Dünyanın en çok gezen halkı kimdir, diye sorulsa, hiç tereddüt etmeden gözüm kapalı, “Almanlar” derim. İster turist olarak, ister başka ülkelere yerleşmek amacıyla, isterse serüven-romantik geziler niyetiyle olsun Almanların dünyada gezmediği, gitmediği köşe bucak yoktur denilebilir. Bu halkın dış dünyaya bu denli ilgili olmasının nedenlerinden en önemlisi ülkelerinin (Vaterland-babavatan), kendi kanlarında taşıdıkları maceracı ve keşfedici ihtirasa cevap veremeyecek doğal zenginliklere sahip olamamasıdır bence. Almanya’nın ne güneşi, ne denizi, ne de dağları Almanların çılgın doğaya olan özlemlerine cevap verecek konumdadır. O nedenle bir bakıyorsunuz ki, ufacık bir çocuğu, karnı burnunda olan hamile eşiyle birlikte adamın birisi Almanya’daki tüm mal varlığından, akrabalarından feragat ederek Marokko’nun insan geçmez, horoz ötmez çıplak ve susuz bir vadisine yerleşebiliyor.
Bütün global kazalarda, afet olaylarında, savaş haberlerinde mutlaka bir veya birkaç Almanın adı geçer. Bahama adalarından tutun Nepal’ın en yüksek zirvelerine, oradan Etiyopya ve Sudan’daki sahanlıklarda ya da Ruanda’daki iç çatışmalarda, Atlantik’teki herhangi bir uçak kazasında bir Almanın adına rastlanmaması mümkün değildir adeta.
Çok gezme tutkusuyla, haberlerin istatistiklerine konu olma talihsizliği at başı gider.
Almanların dış dünyayla kurdukları bu güçlü bağa karşın, Almanya’nın devlet olarak dış politikası kelimenin tam anlamıyla “sıfır” noktasındadır. AB’de en güçlü ülke olarak görülmesine karşın, bir türlü Fransa ve İngiltere’ye yetişemeyen dış politikası nedeniyle Almanya, giriştiği dış ataklarda ise 2.Dünya Savaşı’nın ardından yaşadığı iradi kırılma ve bunun getirdiği oto-kontrol ruh hali nedeniyle tüm girişimleri sonuçsuz kalıyor.
Doğuda en uzak ve en güçlü müttefiki Türkiye’dir. Bu ülkeyle tarihten gelen ilişkilerini sıcak tutmak adına örneğin 1915’te bir buçuk milyon Ermeni’yi yurdundan eden kanlı tehcir ve Kürt sorununda Türkiye ile neredeyse paralel politikalar izliyor.
Hayatını Kürtlerin özgürlüğüne adamış politik karakterli insanların (Türkiye, Iran, Suriye ve eski Irak hariç) cezaevine girdikleri ülkelerin başında Almanya gelir. Kuzey Kürtlerinin dünyaya açılan tek nefes borusu Roj Tv, dünyada (Türkiye dışında) sadece Almanya’da yasaktır. Avrupa’nın ortasında bulunan bir devletin binlerce km. uzakta yaşayan, çağın en haksız-hukuksuz gariban halkı Kürtlerle ne alıp veremediği olabilir? Almanya’nın Kürt siyasetiyle sorunu, iddia edildiği gibi kesinlikle 1993 yılındaki otoban eylemlerinden ötürü değildir. Daha öncesi vardır. Sadece yargılanma süreci 8 yılı bulan meşhur Düsseldorf davası mesela...
Dün, 9 Temmuz’da, dünyanın en yüksek zirvelerinden biri olan Ağrı Dağı’nda 3 Alman dağcının Kürd gerillaları tarafından alıkonulduğu haberi tüm dünyada duyuldu. Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier yaptığı ilk açıklamada, “Türk meslektaşlarıyla canlı bağlantı halinde olduklarını ve işbirliğini sürdürdüklerini” bildirdi. Alın size çözüm yolu! Defalarca kendi asker ve polisini gerilladan almakta acze düşen, hatta esir askerleri getirenleri yargılayan bir devletin yöneticileri Alman dağcıları gerillanın elinden alacak!
Tarih şahittir; çağın harikası Google’da tüm güncel bilgiler saklıdır: PKK şimdiye kadar rehin aldığı Türk asker ve polisler, korucular dahil herkesi kılına bile dokunmadan kısa sürede serbest bırakmıştır. Bunu yaparken insan onurunu zedeleyecek hiçbir siyasi pazarlığı da söz konusu etmemiştir. Steinmeier eğer sahiden 3 Alman vatandaşının sağ ve salim ailelerine kavuşmalarını istiyorsa, bence yanlış mercilerle işbirliği yapmasın. Ciddi bir devletin dışişleri bakanı silahlı bir örgütle işbirliği yapmaz diyorsa eğer, o zaman bu işi becerecek Lummer gibi çok sayıda gönüllü siyasetçi ve Heyva Sor, Kon-Kurd, Caritas, Kızılhaç gibi hümaniter kuruluşlar vardır.
Almanya’da 1993 yılındaki PKK yasağı ve takip eden siyasi kargaşa sırasında, Ekim 1995’te Alman Hıristiyan Demokrat Partisi (CDU) Federal Milletvekili ve Berlin eski İçişleri Senatörü Heinrich Lummer, 1995 yazında, Şam’da, Öcalan’la görüştü. Daha sonra birkaç yetkili daha gizlice görüşme yapmıştı. Görüşmelerin, o dönem Helmut Kohl’e bağlı çalışan İstihbarattan Sorumlu Devlet Bakanı Bernd Schmidbauer’in bilgisi dahilinde yapıldığı açıklanmıştı. Lummer, görüşmeyi yapıp ülkesine döndükten sonra yaptığı açıklamada, “Almanya’nın çıkarları için gerekirse şeytanla bile görüşürüm,” demişti.
Olay, iki ülke arasında gizli ve tehlikeli pazarlıklara dönüşmeden, Ağrı dağına havadan ve karadan askeri operasyon düzenlenip dağcıların hayati tehlikeye sokulmadan önce adı geçen kurumlar bir an önce harekete geçmelidir!