Geçtiğimiz günlerde Namık Durukan’ın Osman Öcalan ile ilgili bir haberi yayınlandı Milliyet gazetesinde. Habere göre, Osman Öcalan Türkiye’ye dönmek istiyormuş. Haberde, daha önce Osman Öcalan’lar tarafından teslim olmak üzere Türkiye’ye gönderilen arkadaşlarına iyi davranıldığı belirtilmiş. Yine habere göre Osman Öcalan yeni Genelkurmay Başkanını karizmatik, açıklamalarını da olumlu buluyormuş.
PKK’ye ve Kürtlere karşı en şiddetli savaşı sürdüren ve tek PKK’li kalmayana kadar savaşı sürdüreceğini söyleyen İlker Başbuğ’un açıklamalarında biz şimdiye kadar olumlu bir şey görmedik. Olumludan kastedilen PKK’yi bitirmekse, bu yolun ne kadar olumlu olduğu tartışılır.
Osman Öcalan eski PKK yöneticilerinden. PKK lideri Abdullah Öcalan’ın kardeşi olması dolayısıyla konuştukları doğal olarak PKK’den ayrılmış diğer yöneticilerden daha fazla basında yer buluyor. Bu da Osman Öcalan’ı tabii ki daha ilginç kılıyor.
Uzun yıllar PKK’de gerillacılık veya gerilla komutanlığı yapmış kişilerin ayrıldıktan sonra çeşitli sıkıntılar yaşadığını hepimiz biliyoruz. Dile kolay, on, onbeş, hatta yirmi yıl dağlarda kaldıktan sonra PKK’den ayrılmış olarak birden bire şehirlerin kalabalığına veya köylerin ıssızlığına dönmek...
Böyle bir çok insan var... Avrupa, Ortadoğu ve Güney Kürdistan’da daha çoklar. Yıllarca dağlarda uğruna savaştığı Kürt halkı içine PKK’den ayrılmış olarak dönenlerden bazılarının sıkıntılarına her yerde tanık olabilirsiniz. PKK’ye güç ve destek vermiş kendi akrabalarına bile dertlerini anlatmakta çektikleri sıkıntıları tahmin etmek güç değil.
Buna bir de harcanıp karşılığı alınmamış yıllar eklendiğinde ortaya bir hüzün hikayesi çıkıyor. Bu insanların gidebileceği özgür bir toprak parçası yok. Bırakıp gittikleri aileler darmadağın. Bebek olarak bıraktıkları çocuklar şimdi yetişkin evliler. Nasıl yaşanacak, hayatın hangi yanıyla uyum sağlanılacak?
.PKK’den ayrılıp Avrupa’ya çıkanlardan herhangi bir ülkede oturum hakkı elde edenler için hayat bir nebze daha çekilir. Bir de kırmızı bülten ile aranan, Avrupa’nın herhangi bir ülkesinde oturum hakkı elde edemeyen, güçlükle ayakta kaldığı Güney Kürdistan’ı kendisi için tehlikeli bir alan olarak görenler var.
PKK’den grup olarak ayrılanlar daha sonra birbirlerinden koptular. Çoğu başının çaresine bakmak zorunda kaldı. Eski PKK komutanlarından olup da şu anda karnını doyurmak için günlük birkaç dolara muhtaç olanları biliyorum... Ortadoğu’da bunu bulamayanları biliyorum... Bunun Kürtler açısından sevinilecek, övünülecek bir yanı yok.
Bu iş nasıl olacak, nereye gidecek? Kürtler tarihe daha kaç yitik kuşak gömecekler?
Sürekli emir vermiş, örgüt yönetmiş Osman Öcalan’ın öyle görünüyor ki kafası karmakarışık. Bu tür kafa karışıklıklarından ne yazık ki, her zaman olumlu sonuçlar çıkmıyor. Anlattıklarıyla Osman Öcalan bir hayaller dünyasında yaşıyor. Türk namluları altındaki hayat, başları döndüren ılık bir Urfa akşamı gibi akmıyor; hapishaneler sevgilinin kollarında yatılır gibi yatılmıyor...
Ve insan bir kez bu dünyaya geliyor. İnanç ve idealleriyle de bir kez yaşıyor.
Yıllarca PKK’ye, dolayısıyla Kürt halk mücadelesine emek vermiş Osman Öcalan Türkiye’ye giriş yaptığında kahredici Türk namluları tarafından önüne sadece iki seçenek bırakılacak:
Ya ağırlaştırılmış müebbet; ya da pişmanlık... Sabahtan akşama kadar Atatürk portreleri çizen Şemdin Sakık’ın pişmanlık yasasından faydalanmaya yönelik yaptığı tüm başvurular Türk yargısı tarafından ret edildi. Türk devleti, dökülmüş kendi kanının intikamını almayı sürdürüyor. Pişmanları bile affetmiyor...
Osman Öcalan Türkiye’ye nasıl dönecek? Serbest bırakılsa bile nerede yaşayacak? Ağabeyi Abdullah Öcalan içerideyken, Milyonda bir ihtimal kendisinin dışarıdaki varlığını nasıl açıklayacak?
Zor, karışık ve mutlu geleceği olmayan bir hikaye...
Gerillacılık ve isyancılık bir yaşam biçimdir. Ben bunu son romanıma ad olarak vermiştim: “Dönüşü Olmayan Yol” Dönüşü Olmayan Yolun yolcularından bazıları, bir an gelir ki geri dönebilir. Bu bir insan hakkı. Fakat asla eski kendileri olamazlar. Çoğu zaman çevreyi televizyon ekranından izler gibi izlerler. Uyum sorunlarından söz etmiyorum. İkili bir ürpertili hayat, isyan yorgunu gövdelerinin üstüne çöktüğünde, yaşam çoğu yerde çekilmez bir hal alır...
Muhtemeldir ki, yıllardır konumlandığı Güney Kürdistan Osman Öcalan’ı ürpertmektedir. Kim bilir ne olaylar ve sıkıntılar yaşanmıştır oralarda. Buhranlı günler üstüne bazen gençlikte bırakılıp gelinmiş Urfa bozkırlarının baş döndürücü hasreti çöker.
Ben Cezaevinde en çok Van Gölü’nü özlerdim. Boynuma asılmış idam ve müebbetlik cezalar altında Van Gölüne son kez girmeyi hayatım pahasına çok isterdim. Sonra tahliye oldum. Hasret yüklü yorgun gövdemi Van Gölüne taşıdım. Gidişimin ilk haftası jandarma ve polis sorumluları beni çağırdı:
“Buradan gitmezsen hayatını sonlandıracağız,” dediler. Açık söylediler.
Bana yabancılaştırılmış Van Gölü’ne girecek ne gücüm ne güvenliğim kalmıştı. Yetim çocukluğuma kol kanat germiş Van Gölü’nü ıslak gözlerle geride bıraktım...
Ne çok şeyler yaşadık; neler gördük! Paris’te yatan Kürt sanatçılar Yılmaz Güney ve Ahmet Kaya, cenazelerinin postal altında inleyen memlekete götürülmesini istemediler.
İsyan bir yaşam biçimdir; gerillacılık da öyle... Olur ya, bir gün yol arkadaşlarından ayrı düşülürse ihtimali her zaman akılda tutulmalıdır...
O zaman ne olacak?
Ne olacağı belli... O güne kadar örgüt halinde taşınan Kürt sorumluluğu, ayrı düştükten sonra bireyin kendi omuzlarında kalmıştır. Sorumluluk yine taşınacaktır...
12 yıl Türk zindanlarını yaşamış, iki yıl da devletin faili belli cinayetlerini kaldırmakla uğraşmış biri olarak kendi içimden geçeni söyleyeyim:
Dünyada Türk namluları altındaki yaşamdan daha ağır ve çekilmezini tanımadım ben.
Mısır camileri önünde dilencilik yapmak, Lübnan veya Irak’ta inşaatlarda çalışmak, Paris kaldırımlarında kaçak kestane satıp kimliklere plastik kaplama yapmak, İsviçre Alplerinin dondurucu soğuğunda dağlardan tomruk indirmek, Türk dipçiği altında yaşamaktan bin kat iyidir.
Osman Öcalan muhtemelen çatışma dışında Türk devlet kurumlarıyla karşı karşıya gelmemiş. Çatışmalar farklıdır. Vurur veya vurulursun... Hiçbir şey yapamazsan dağların yüksekliğine çekilirsin. Esir alınmış çıplak bir yürekle karşı karşıya gelmiş olmak çok farklı bir şeydir.
Kürt mücadelesine yıllarca emek vermiş Osman Öcalan’a dememiz odur ki, bakabilirse hayata biraz daha iyimser baksın, dünyanın başka köşelerine gidebildiği kadar gitsin; fakat yakasını Türk devletine asla kaptırmasın...
Kaptırıldıktan sonraki pişmanlık ve iç hayıflanmaların telafisi olmuyor çünkü.
***********
Not: Not: Avrupa veya dünyanın değişik ülkelerinde yaşayan arkadaşlardan ilgi duyanlar, "Son Mektup" ve "Dönüşü Olmayan Yol" adlı romanlarımı isim ve adres bildirerek benden isteyebilirler...
Saygılarımla...