Bir an için kendimizi Amed’de, Ofis’in ve Bağlar’ın kalabalığından kaçarak sakin ve serin bir yer arayan, sıcağı adam bayıltan kentin yerlileri olduğumuzu düşünelim. Belediye’nin yapmış olduğu, yeşilliğiyle kentin devasa kuru betonarme binalarının boğuculuğunu unutturan, insana huzur veren, serinleten parkın içinde buluyoruz kendimizi. Senaryo gereği parkta tabiiki oturulacak ve birşeyler içilebilecek bir mekan da olmalı.
Garson ne içmek istediğimizi soruyor. Asfaltında yumurtanın pişirilebildiği o kentin o sıcak havasında, soğuk bir şey içmek dışında aklımıza ne gelebilirki…
“Cola Kurda heye?”
“Belê, heye” diyor garson.
Başka bir arkadaş, “Ji min re bîra bîne” diyor.
Garson haliyle, “Bîraya kurdan, an tirkan, yan a navnetewi?” diye soruyor.
Arkadaş gururla gülümseyip, “Roj Beer!” diyor.
***
Bu hayali anekdot eminim yurdunu seven, halk gerçeğini benimseyen herkesin hoşuna gidecektir. Bu, huzurlu, çağdaş ve güçlü bir Türkiye’nin, aynı zamanda mutlu Kürtlerin de fotoğrafıdır. Ama sıkı durun! Reklamlar bitti, şimdi gerçeğe dönüyoruz.
Soğuk içeceklerimizi (Tabii ki Cola Kurda ve Roj Beer değil) zevkle yudumlarken masamızda duran, sürekli kapatılıp toplatıldığı için yeni isimlerle çıkan gazetemizin (Bu arada en son yayınlanan gazetenin ismi neydi?) sayfalarını açıyoruz. Pekin Olimpiyatları’nda Türkiye’nin başarısızlığının Meclis gündemine taşındığını yazan bir habere takılıyor gözümüz. Konuyu Meclis’e, kendisi oraya zor koşullarda girebilmiş olan DTP taşıdığı için, kuzeydeki Katolik Irlandalıların, güney Irlanda ve Ingiltere’de yaşayan Protestanların haklarını savunmasının ilginç olması kadar dikkatimizi çekiyor bu haber. Insana, 1945 yılı Nisan ve Mayıs aylarındaki hava bombardımanıyla yerle bir ettikleri ve parçalara böldükleri Almanya’yı ziyaret eden ABD Devlet Başkanı Kennedy’nin Berlin’de, “Ben de Berlinliyim” demesindeki tezatı hatırlatıyor. Aynı şekilde, günümüzde Ergenekon avukatı edasıyla nutuklar atan Deniz Baykal’ın sadece seçim dönemlerinde varlıklarını hatırladığı Alevileri ziyaret ederken söyledigi içi boş temenniler de aynı tuhaflığı içermiyor mu?
DTP, Türkiye partisi olma iddiasında olan bir parti. Iktidarı hedefleyen her siyasi güç, hitap edeceği kitle zeminini geniş tutar. DTP’nin bu niyetinin, siyaseten doğru veya yanlışlığını değerlendirmek bana düşmez ; kaldı ki, Olimpiyatlardaki başarısızlığı gündeme getirmek bu iddiayla örtüşen doğru bir siyasi tavır. Ancak bir sorun var. Imam cübbesi giyilerek imam olunamayacağı gibi, eline kral asası alan her kisi de kral olamaz.
Sorun var, demiştik: Senaryo icabı masamızda bulundurduğumuz gezetemizin “Günün Sözü” köşesindeki özdeyişi, sorunun uyandırdığı düşünceyle pekiştirerek açıklamaya çalışalım. “Başkalarının size karşı olduğunu falan düşünmeyin; bizzatihi herkes kendinden yanadır, o kadar.”
Canlılar aleminin genelini baz alırsak bu önerme doğrudur. Insana ve onun çıkarlarının dili olan siyasete gelince durum karışıyor.
Yaşadığımız ülkeye sonradan muhacir olarak gelmemiş bir halk olarak Kürtlerin bugün içinde bulunduğu koşullar, istisnası olmayan bir kaidenin varlığını kanıtlar cinsten, yakıcı bir gerçeği yansıtıyor.
***
Gazete ve partileri sürekli kapatılıyor; siyasetçileri tutuklanıyor… Kaç gazete yayınlandı, kaç parti açılıp kapatıldı; isimlerini ezbere bilenin hafizasına hayranlık duyarım. Hadi gazeteler, “bölücülük” propagandası yaptı, kapatılan partilerin suçu ise “PKK’nin yasal kolu” olmaktı. Peki bir Kürt işadamının defalarca yaptığı bir ticari ürünün patent başvurusu neden ısrarla reddediliyor?
O zaman yukarıdaki özdeyişi “istisnasız kaide vardır” kuralına göre ele alacak, her doğrunun relatif olduğunu unutmayacak ve J. Derrida’nın engin “Yapı-Bozum” felsefesinden yararlanarak şu şekilde formüle edeceğiz: Türkiye Cumhuriyeti yasaları devletin bekasından yana olduğu kadar, Kürtlere de karşıdır. Zira, devletin varlık temayüllerinde “Kürdün inkarı” esastır. O halde Kürdün varlığını resmen kabul anlamına gelecek her adım, “devlet”in dayandığı iskelenin mancınıklarını kaldırmak demektir. O halde “Cola Kurda” için patent başvurusunun kabul edilmesini beklemek, umut edenleri üzmesin ancak Hürriyet’in logosundaki “Türkiye Türklerindir” ibaresini kaldırmasını beklemek kadar olanak dışıdır.
Her obje, kendi orijiniyle güzeldir ve o haliyle değer bulur. Deri degiştiren M. Jackson ile feminizmi savunan bir erkek bu nedenle kaidelerdeki değersiz istisnalardır.
Masamızdaki gazetede okuduğumuz haberi değiştirelim:
DTP, 85 yıllık inat rejimine dönüşmüş olan devlet felsefesini çagdaş demokratik anlayışla eleştiren bir soru önergesini Meclis’e taşıyor. Buna ancak faşistler itiraz eder; o da DTP’nin doğru bir hatta ilerlediğinin göstergesidir.
Özcesi… Pekin Olimpiyatlarındaki başarısızlığı gündemleştirmek CHP’ye; DTP’ye ise bu “ırkçı” lisans sorununu araştırıp sorgulamak, kapıya kilidin, kilide ise miftahın yakıştığı kadar yakışırdı.