Dünyadan kopuk, yalnız bir halk.
ABD mekezli German Marshall Fund’ın yaptığı bir araştırma, yıllardır bilinen bir gerçeği bilimsel bir yöntemle teyid etti. Araştırmaya göre türk halkı yalnızlığı tercih ediyor ve batılı değerlere uzaktır. Bu sonucu kısacası; Türk halkının çoğu kendisini beğenmiş ve diğer halklardan üstün görüyor şeklinde dekode edilebilir. Bununda adı siyasi terminolojide şövenizm ve ırkçılıktır.
Türk halkı tarih boyunca hep böyle mi olmuştur acaba? Buna ne evet ne de hayır şeklinde bir cevap vermek isterim. Ancak TC. kurulduktan bu yana uygulamaya konulan resmi ideoloji, diğer adıyla Kemalizm, böyle bir sonucu ortaya çıkaracak niteliktedir.
Kemalizm 1930’ların başlarında türk tarih tezi ve güneş dil teorisinin ortaya atılmasıyla yeni devletin resmi ideolojisi olarak sahneye çıktı. Buna göre Türk halkı dünyada bulunan diğer bütün halklardan daha üstündür, dünyadaki bütün diller de Türkçe’den gelmektedir.
Bu ideolojinin sloganları; ‘ne mutlu türküm düyene, bir türk dünyaya bedeldir, muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asıl kanda mevcuttur’ şeklinde, ırkçı ve şoven söylemler oldu. Bu sloganlar bugün bile hiçbir şey kaybetmeyip ilk günkü gibi söyleniyor ve savunuluyor.
Bu ideoloji hayatın her alanında ve toplumun her kurum ve kuruluşunda uygulanırken, özellikle eğitim sistemi bu ideolojiye göre düzenlenmiştir. İlköğretime yeni başlayan çocuklara okuma yazma öğretilmeden Atatürk’ün eşi ve benzeri olmayan bir insan olduğu o körpe çocukların beyinlerine kazınıyor. Bu uygulama ilköğretimden başlayarak, üniversitelere ve bütün akademik kurumlara kadar devam etmektedir. Aksini söyleyenlerin adresi ise hapishane ve işkence dir. Bunun en bariz örneği sayın İsmail Beşikçi hocamızdır.
Bu ideolojinin amacı kuşkusuz tek bir insan tipi yaratmaktır. Yaratmak istediği tip, kendisini ve kendi değerlerini diğer halklardan üstün gören ve buna inanan insanlar yaratmaktır. Nitekim, yukarıda sözünü ettiğim araştırma bu insan tipini işaret ediyor!
Kapalı bir toplum olan Türkiye’de Kemalizm balyozuyla her gün kafaları dövülen insanları anlamak zor deyil! Ancak örneğin demokrasinin en çok gelişmiş olduğu Avrupa ülkelerinde doğmuş ve büyümüş olanların da böyle olmasına ne demeli?
Avrupa’da doğmuş, büyümüş olan herkesin böyle olduğunu gösteren herhangi bir araştırma yapmadım ve okumadım, ancak ben gördüklerimi söylüyorum. Gördüğüm sayısız örneklerden bir tanesini sizlerle paylaşmak istiyorum.
Bir gün İsveç’te birkaç Fars ile birlikte bir kafeteryada oturmuş Kürt ve Kurdistan sorununu konuşuyoruz. Bazıları benden farklı düşündükleri halde uzun uzun yaptığımız sohbette, en ufak bir gerginlik yada tartışma yaşamadık. Sohbetimiz bittikten sonra, ‘fars ve araplarla farklı düşünmemize rağmen en azından konuşurken kavga etmiyoruz buralarda, ama bir Türk’le konuşmadan önce kılıç-kalkan kuşanmamız lazım’ dedim. Bazıları gülümseyerek inanmadı söylediğime. Aradan on dakika geçer geçmez, onların tanıdıkları kara kafalı biri içeri girdi ve bize doğru geldi. İsveççe konuşmaya başladılar, telafuzundan onun Türk olduğunu anladım. Oturduğumuz arkadaşlar bizi ismimizle tanıştırdıktan sonra, bu yeni gelen nereli olduğumu sordu. Ben ‘Kurdistan’ der demez, bütün vucudu, elleri ayakları titreyerek yüksek sesle konuşmaya başladı...Her şeyiyle demin sözünü ettiğim kavga moduna girdi. Bunu gören yanımızdakiler onu sakinleştirmeye çalıştılarsa da dediğimi gururuna yedirmeyip kısa bir süre sonra çekip gitti. Sonradan bu adamın İsveç’te doğup büyüdüğünü öğrendim.
Bu yazıyı okuyan ve özellikle yurtdışında bulunan okuyucuların, buna benzer anılarının çok olduğunu biliyorum. Bu, Kemalizm ideolojisinin sadece Türkiye sınırlarıyla sınırlı kalmadığını, buna inanan insanların dünyanın her yerinde, iliklerine kadar işlediğini gösteriyor.
Kendisinin diğer bütün halklardan üstün ve ayrıcalıklı olduğunu söyleyen bir düşüncenin yarattığı insan tipi, eşitlik, humaniter değerler, demokratik yaşam ve düşünce tarzından ne anlasın, onu ne yapsın?
Yalnızlıktan kurtulmak, evrensel insani değerlerle buluşmak ve kendisini dünyanın bir parçası olarak görmek için, kemalizmi eleştirecek demokratik bir ortam yaratmak gerekir. Aksi taktirde bundan sonraki araştırmalarda benzer sonuçları ortaya çıkaraçaktır.
Bunları anlatırken, sayın İsmail Beşikçi, Orhan Pamuk vb. tarihe malolmuş saygıdeğer insanları unutmuyoruz elbette. Gönül isterdiki araştırmalar İsmail Beşikçi, Orhan Pamuk vb insanların sayısının çoğunlukta olduğunu göstersin. O zaman bu olumsuz tablo yerine, yaratılan ortak değerleri ve güzellikleri anlatacaktık.