Ahmet Altan, Taraf Gazetesi aracılığıyla bir suç örgütüne dönüşmüş olan Türk Genelkurmayına karşı önemli çıkışlar yapıyor. Onların ne kadar, hoyrat, rütbe hırsızı, tertipçi ve çeteci olduklarını belgelerle ortaya koyuyor.
Ahmet Altan mağdurlarla, ezilmişlerle, kıstırılmışların ufak tefek yanlışlarıyla, tutsaklarla, ırkçı sistemin yan ürünü çapsız çeteciklerle uğraşmıyor. Çeteci sisteminin başıyla, yani Genelkurmayın kendisiyle uğraşıyor.
Ahmet ve Mehmet Altan’ların saygıdeğer babaları Çetin Altan Türkiye’deki siyaset kavgasını tek cümle ile özetlemişti:
“Cami parfümlü siyaset ile kışla parfümlü siyasetin kavgası.”
AKP ile ordu arasındaki kavganın özeti bu.
Türk-İslam sentezi ile Kemalist diktatörlerin kavgası...
Kendi generallerini bisikletle işe götürüp getiren, fakat Türk generallere imparator muamelesi yapan çıkarcı Batı, bazen siyasal İslam’dan bazen Kemalist laik diktatörlükten yana tavır alıyor. İslam lazımsa Türk-İslam akımlarını, laiklik lazımsa Kemalist orduyu kullanıyor.
Ahmet Altan, kötülüklerin başını iyi tespit etmiş. Bir kez bu konuda kararlı olundu mu, kararlı olanın elli tür entrikası, hileli ilişkisi olmadı mı, kararlı olanların kararlılığı karşısında, kirli oldukları halde çok güçlü görünenlerin titretmesi, sarsılması, hatta yerle olması uzak ihtimal değil.
Suya atılmış bir taşın dalgaları gibi yayılır iyilik ve kararlılık.
Dalga yayıldıkça tertipçi güçlerin kendilerine olan güveni azalır. Entrika ve tertiplerinden biri ortaya çıkacak diye ödleri kopar. Demeç veremez hale gelirler. Rakiplerinden sayısız belge akar. Kaynağı belli ve belirsiz bir sürü bilgi sızdırılır ortalığa. Kötülüğün mahzenlerine kapatılmış suç ve günahkarlık fıçıları patlar.
Ahmet Altan’ın Türk Genelkurmayına karşı açmış olduğu dürüstlük savaşı; birbiriyle uğraşmaktan takatsiz düşmüş Kürtlere, düzenin zalim dişlileri arasında kendisiyle uğraşmaktan feleği şaşmış radikal solculara, varoşları birbirine dar eden fanatik yoksullara, olumsuzluklardan çavuş ve başçavuşları sorumlu tutan makam ve mevki sahibi şaşkın Kürtlere, hala okulda ve sokakta mezhebini gizleyerek gezinen Genelkurmaycı Alevilere, başının ne kadarının açılıp ne kadarının kapanacağına karar verilen mağdur görünümlü Türbanlı-Türkçü bayanlara örnek olsun.
Yine Ahmet Altan’ın çıkışı; Genelkurmay güdümündeki tekelci basının ilerici geçinen; ancak, faşizmin yan öğeleriyle uğraşmayı işin aslı olarak yutturan dolar taklacılarına, Kemalizm’i hala kıstırılmış toplumların kurtuluş davranışı olarak gösteren cuntacı solculara örnek olsun.
Bir insanı tümüyle, tüm görüşleriyle beğenmek gerekmiyor.
Bir insanın iyi ve dürüst bir aydın olabilmesi için tıpkı bizler gibi düşünmesi gerekmiyor.
Bir insanın Kürt çözümünün mutlaka bizim beklentilerimizin birebir karşılığının olması gerekmiyor.
İyi ve dürüst bir aydın olabilmek için önce kendi evini kirleten kaynağı isabetle tespit etmek ve bu kirlilik kaynağına karşı dik durmak gerekiyor.
Ahmet Altan Türkiye’deki kötülüklerin kaynağını isabetli tespit etmiş. Kalemini ve olanaklarını bu yolda cesurca kullanıyor. Eline ulaşan belgeleri yayınlamaktan korkmuyor. Yayınlıyor, yargılıyor ve soruyor.
Çünkü Ahmet Altan şunu çok iyi biliyor:
Türkiye’deki suç ve katilliği destekleyen büyük bir kaynak olmazsa bu kadar suç işlenmez.
Bir milyonluk ordu, beşyüzbinlik polis teşkilatı, gardiyanlık, koruculuk, istihbaratçılıkla kuşatılmış bir ülke rüşvette, yolsuzlukta, çetecilikte, çocuk pornosunda, beyaz kadın ticaretinde, uyuşturucuda, cinayette, ret ve inkarda dünya sıralamasının hep ilk sıralarında yer alıyorsa suç örgütlerinin arkasındaki güç kuvvetlidir, hakimdir, kudretlidir.
Ahmet Altan, bu kudretin, bu kaynağın, suç örgütlerine istedikleri ortamı sunan gücün Türk Genelkurmayı olduğunu söylüyor.
Ahmet Altan’ı kötülüklerin başıyla girdiği mücadele desteklemek, cesaretlendirmek ve bu mücadelede yalnız olmadığını ona hatırlatmak gerekiyor.
Türk Genelkurmayı suç işlemede artık eskisi kadar rahat değil...