PKK, Sovyet-Amerikan çekişmesinin dünyaya damgasını vurduğu Soğuk Savaş Döneminde kurulmuş Kürdistan içerikli sol bir harekettir. PKK’nin yüz yıllardan gelen Kürt sorununun çözümsüzlüğünden kaynaklı sorunlarının yanı sıra, genel sol içerikten kaynaklı problemleri vardır.
PKK’nin dili, üslubu, yaşam tarzı, Demokratik Cumhuriyet beklentisi; Kardeşçe bir arada, aynı sınırlar içinde yaşama önerisi solcudur. Bu solculuk bazen, bir çok yerde denenip tutmamış komünal sistemi önermeye kadar gitmektedir.
16 ulus ve ondan daha fazla kültürün bir arada yaşamak niyetiyle kurdukları ortak Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği de sosyalist bir cumhuriyetti. Yaşamadı ve yıkıldı. İki nedenle yıkıldı, arayış halindeki insanın aç ruhu henüz eşit paylaşıma dayalı sosyalist bölüşüme uygun bir olgunlukta değildi. İkincisi, ulusal hak ve özgürlüklerini yeterince yaşamamış ve bir türlü kendisi olamamış ulusları aynı sistem ve aynı çatı altında tutmaya çalışmak abartılı bir beklentiydi.
Yugoslavya ve Çekoslovak’ya da benzer bir içerikteydi. Bunlar da bir arada yaşamayı beceremeyip ayrıldılar...
PKK’nin savunduğu Demokratik Cumhuriyet, daha önce denenip başarılamayan Sosyalist Cumhuriyetlerin demokratik içerikli olanıdır. Bu sol bir ideolojidir. Yine PKK’nin, Kürt halkının her şeyini, dilini bile yasaklamış olan Türk egemenliği ve halkı ile bir arada yaşama arayışı da sol bir içeriktir.
Sol, ulusal sorunu gündemde tutmada başarılı, çözmede başarısızdır. Küba, Çin ve Vietnam örnekleri sosyalist dalganın güçlü olduğu zamanlara denk düştüğü için istisna teşkil etmektedir.
Yine sol devrim yapmada, hak ve özgürlükleri gündemde tutmada başarılı, fakat iktidar olmada, toplum yönetmede başarısızdır. Bin bir emek ve fedekarlıkla kurulmuş sosyalist ülkelerin elli yıl içinde kağıttan şatolar gibi yıkılması bunun bariz örneğidir.
Solun ve ona bağlı hareketlerin can alıcı çelişkisi zaten budur. Onun için PKK’de dahil genelde sol, iktidar olmaktan kaçmaktadır. PKK ve Öcalan bunu devlet istememeye kadar götürmektedir.
Sol ideoloji etrafından örgütlenmiş olanların liberal ve din içerikli eleştirisi olmaz. Olursa Kürt usulü olur.
Örneğin İslamcı bir Kürt siyasetçisi kalkar der ki, PKK niye namaz kılmıyor? Ya da HAK-PAR Eski Genel Başkanı A. Melik Fırat'ın dediği gibi bir eleştiri olur:
“Devlet içinde bazı kişilerle konuştum, yine devlet içinden bazıları PKK’yi Kürt halkı İslam’dan uzaklaşsın diye kurmuşlar!”
Amerikancı veya Batıcı Liberal Kürt aydın ve siyasetçilerinin PKK eleştirisi de şöyle:
“PKK niye Amerikancı veya Batıcı değil!”
PKK, kuruluş mantığı itibarıyla Amerikancı, İslamcı veya Batıcı olamaz. PKK’den bunların olmasını beklemek, Halanın Amcaya dönüşmesini beklemek gibi bir şeydir.
PKK olsa olsa neden bağımsızlık veya federasyon istemediği konusunda eleştirilebilir.
Kürt toplumunda PKK’den şikayetçi bir çok çevre, kişi ve örgüt var. Bu, çok normal. Bir yerde bir siyasal hareket varsa, örgütlüyse, bir ulusun temel dinamiklerini kullanma hak ve olanaklarını elde etmişse karşıtlarını da yaratmış demektir.
Bir ulusun, bir toplumun kurtuluşunu veya tutsaklığını, iktidar düzeyinde olanakları elinde bulunduran örgütle muhalif örgütler arasındaki ilişki ve çelişkilerin niteliği belirler.
Bazı uluslar, kendi partileri arasındaki farklılıkları bir yarış, daha iyisini yapma veya daha ileri bir kurtuluş felsefesi yaratmak doğrultusunda kullanırken; bazıları da, güçten düşürme, kafasına vurarak bayıltma, darmadağın etme yolunda kullanabilirler.
Kürtlerde farklı siyasetler arasındaki ilişki, çelişki ve tartışmaların niteliği kafasına vurarak bayıltma niteliğindedir.
Kürt siyasetçilerin birbirlerine yönelik karalama ve hakaret kampanyalarıyla bir ulusal kurtuluş mücadelesi ve muhaliflik sürdürülemez. Her haksız itham ve şaibeli yaklaşım bir süre sonra döner ve bu tür davranışların sahiplerini vurur. Gelişme değil, her alanda çürüme yaşanır.
PKK; benzerleri dünyanın her tarafında bulunan solcu bir ulusal kurtuluş hareketidir. PKK’ye ait görünen sorunlar özünde solun ve Kürt ulusunun yaşadığı sorunlardır.
Değişik çevrelerden Kürtler, Kürt dindarları, Kürt liberalleri, başka Kürt ulusalcıları, diğer Kürt sol hareketleri PKK’yi arzuladıkları çizgiye çekemezler... Bu çaba, boş bir çabadır. Ancak aşabilirler... Aşabilirler mi?
Aşabilecekse, bu davranışın sahipleri kimler olur?
Türk-İslam sentezi ile temas içinde olan Kürt İslamcılar mı?
Türk sisteminin Kürdistan ayağını oluşturan işadamları mı?
Türk parlamentosuna girmeyi Kürt sorununun çözümü olarak algılayan kişiler mi?
Devlet güdümündeki basın organlarının açık oturumlarına yetişmekte güçlük çeken medyatik bir kaç Kürt mü?
İşçisi, köylüsü, işadamı, aşireti, siyasetçisi, aydını, sürgünü ve siyaset liderleriyle ile biz birbirimizi iyi biliriz.
Soğuk Savaş Döneminde kurulmuş sol kökenli diğer Kürt hareketlerde çabalarının merkezine PKK karşıtlığını oturtmuşlar. PKK karşıtlığını bir sektör haline getirmişler. Kendi işlerini yapmaktan çok başkalarının yaptığı işleri anlamak ve anlatmakla meşguller.
Bir çok yazımızda söylemiştik: Kürdün esas çözümsüzlüğü, Soğuk Savaş döneminde oluşturulmuş dilin çözümsüzlüğüdür.
Bizim topraklarımızda hala Ali, Muhammed, Bektaşi, Mao ve Stalin kavgaları sürdürülür. Bizim topraklar yüzyıl önce sahipleri tarafından ortadan kaldırlmış eğilim ve mezheplerin kavgasını da sürdürür.
Bizim topraklarımızda din ve mezhep adına, komşusu olan Kürt yurtseverine Domuz Bağı da atılır.
Sağcsısı, solcusu, İslamcısı, dinsizi, Maocusu, Stalincisi, Alevi ve Sunnisi ile durumumuz bu. Türk devletini Kürde karşı kararlı savaştıran da bu...
Ulusal dinamikleri darmadağın edilmiş bir halk olmasaydık ana dili yasak bir şekilde öncelikle birbirimize verip verip veriştirmezdik.
Fransa, Almanya, Türkiye veya Latin Amerika'da çocuğunu okula götürmekte olan bir annenin önünü kesin dilini yasaklayıp, çocuğunun ismini değiştirdiğinizi söyleyin bakalım. Çantasını kaldırıp kafanıza çarpar.
Bütün insanlığın ve ulusların yüz yılladır tepe tepe kullandıkları hakların tavizsiz savunucuları olduğumuzda ve bunun gereklerini yerine getirdiğimizde zaten birbirimizle bu kadar uğraşacak takatimiz kalmayacak...
Standart değerleri olmayan bir ulusun standar bir statüsü olmaz...
********
Not: Avrupa veya Türkiye dışında dünyanın değişik ülkelerinde yaşayan arkadaşlardan ilgi duyanlar, "Son Mektup" ve "Dönüşü Olmayan Yol" adlı romanlarımı isim ve adres bildirerek benden isteyebilirler...
Saygılarımla...