Musa Anter
KERKÜK KAN AĞLIYORMUŞ
Musa Anter
Yaşar Kaya
Öcalan-Beşikçi tartışması
Yaşar Kaya
İsmail Beşikçi
Beşikçi Eleştirilerine Cevap
İsmail Beşikçi
Hasan Bildirici
Kürt hallerimiz
Hasan Bildirici
Aydın Dere
şiddetin esiriyiz
Aydın Dere
         
.:  Anasayfa |  Yazarlar |  Arşiv |  İletişim |  Künye |  Ana Sayfam Yap |  Sitene Ekle  :.

   ANASAYFA
   GÜNCEL
   SİYASET
   KÜRDİSTAN
   DÜNYA
   KADIN
   YAŞAM
   KÜLTÜR-SANAT
   EKONOMİ
   TEKNOLOJİ
   SPOR
   MİZAH
   KURDÎ
   MEDYADAN
   OKUR KÖŞESİ

Çiroken Klasik



www.kurdistan-post.org
Üye(ler) Çevrimiçi: 1
Misafir(ler) Çevrimiçi: 85

Lütfen buradan kayıt yaptırınız. Kayıtlı olmanız halinde sitenin tüm bölümlerini kullanabilirsiniz.
 
 


Türk milliyetçiliğinin intiharı
Aydın Dere
Aydın Dere

Tarih: 16 Haziran 2008 Pazartesi


Avrupa 2008 maçlarından ötürü Cenevre kantonu birçok ulustan olduğu gibi Türk futbol severlerin de akınına uğradı. Türk futbol camiası, politikacıları ve basınından bir çok tanınmış sima Cenevre caddelerinde cirit atıyorlardı. Ana tema futboldu, fakat ilgi alanımıza girmeyince politika konuşmadan edemedik. Futbolun bir rant sektörü olduğunu bilmeyen olmasa da milli karşılaşmaların milliyetçiliği körükleme aracı olduğu da çok iyi biliniyor.

Ayaküstü sohbetlerindeki önyargı ve magazinel konuşmalarına tanık olunca İsviçre’yi ve demokrasisini çok beğendiklerini dile getirip, övgüler dizdiklerinde ve bu yedi milyonluk ülkede dört ayrı resmi dilin konuşulduğu 26 kantona ayrıldığını her bir kantonun ayrı bir bayrağının, parlamentosunun ve yönetimine olan şaşkınlıklarını “Yapma yav!”Bir ülkede nasıl bir çok resmi dil ve bayrak olur!” kabilinden alaturka cevaplarından da geri kalmadılar.

Bu gerçeği, varoluşu tez ya da sav olarak değil de deneysel yolla göz önüne serip dokunulacak şekilde gösterildiğinde bile, gerçeği yine de kabullenmiyorlardı. Algılama ile nedensellik arasındaki bağıntıyı çözmenin kendi oluş, önyargısız ve adalet duygusunun gelişkinliğiyle derinden ilişkili olduğundan da bihaberdiler.

Türkiye ya da Türklerin dünyada özel bir icatlarının olmadığı bilinir. Bu durum geçmiş bir uygarlığın sahibi olmak yada modern çağa katkı sunmakla bağıntılıdır. Bu anlamda milliyetçilik, İslamcılık, cumhuriyetçilik, komünistlik ya da sosyalistlik gibi dinsel ve ideolojik paradigmaların kötü kopyalarını ithal edip, ellerine ve yüzlerine bulaştırdıkları aşikardır. Nedense demokrasi ya da federatif yapı bir türlü ithal edilemiyor ve o âlicenap mürekkep yalamışlar, gezip övdükleri İsviçre’nin dört dilli olmasını anlayamıyorlardı. Hem de çokça övündükleri Lozan Antlaşması için, cumhuriyet kopyacıları aylarca İsviçre’de kaldıkları halde…

Planetimizde Hindistan, İspanya, Kanada, Amerika, Almanya, İsviçre, Avrupa Birliği, İsviçre ve bu listeye Irak’ı ekleyerek daha bir çok halkın bir arada yaşadığı ülkeler federal ya da konfederal yönetimlerle yönetilmiyor mu? Otuzuncu isyanı ve son yirmi dört yıldır kanlı bir süreci yaşayan Türkiye’nin çok daha fazla ihtiyaç duyduğu sistemde bu değil mi? Üstüne üstlük Kürtlerin örgütlü bir kitlesi ve kaynağı halk olan ve bu diriliş karşısında Türkiye’nin hormonlu bir milliyetçilikte ısrar etmek akıl karı mı?

Ortadoğu’da demokratik çözümsüzlükten kaynaklı ulus çatışmaları, yerel egemen ulus milliyetçiliğini beslerken, yerel rantçılar ve emperyal güçlerin hegomonik projelerine katkı sunmadığını söyleyebilir miyiz? Buna ahlak dışı milliyetçilik deyip, bu paradigma etrafında teoriler üretmek kısır döngünün döngüsü…

Bu bilmece nasıl çözülür, bu tehlikeli döngü nasıl kırılabilir?

Milliyetçiliğin asıl yaratıcıları Batılılardır elbette. Birinci ve ikinci dünya savaşlarında milyonların yaşamına mal olup bir kıtanın harabeye dönmesine yol açarlarken; aynı Batılılar kurtuluşu demokratik cumhuriyette, sonra federatif yapıda ve bununla da yetinmeyip Avrupa Birliği (AB) gibi sınırları ortadan kaldıran, çoğulcu, demokratik, hukuk ve sosyal birliktelikte bulmaları Türk devlet yöneticilerini düşündürmüyor mu?

Zenefobik duygularla modernleşmenin esas alınmaması güçlenmenin aksine; devleti zayıflattığı gibi, dış müdahaleleri de artırması kaçınılmazdır. Sonuç; sürdürülen savaşın faturaları eklenirse İMF’ye olan borç 400 milyarı aşmaktadır. Militarizme, eğitim ve sağlıktan daha fazla kaynak aktarılmakta, özelleştirilme adı altında her şey yabancılara satılmakta, PKK’ye terörist dedirtme ve Kürde zülüm etme karşılığında vatan ve onur dahil ne varsa sunuluyor. Aynı zihniyet Kürdün kendisini inkar edip, Türk milliyetçisi olmasını isteyebilecek kadarda saçma olabiliyor. Türk milliyetçiliği, Kürt sorununu ezerek başa çıkılamayacağını anlayan Özal’ı zehirliyor, Kahveci’yi Kamyonla eziyor, E. Bitlisi’yi imha ediyor, Diyarbakır valisi Okan’ı Hizbullah adıyla öldürüyor; Kürt sorununa çözüm isteyen Sabancı’yı sola sızma tetikçileriyle öldürterek TUSİAD ve demokratik reformlar isteyen burjuvaziyi terörize ediyor. Kürt özgür olmasın diye, günde onlarca sorti yapılarak dağlar bombalanıyor ve hızını alamayıp Güney Kürdistan’nı bombalıyor. Ormanlar yakılırken, doğa cehenneme çevriliyor ve her türlü iğrenç komplo ve canilikler yapılıyor. Bu anlamda Türk milliyetçiliğinde gerçeklik körlüğü yaşanırken; bu duruma ilkel milliyetçilik desek de ciddi bir toplumsal çöküş baş göstermiştir. Kürtlerin özgürlüğe olan inançları farklı bir ivme kazanıyor; görülen o ki, uygar ölçülerde Kürtlerin anadan doğuş hakları tanınmaz ise önümüzdeki süreçte fay hattı gittikçe derinleşecek ve Türkiye’nin hiçbir sorunu Kürdü artık ilgilendirmeyecek; çünkü Kürtler özgürlük ve barış istemleriyle uygar insanlığın cephesindedir.



  
Aydın Dere
dere@bluewin.ch




Bu köşe yazısı 5302 defa okundu. Toplam 645 kelime

Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa


[ Geri Dön: Aydın Dere ] - [ Yazarlar İndeksi ]

Kurdistan-Post Haber Portalı © 2004-2008 Tüm hakları saklıdır.
Sitemizde kullanılan haber ve resimler kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.