Türk ordusunun Zap önlerinde kırama uğramasından sonra çözümsüz çözüm paketleri havai fişekler gibi birbiri ardına patlamaya başladı. Tam da bu arada demokrasicilik oynayan AKP’nin başına Cumhuriyet Başsavcısının “kapatma” saksısı düştü. Bir musibet bin nasihattan yeğdir! Umarız öyle olur.....!
Biz işimize dönelim.
1921 Anayasası ve Kürtler
Yıllardır Abdullah Öcalan, 1921 ruhuna geri dönüş, Kürt sorununu çözer, diyor. DTP’nin çizgisi de bu çerçevede. Hasip Kaplan, Türk meclisinde yaptığı konuşmada bu bakışımı “1921 Anayasasını istiyoruz!” diyerek özetliyor.
Nedir 1921 Anayasası?
- Türkiye Devleti Büyük Millet Meclisi tarafından idare olunur. (1921 AY. M.3)
1921 Anayasasında ki “Türkiye Devleti” kavramıyla ilgili olarak akademik alanda da abartılı tartışmalar olmuştur.
Gerçekten de 1921 Anayasasında yer alan “Türkiye Devleti” ile “Türk Devleti” deyimleri arasında uygulama babından bir farklılık olmamıştır. 1924, 1961 ve 1982 Anayasalarında da “Türkiye Devleti” ifadesi kullanılmıştır. (M.1) “Türkiye Devleti” ibaresinden yola çıkarak yapılan yorumlar, 82 Anayasasında yer alan “Türkiye devleti” ifadesinden de yola çıkarak bugün için de yapılabilir. Kısacası “Türk Devleti” ile “Türkiye Devleti” arasında farklılık yaratan yorumlar, zorlama yorumlardır.
Mustafa Kemal’in o dönemde söylediği bazı sözleri baz alarak yapılan yorumlar ise politika tarihi ve gerçeği açısından bir değer ifade etmez. İktidar mücadelesi yürüten bütün hareketler, ideolojik bir öz ve çekirdek kadroyla yola çıkar, değişik sınıf ve katmanlarla koalisyon benzeri anlaşmalar yaparak toplumu en geniş biçimiyle mücadele içine çekmeye çalışır. Ancak iktidar olunduktan sonra mücadele sürecinde verilen sözler yerine baskı ve zulüm devreye geçer. Tasfiye hareketleri başlar. Bolşevik, Çin, Türk istiklal mücadelesi ve en son olarak İran molla rejimi bunun bilinen örnekleridir.
Hukuk belgelerinde hak ve özgürlükler açık bir dille tanımlanmak zorundadırlar. Sınırları net olarak çizilmemiş, açıkça tanımlanmamış hiçbir özgürlük yaşama geçemez, geçmemiştir. Muğlak ifadelerle hukuk belgelerine geçen kavramlar da iktidarların baskı ve zulüm gerekçesi olmuştur.
Irak Anayasasında, “Irak devleti Araplar ve Kürtlerden oluşur” açık ifadesine rağmen, bu hakkın kullanılacağı coğrafik sınırlar kesin sınırlarla belirlenmediğinden ne anayasa hükmü ve ne de otonomi anlaşması hayata geçmiştir. Demek ki hukuk tekniği, özgürlükler tarihi, siyasal bilim dışlanarak çözüm formülleri oluşturulamıyor.
Yanlış Nerede?
Bir hukuk adamı olan Hasip Kaplan da böylesine vahim bir yanlışa düşüyorsa bunu hukuk bilgisi eksikliğinde değil, politik sığlıkta, tarih ve toplum bilincinden yoksunlukta aramak gerekir.
İki Buçuk Çözüm Yolu
a- Herkesi Türk sayan, egemenliğin de kayıtsız şartsız Türk milletinde olduğunu söyleyen, eğitim dilini ve resmi dili Türkçe olarak belirleyen anayasa, bu hükümleri değişmez kılarak rejimi kilitlemiştir.
Türk anayasası net ifadelerle “Kürt sorunu demokratik yollarla çözülemez!” diyor. Dogmatik ırkçı anayasaları zor yoluyla değiştirmek için ortaya çıkan PKK, bu anlamda bilimsel bir harekettir. Ancak ortaya çıkış sürecindeki bağımsız Kürdistan talebini, demokratik hak istemine çevirmesine rağmen Türkiye’nin ısrarla PKK’yi çatışma ortamında tutmaya çalışması bir savaş hilesi olarak da değerlendirilebilir.
b- Kendine güvensiz ırkçı rejim, aşılmayı uluslar arası güçlere bırakmıştır!
“Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümleri esas alınır. (M.90)
Kürdistan uluslar arası bir sömürgedir. Kürt ve Kürdistan sorunu da uluslar arası bir sorundur. Türk Anayasası da çözüm yeri olarak Ankara’yı değil, uluslar arası arenayı göstermiştir. O halde Kürt ve Kürdistan sorununun ikinci çözüm yöntemi uluslar arası müdahaledir. Diğer bir ifadeyle diplomasidir. Aslında PKK dışında kalan diğer Kürt hareketleri bu yolu ana strateji olarak belirlemiş olsalardı bu gün Kürt ve Kürdistan sorunu çok daha farklı platformlarda tartışılıyor olacaktı. Veya PKK savaşa verdiği önemin yarısı kadar bir önemle diplomatik mücadele yöntemini deneseydi aynı şey olacaktı.
c- Bu iki ana yöntem dışında anayasaların yapılış biçimi yarım bir yöntem olarak düşünülebilir. Bilindiği üzere, anayasalar ya asli kurucu iktidarlar ya da tali kurucu iktidarlarca yapılır. Asli kurucu iktidar, devlet kurarak, darbe yaparak veya devrim yaparak siyasal erki ele geçiren iktidarlardır. Bu iktidar hiçbir hukuk kuralına bağlı olmaksızın anayasayı istediği biçimde şekillendirebilir.
Türkiye’de devrim artık bir hayal! Darbeler de ancak ve ancak Kürtlere yeni bir katliam uygulamak için yapılır...... Bunu unutalım.
Demokratik yasal mücadele biçimini benimseyen herhangi bir siyasal parti (örneğin AKP veya DTP) geniş toplumsal bir konsensüs yaratarak referanduma sunulmak üzere yeni bir anayasa yapılmasının öncülüğünü yürütebilir. Bu durumda anayasa değişikliğinden değil, yeni bir anayasanın yapılmasından söz edilir. Fransa ve Almanya bu yolu seçmiştir. Özal’ın sözünü ettiği II. Cumhuriyet de bu anlama gelmekteydi. Buçuk çözüm yolu da budur.
AKP’nin, devletin ve hatta DTP’nin Kürt sorununu barışçıl yollarla çözmek isteyip istemediğini çözümsüz çözüm paketleri değil, hukuk ve siyasal bilim ilkelerine göre yapılan çalışmalar belirler. Bilimsel bir çalışma yoksa çözüm istemi, gücü ve iradesi de yoktur!
Ne diyelim? Ufukta çözüm yok! Balon paketler çok!