Musa Anter
KERKÜK KAN AĞLIYORMUŞ
Musa Anter
Yaşar Kaya
Cemil Esad'la 5 saat
Yaşar Kaya
İsmail Beşikçi
Açılım Politikası ve Sivil Darbe Anlayışı
İsmail Beşikçi
Hasan Bildirici
Kadınlar ve erkekler
Hasan Bildirici
Aydın Dere
Ankara bu sinsi oyunların farkında mı?
Aydın Dere
   
  
.:  Anasayfa |  Yazarlar |  Arşiv |  İletişim |  Künye |  Ana Sayfam Yap |  Sitene Ekle  :.
   ANASAYFA
   GÜNCEL
   SİYASET
   KÜRDİSTAN
   DÜNYA
   KADIN
   YAŞAM
   KÜLTÜR-SANAT
   EKONOMİ
   TEKNOLOJİ
   SPOR
   MİZAH
   KURDÎ
   MEDYADAN
   RÖPORTAJ

Çiroken Klasik



www.kurdistan-post.org
Üye(ler) Çevrimiçi: 0
Misafir(ler) Çevrimiçi: 69

Lütfen buradan kayıt yaptırınız. Kayıtlı olmanız halinde sitenin tüm bölümlerini kullanabilirsiniz.
 
 


Ne yapılmak isteniyor?
Aydın Dere
Aydın Dere

Tarih: 12 Haziran 2009 Cuma


Hasan Cemal’in Murat Karayılan’la yaptığı söyleyişi ve Abdullah Gül’ün “İyi şeyler olacak” demesi ile çözüm tartışmalarının başlaması barış ve demokrasiden yana her insanı heyecanlandırdı.

İster sindirilsin isterse sindirilmesin 25 yıllık savaş, Kürt halkını ve davasını geri adım attırmayacak bir merhaleye getirmiştir. Kürtlerin modern örgütlülüğü, kurumsallaşması, davasında kararlılığı ve ne istediğini bilmesi, stratejik konumu ve bir çok açıdan sahip olduğu güç, haklarını elde etmeye fazlasıyla yeter. Aklı başında herkes biliyorki, bu kirli savaş sürerse eninde sonunda tekrar barış görüşmeleri yapılmak zorunda. Reel durum böyle ise bu savaş neden uzatılmak isteniyor?

Yaşanan şavaş rançılarını oluşturmuş: Köy korucularından, askerinden, istihbaratından, silah ve uyuşturucu tüccarlarına kadar, yüz binleri bulan bu kan emiciler bu savaşın bitmesini istememektedir. Gerillalar ateşkes ilan edip aynı devlet çatısı altında demokratik bir çözüm isterken, Amerika’dan yetki alan Bay General kök kazımaktan dem vuruyor. Bu ülke böyle mi aydınlığa çıkacak? Oysa bu savaş rantçılarının halklarımızın geleceğini karartmaya hakları var mı?

Türkiye’nin demokratikleşmeye ve çağdaşlaşmaya, sosyal ve hukuk devleti olmaya ihtiyacı yok mu?

Demokrasinin idealize edildiği günümüz dünyasında demokrasi adı altında halklar, diller ve kültürlerin inkar edilmesinin adı çok ağırdır. Bay Başbuğ’un “üniter devletten taviz verirsek Yogoslavya’ya döneriz” demesi ya tamamen bilgisizlik sonucudur yada gerçekleri çarpıtmak istemesindendir. Tito’nun ölümüne kadar, yani seksenli yıllara kadar Yogoslavya demokratik bir federasyon sayesinde hem bir refah ülkesiydi hem de bir çok halkı özerkti; dil ve kültür özgürlüğünün yanı sıra yerel yönetimlere de sahiptiler.

Tito’nun ölümünden sonra Sırp milliyetçileri halkların sahip olduğu hakları peyder pey kısıtlamaya gidince, ister istemez direnişler başladı ve doksanlara doğru Sırp milliyetçileri bu güzelim ülkeyi kana boğdular. Avrupa’nın göbeğinde dil ve kültür yasağına saplanıp kalmak, ya da ulusal haklarını isteyenleri kurşuna dizmenin faturası çok ağır oldu.

Yogoslavya’dan böylesine bir ders çıkarmak yerine, üniter devlette ısrar etmek bilgisizllik değil de nedir?

Gerçek demokratik bir ülkede Bay Başbuğ’un hiç bir otoritesi olamaz.

Oysa ne yazık ki Başbuğ ne diyorsa ertesi gün başbakanın aynı şeyi tekrarlaması Türkiye’nin geleceği açısından vahim bir durum.
Askerlerin parlamentonun emrinde olması gerekirken, parlemento askerlerin emrinde olmaya devam ederse Türkiye’nin Yogoslaya’ya dönmesi uzak bir ihtimal değildir.

Çünkü çağımız değerleri ve Türkiye’nin stratejik konumu artık bu savşaşı kaldıramıyor. Türk ordusunun kullandığı silahlar kimin? Djital savaş malzemesini Türkiye üretemediğine göre bu silahları verenler elbette savaşın uzamasını isteyeceklerdir. Çünkü Bay Başbuğ’un Amerika’dan döndükten sonra sert açıklamalar yapması bir tesadüf mü?

Demokrasinin idealleştirildiği dünya konjüktüründe, inançlar, diller ve kültürler kayıtsız ve şartsız özgürdür ve bunlar anayasal güvence altına alınır.

Bunları askere söylemiyoruz, çünkü askerin görevi ne ülkeyi yönetmek ne de demokrasiyi geliştirmektir. İstese de beceremez. Onların ne böyle bir formasyonu oldu ne de böyle bir kültürü var. Bu iş parlementonun
yani, iktidar partisi, ana muhalefet partileri ile diğer partiler ve özellikle sivil toplum örgütlerinin desteğiyle ülkenin geleceği için birlikte hareket edilmeli.

Bu uygarlaşmanın, gelişebilmenin ve demokratikleşmenin biricik yolu değil mi? Batılılar sorunlarını böyle çözmedi mi, böyle çözmüyor mu?

Hükümet, Avrupa Birliği’ne girmekte gerçekçi ise Kürt sorununu çözmesi gerekmiyor mu? Gerekmiyorsa ne yapılmak isteniyor?

Bu özgürlük direnişi bastırılarak kıyımlar yapılacak ve yirmi milyonluk bu halk eritilip yok mu edilecek? Peki kimin gücü buna yeter ya da kimin bu zalimane rüyaları görmeye hakkı var? Ermenilere, Kürtlere, Alevilere, Pontuslara, Asuri ve Keldanilere yapılan kıyımlar yetmedi mi? Her açıdan muhtaç olduğumuz, ulus devletçiliği, cumhuriyetciliği, milliyetciliği, hatta Türkiye’nin yasalarını Avrupa’dan kopye etmedik mi? Sosyal ve hukuk devleti olmada Batı bizden gelişkin değil mi? Mustafa Kemal bile “Yönümüz Avrupa’dır”demedi mi? Her açıdan bizden gelişkin olan Avrupa’nın halklar ve azınlıklar sorunlarını çözme yöntemi bize örnek olamaz mı? Tüm bu neden ve sonuçlar bizi gerçekçi düşündürecekse çözümü olmazsa olmaz olan bu sorun, insan öldürmeyi meslek edinen militaristlere bırakılamayacak kadar önemlidir.



  
Aydın Dere
dere@bluewin.ch




Bu köşe yazısı 3987 defa okundu. Toplam 615 kelime

Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa


[ Geri Dön: Aydın Dere ] - [ Yazarlar İndeksi ]

Kurdistan-Post Haber Portalı © 2004-2009 Tüm hakları saklıdır.
Sitemizde kullanılan haber ve resimler kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.