Musa Anter
KERKÜK KAN AĞLIYORMUŞ
Musa Anter
Yaşar Kaya
Kürt raporu
Yaşar Kaya
İsmail Beşikçi
“Büyük Felaket” mi, Soykırım mı?
İsmail Beşikçi
Hasan Bildirici
Beşikçi ve PKK
Hasan Bildirici
Aydın Dere
2008 geride kalırken
Aydın Dere
         
.:  Anasayfa |  Yazarlar |  Arşiv |  İletişim |  Künye |  Ana Sayfam Yap |  Sitene Ekle  :.

   ANASAYFA
   GÜNCEL
   SİYASET
   KÜRDİSTAN
   DÜNYA
   KADIN
   YAŞAM
   KÜLTÜR-SANAT
   EKONOMİ
   TEKNOLOJİ
   SPOR
   MİZAH
   KURDÎ
   MEDYADAN
   OKUR KÖŞESİ

Çiroken Klasik



www.kurdistan-post.org
Üye(ler) Çevrimiçi: 0
Misafir(ler) Çevrimiçi: 94

Lütfen buradan kayıt yaptırınız. Kayıtlı olmanız halinde sitenin tüm bölümlerini kullanabilirsiniz.
 
 


Öcalan karşıtlığı
Hasan Bildirici
Hasan Bildirici

Tarih: 30 Haziran 2008 Pazartesi


Otuz yıllık Kürt sorunu tartışmalarına büyük ölçüde Öcalan taraftarlığı ve karşıtlığı damgasını vurdu. Kürt ulusal enerjisi, karşıtlık veya taraftarlık gerilimi altında elektrik kaçağı gibi bir çok alanda heba edildi. Bir yanda, fazla bir üretim özelliği olmadan Öcalan siyasetine sırt dayayarak gün ve mevki idare edenler; diğer yanda, başka sermayesi olmadığı için Öcalan karşıtlığını Kürt siyasetinin kendisi haline getirenler...

30 yıl Demirel ile yol arkadaşlığı yaptıktan sonra Kürt sorunuyla ilişkilenen biri, “MİT’in çaycısı Öcalan’ı MİT binasının koridorlarında görmüş,” demesi, Kürt siyasetinin gündemi haline gelebiliyor.

TRT kurumlarında görev almaya hazırlanan bir Kürdün, “Öcalan’ın cep telefonu var” demesi Türk ve Kürt basınının manşeti haline gelebiliyor.

Sabah, öğlen ve akşam günde üç öğün Pişmanlık Yasası için başvuru yapan ve başvurusunun her ret edilişi ardından yeni bir şeyler çıkaran Şemdin Sakık da PKK-Ergenekon ilişkisini açıklamak üzere savcılığa başvuru yapıyor.

Savcılığa neden başvuru yapıyor anlayamıyorum, eğer PKK ile Ergenekon örgütü arasında bir ilişki varsa, ilişkide olanların başına kendi ismini yazar ve var olduğunu iddia ettiği ilişkinin niteliğini deşifre eder.

Bu toz duman arasında neyin doğru neyin yanlış olduğunu nasıl anlayacaksınız?

Devlet memurluğuna hazırlanan bir Kürdün, İmralı’da 10 metrekare alanda tutsak olan Öcalan’ın omuzlarına basarak Kürtçülüğünü idare etmesinin ve devletle olan sıkı fıkı ilişkisini bu yolla maskelemesinin lüzumu yok.

Bu yol ayıp bir yoldur.

Öcalan karşıtı olmak Kürt sorununun çözümünde bir yolsa, bu yolun yolcuları çok. Hem de fazlasıyla çok. PKK’den ayrıldiktan sonra Öcalan ile çatışan yüzlerce üst düzey kadro var. Binlerce militan var. Öcalan karıştı gruplar ve siteler var. Bunu ikiye, dörde, onaltıya katladığınızda ortaya bir şey çıkıyor mu?

Yani DTP ve PKK gerilerken, Öcalan karşıtı Kürt siyaseti güçleniyor mu? Kürt sorununda başka çözüm yolları, başka olanaklar devreye giriyor mu?

Nasıl ki, sırf Öcalan taraftarlığı Kürt sorununun çözümünde artık farklı bir olanak yaratmıyorsa, Öcalan karşıtlığı da bir olanak yaratmıyor.

Karşıtlıkla taraftarlığın yıpratma savaşı içinde daha fazla kemikleşme, daha büyük bir fanatizm, daha büyük bir gerilim, daha fazla ulusal enerji kaybı ve daha büyük bir önyargı ortaya çıkıyor.

Daha önce bir yazımda Doğu toplumlarının söze hareketten çok önem verdiklerini, çağı ve tüm felsefeleri bu nedenle bin yıldır çürüttüklerini söyledim. Doğu toplumlarında sözü en iyi vaazcılar kullanır. Binlerce-onbinlerce camide her gün kimlerin inançsız, münafık, dinsiz veya kafir olduğuna dair sayısız söylemler dillendirilir.

Fakat buna rağmen doğu toplumları çaresiz ve çözümsüzdür. Sözü farklı, özü farklı bir söylemler karmaşası içinde Doğu toplumlarının enerjisi heba olup gitti.

Fethullah Gülen’i bir düşünün. Doğru şeyler yaptığı ve doğru şeyler söylediği için mi Kürt ve Türk toplumu içinde bu kadar etkili oldu?

Öcalan karşıtları PKK’nin Öcalan’a sahip çıkmasından niye rahatsızlık duyuyorlar? PKK ayrı bir güç ve parti... Elbette kendi önderine sahip çıkacaktır. Bunda bir terslik, bir yanlışlık yok...

Yanlışlık, PKK’den koptuğu halde veya PKK’den ayrı bir parti veya grup olduğu halde, PKK’nin hala kendisi gibi davranmasını beklemek...

İnsanların ve partilerin birbirini eleştirmesinden söz etmiyorum... Kürt siyasetini karşıtlık veya taraftarlık düzeyine indirgemiş fanatizmden söz ediyorum...

Tek başına Öcalan ve PKK karşıtlığının Kürt piyasasında tatminin dışında siyasel bir sermayesi yok. Olsa zaten karşıtlık siyasetinin güçlenmesi bir Kürdistan gücüne dönüşmesi lazım. Öyle olmuyor... Karşıtlık psikolojisi altında insanlar kafayı üşütme noktasına geliyor...

Bu bir girdap...

1992 yılından beri görüşemediğimiz bir Öcalan muhalifiyle geçenlerde telefonda bu konuyu konuştuk.

“İlginç,” dedi. “PKK ve Öcalan’ı Kürt iktidar gücü olarak algılayalım. Normalde Öcalan ve PKK siyasetinin gerilediği yerde bu siyasetin karşıtlarının güçlenmesi gerekir. Fakat Kürtlerde böyle olmuyor. Gerçekten çok ilginç.”

Bir cümle de ben bu görüşe ekleyeyim. Öcalan ve PKK siyaseti geriledi mi, karşıtları da geriliyor.

O zaman terslik nerede?

Sırf PKK ve Öcalan karşıtlığının bir siyaset olmadığını, PKK ve Öcalan siyasetinin gerilemesinin karşıtlarını da gerileteceğini yıllardır söylüyoruz. Bir şeyin kendisi yoksa, karşıtının alıcısı yoktur. Bu bir diyalektik bağdır.

Karşıtlık siyaseti karşı olunanın yerine bir şey konduğu ve bunun gerekleri yerine getirildiği zaman bir güce dönüşebilir. Ama Kürtler böyle yapmıyor. Öcalan’ın bir sözüne kafayı takıp bir hafta bununla idare ediyorlar. Ta ki Öcalan yeni bir şey söyleyene kadar. Öcalan bir şey söylemediği zaman doğal olarak karşıtlık da bir şey söyleyemiyor.

Sorun kadro sorunu da değil. PKK’den binlerce kişi koptu. Kopanlardan PKK kurmayları da vardı. Hatta parti de kurdular. Kuruluş heyecanı çabuk yitti. Bu, PKK’den kopan insanların çok becerksiz oldukları anlamına gelmiyor. Kopanların bir kısmı yıllarca Kürdistan dağlarında Türk birliklerine kök söktüren kişilerdi. Fakat iş farklı bir siyasete geldiğinde olmadı. İyi şeyler de söylediler yine olmadı. İbre sonunda karşıtlık siyasetine dönüştü.

Kürt siyasetlerindeki karşıtlık, din savaşlarının özeti olan mezhep savaşlarının bir benzeri. Ne de olsa Doğulu toplumuz.

Öcalan karşıtları sanıyor ki, Öcalan İmralı’dan ne söylerse o oluyor. Ben de diyorum ki, söylediği hiçbir şey olmuyor. Öcalan’ın söylediği bir iki vakıfın kurulması veya partiye önerdiği ismin verilmesi mi Kürt sorununu belirliyor? Amerika’nın ve tüm dünyanın altından kalkamadığı Kürt sorunu bu mu şimdi? Esir alınmış Öcalan’ın haftalık görüşmelerinde avukatlarla yaptığı fikir jimnastikleri mi?

Muhalefetiyle iktidarıyla, siyasetçi ve aydın duruşuyla öncelikle aşırı problemi olduğumuzu kabul etmeliyiz. Hastayız... Hasta olduğumuzu anlayıp tedavi kabul etmeden bir adım ilerleyecek takatimiz olmaz. Hastalıklarımızın büyük kısmı Türk sömürgeciliğinden alınma... Takkıye özelliği Siyasal İslam’dan geçmiş bize... Komşunun tavuğuna, ineğine, bitişik köye, yan taraftaki aşirete düşmanlık duyma davranışı ise Kürtlerin geleneksel hastalığı...

Onun için vaktinde biz kendi kendimizi yönetemiyoruz, buyurun bizi yönetin demişler sömürgecilere...

Kürdistan’ın hava durumu ile ilgili bir yazı yazıyorsunuz, Öcalan ve PKK karşıtlığından çıldırmış olan Kürt mesajı döşüyor:

“Kürdkıran(PKK) ve Awdo(Öcalan)’a tavır almadıkça yazdıklarınızın bir değer yok.”

Bizim yazdıklarımızın bir değeri yok da sanki kendi yazdıklarının bir değeri var.

Yukarıdaki mesaj hangi dille yazılmış? Türk ve Kürt kırması bir dil. Aşağılayıcı bir dil, arabesk bir dil, bu dile çocuklarınızın siyasal geleceğini teslim etmek ister misiniz? Ülke umudunuzu, özlemlerinizi teslim etmek ister misiniz?

Kürt parti, kişi ve şahsiyetlerini aşağılayan ve siyasetini karşıtlık üzerine kuranların bir geleceği yok. Kürt toplumunun kurtuluş mücadelesine sunduğu bir katkı da yok. Hatta, devletin yüz milyonlar harcayıp yapamadığı geriletme ve süpekülasyon işini Kürtler birbirine karşı fazlasıyla yapıyor.

Sadece PKK, Soğuk Savaş döneminde kurulmuş ve onun etkilerini taşıyan bir parti değil, PKK ve Öcalan karşıtlığı da Soğuk Savaş döneminin olumsuz, aşağılayıcı, çözümsüz özelliklerini taşıyan bir karşıtlıktır.

Gerilemenin ve çözümsüzlüğün paralel gitmesi bundandır.

Halbuki Kürdistan coğrafyası eşsiz özellikleri olan bir coğrafyadır. Olanakları ve çeşitliliği fazladır. Beğenilmeyenin yerine yenisi her zaman konabilir.

Sovyet ve Amerikan çatışmasının adı olan Soğuk Savaş döneminin izleri bir çok alanda silindi. Amerika kendini yeniledi. Birkaç cepheli Avrupa, birleşik bir hal aldı. Balkanlar ve Kafkaslar çöktü. Sıra Ortadoğu’ya geldi. Soğuk savaş döneminin ilişki ve üslubunu edinmiş Türkiye ile Türkiye’yi yirmi yıl geriden takip eden Kürt siyasetlerinin ilişki, çalışma tarzı ve üslubu değişmedi.

Bu sancılar bir süre daha yaşanacak. Kürt halk yaşamının canını acıtan Soğuk savaş döneminin güvenilmez, kaypak, aşağılayıcı ilişki ve çalışma tarzının cenazesi bir gün mutlaka yerden kalkacaktır. Bu sancılar onun için. Bu çıldırmışlık, bu tatminsizlik ve dilde dibe vuran üslup bunun için...

Bu dilden ve tarzdan kurtulacak olan Kürt toplumunun pırıltılı gençliği, derya niteliğinde nice kurtuluş olanakları yaratacak...

İçi boşalmış yaşlı ağacın gölgesi kalkmadıkça alttaki yeni filizler boy vermez.

Kürt vatanının özgürlüğüne inanmak için o kadar çok nedenimiz var ki...

Kürdistani olan hiçbir şey düşmanımız olmamalı.

Daha fazla umut...

Daha fazla cesaret...

Daha fazla ulusal demokrasi, saygı ve incelik... Toplumsal kurtuluşun şifresi bu...



  
Hasan Bildirici
bildiricihasan@hotmail.com




Bu köşe yazısı 4157 defa okundu. Toplam 1232 kelime

Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa


[ Geri Dön: Hasan Bildirici ] - [ Yazarlar İndeksi ]

Kurdistan-Post Haber Portalı © 2004-2008 Tüm hakları saklıdır.
Sitemizde kullanılan haber ve resimler kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.