyen roman yazarı, kurgu dünyasında acı çeker, maddi dünyada da iflas eder. Örneğin romanda Katil Başçavuşa yönelmeyi planlayan Çekdar ve Sarya, eğer katili cezalandırmakta başarısız olsalardı bir okuyucu olarak kitabı orda bırakıp gerisini okumayacaktım. Okuyucu, hayallerini gerçekleştirmekten aciz paspal bir roman kahramanının peşine düşmez.
Roman , aslında aşkın gücünü ifade etmeye çalışan bir yazın türü. Sarya Romanı’nda gerilla ve mücadele ortamında aşk-cinsellik konuları tartışılıyor. Bu yönleriyle olumlu. Ancak aşkı yaşamak konusunda roman yazarında ciddi bir çekingenlik var. Roman kahramanları aşklarında utangaçtırlar ve hatta derin bir iç korku taşıyorlar. Bunu soyunarak yatağa birlikte giren ancak hazzın zirvesine tırmanmaktan korkan Rojda ve Baran'ın tutumlarında daha net görebiliyoruz. Kürdün yaşam gerçekliğinde bu var ve bu bir realite. Ancak roman kurgusunda aşkı çekingen, utangaç kılmak okuyucuda tutukluk yaratır. Gerçi romanın yazarı, kahramanına bir yerde “Aşk bir yanlışlıktır” dedirtiyor. Doğru! Aşk, bir yanlışlıktır. Ancak yazar, aşk söz konusu oldu mu kahramanlarına “Güzel bir yanlıştayım. Seni bekliyorum orada!” dedirtebilmeli.
PKK'de her seferinde aşk, kurşuna dizilmiştir. Bir anlamda töre cinayetleri örgütün içine taşınmıştır. Bunu köylülük yapısıyla açıklamak doğru değil. Aşka ve cinselliğe bu biçimde bir bakışımın oluşmasında PKK kurucularının, ideolojik-politik-kültürel yapısı belirleyici rol oynamıştır. Toplumun geleneksel yapısı ile pratikte yaşanan kötü deneyimler de bu bakışımı kırılmaz-bükülmez bir doğru yapmıştır. Öyleki savaşan bir örgütte kadın erkek ilişkisi savaşın ve politikanın da önüne geçirilmiştir. Sarya Romanının yazarı bunları çok iyi biliyor. Romanda bu hüzün, çok daha derin bir biçimde kurgulanabilirdi.
Romanda savaş tarzına ilişkin konular da tartışılıyor. Örneğin Çekdar'ın ajan-kontra ve katil cezalandırmaları örgüt tarafından pek o kadar da hoş karşılanmıyor. Gerçek mücadele yaşamında da bu öyleydi. Daha da ötesi Sarya'nın kaçışından çok, ölüm makinesi olmuş katil bir başçavuşun, parti talimatı olmadan temizlenmesi bir yargılama maddesi olabiliyor. Savaş pratiği olmadığı halde yazarın böyle bir konuyu tartışmaya açması cesaretli bir girişim. Kürtlerin yüklendikleri o enerji ve inançla savaşı zaferle taçlandırabilirlerdi. Neden bu sonuca gelindiği hiç olmazsa roman veya hikaye dili ile tartışılmalıdır.
Roman bir anlamda Kürdün parçalanan kimliğini yansıtmaktadır. Toplumsal realiteye uygun olarak romanın bir değil, birkaç hahramanı var. Toplumsal realiteye bu biçimde adepte sağlayan romanın gelecekte örnek kişilik kaygısı yok. Bir okuyucu olarak okuduğum kitap, eğer gelecek konusunda bende bir kurgu hissi uyandırmıyorsa bir eksiklik hissederim.
Her etkinlik gibi toplumun mücadele yaşamını konu edinen sanatların ilk dönemlerinde bazı eksiklikler ve gariplikler görülür. Örneğin Türk Romanı ilk defa Köy Enstitülerinde okuyan gençlerin toplumsal sorunlara el atmasıyla birlikte gelişme göstermiştir. Fakir Baykurt, Dursun Akçam, Bekir Yıldız'ın hikâye ve romanları bu çerçevededir. Okudukları kitaplardan güzel sözleri alıntılayarak birer vecih gibi kahramanlarına söyletiyorlar. Kopyala-yapıştır biçimindeki bu durum ilk bakışta sırıtıyor. Ve okuyucuyu sıkıyor.
Sarya romanında yazar bu hataya düşmemiş. Ikınıp sıkılmadan kahramanlarına söyleyecekleri sözleri söyletiyor. Seri bir kalem, okuyucuyu da yormaz. Bu anlamda da kitap akıcı ve okuma istencini yükselterek akıp gidiyor.
Romanın evrensel boyutu açısından bir konuya daha değinmekte yarar var. Amin Maalof'un Alamut Kalesi’nde yaptığı gibi romana felsefi bir derinlik kazındıran yazar ve yapıtlar da var. Ve yazarlar genellikle bu felsefi derinliği kahramanlarına yazdırdıkları mektup ve vasiyetlerde dile getirirler. Sarya Roman'ında roman kahramanları, mektup ve notlarını hayatın olağan akışı içinde yazıp geçiyorlar.
Henüz tamamlanmamış bir yapıt tam bir kanaat da oluşturmaz. Dönüşü Olmayan Yol da daha tamamlanmadı......!
Haydar ve Sarya'nın daha çok kitap ve romanlarda yaşaması dileğiyle...