Avrupa’ya geldiğim ilk dönemlerde neyi niçin aradığımı bilmeden bulabildiğim her savaş filmini büyük bir tutkuyla izliyordum. Sinemada Strasburg filmini izleyince, olmayan bir şeyi aradığımı fark ettim.
Aktörler, parçalanmış bedende rolsüz kalmışlardı. Senaristler de o ruhu tanımlayamamışlardı!
Savaş filmlerinin anlatamadığı o sahneleri kısacık bir yazıda anlatmak mümkün değil, ancak o sahneleri yaratan olay ve olguları açık ve berrak bir biçimde tanımlamak mümkün.
a-Karda Savaş
Savaş araçları savaşın hem taktiğini ve hem de stratejisini belirler. Üstün askeri teknikle Don ve Volga nehirleri kıyısına kadar ilerleyen Almanlar bataklığa saplanıp kalmışlardı. Kışın -havalar -20 C°’nin altına düşünce Kızıl Ordu buz kesen nehirlerin üstünden tank yürüterek saldırıya geçer. Almanları bozguna uğratır. Bozgunu kabullenemeyen Almanlar “Kızıl ordu generallerine değil, general kışa yenildik” der. Savaş literatüründe bu deyim, iklimin savaşta stratejik bir unsur olduğunu vurgulamak için kullanılır.
Kar beyaz bir bataklıktır. Tek fark, bu bataklığın beyaz renkte olmasıdır. Savaşta hava unsurları ve uzun menzilli silahlar ile bu engel aşılmaya çalışılır. Ancak karın yumuşaklığı, parça tesirli bombaların enerjisini absorbe eder ve büyük ölçüde etkisiz kılar. Aynı biçimde personel hareketinde zemin kayganlığı kontrol kaybına, zemin çökmesi ise enerji ve hız kaybına neden olurken ısı düşüklüğü de içten bir korkuya ve direnç kaybına neden oluyor.
Bu operasyonda asıl üzerinde durulması gereken nokta; düşmanın muazzam teknik ve donanım üstünlüğüne karşın, kurtların bile ayakta donduğu o soğukta, gerillanın gösterdiği dirençtir. Büyükanıt’ın “ Varsa bir yiğit gitsin 24 saat kalsın!” deyişi gerillanın direnç düzeyini ifade ediyor. Kürtler bu yiğit evlatlarıyla ne kadar gurur duysa azdır.
Buna karşın metropollerdeki eylemsizlik ciddi bir eksiklik olarak algılanmalıdır.
Herkes TSK neden apar geri çekildi sorusuna cevap arıyor. Yaşanan bazı örnekler gerçeğe ulaşmada yol gösterici olabilir.
- 1995 Çelik Operasyonunda TSK “ İki gün içinde Kıbrıs adasının iki kat büyüklüğünde bir araziyi işgal ettik” diyordu. Bir süre sonra gerillanın saldırıya geçerek TSK’ya büyük zayiatlar verdirmesi, Zaxo alanında konuşlanmış bulunan askerler 120 kadar aracı terk ederek kurtuluşu Habur’un öte yakasına atmakta bulmuştu.
-1997 sonbaharında Amed-Kulp alanına yapılan operasyonda operasyon güçlerini izlemeyle görevlendirilen üç kişilik bir gerilla birimi, 60 kişilik özel kuvvetler birliğinin çadır açarak konuşlandığını görünce saldırıya geçerek çoğu rütbeli 31 askeri savaş dışı bırakır. Bu olay sonrasında operasyon gücü de panik içinde apar topar geri çekilir.
-Yine aynı tarihlerde Lice kırsalına yapılan bir operasyonda yola döşenen mayının bir tankta patlaması ve içinde komuta kademesinin bulunduğu bir aracın hedeflenerek imha edilmesi sonucunda operasyon gücü geri çekilmişti. Örnekleri çoğaltabiliriz.
O halde Güney Kürdistan işgalinin ön adımı olan, 21 Şubat operasyonu da TSK’nın gerilladan yediği darbelerin sonucu sona erdirilmiştir, demek gerçeğe en yakın bir değerlendirme olur. Genelkurmayın “sırf askeri nedenlerle geri çekildik” sözü de bunu doğruluyor.
Ancak;
-Bamernê köylülerinin tankların önünde siper olması ve peşmegenin müdahalesi, Başta Akrê olmak üzere, Kadişê, Derkar köylülerinin silahlanarak gerillanın yanında Türk askerine karşı savaşa kalkışması, Mesut Berzani ve Peşmerge komutanlığının duruşu, Türk ordusunda ciddi kaygı ve korkuların oluşmasına neden olmuştur.
- ABD ordusunun 70 tankını Duhok ve Zaho’ya kaydırması ile Türkiye’ye “geri çekil!” ültimatomunu vermesi de süreci hızlandırmıştır.
b- Operasyonun Politik Sonuçları
Kürdistan’da din adamlarının ilk defa bu savaşa açıkça karşı çıkması dikkate değer bir olaydır. Sivil toplum örgüt temsilcilerinin kefen giyerek yerlere yatması sivil itaatsızlık eylemliliğinde yeni bir görünümdür.
Güneyli güçlerin operasyona destek vermemesi, Mesut Berzani’nin “Kürt gençlerinin ölümünden duyduğu üzüntü” ile operasyon süreci ve sonrasında Murat Karayılan’nın yaptığı sorumlu ve düzeyli açıklamalar uluslaşma bilincinin yeni verileridir.
Türk ordusuna karşı Akrê, Kadişê, Bamernê köylülerinin silahlı-silahsız karşı koyuşu, değişik parçalarda da olsa ulusal duygu birliğinin eyleme dönüşme evresine girdiğini göstermektedir.
Türkiye faşist diktatör bir ülkedir. Mevcut AKP iktidarı da bu rejimin savaş hükümetidir. Dolayısıyla bu operasyonda en büyük bozgunu AKP yaşamıştır. Ordu da itibar kaybına uğramıştır.
Karakteri itibarı ile Türk devletinin bu operasyon sonrasında siyasi bir açılıma gireceğini düşünmek, siyasi körlükten öte budalalıktır. Çözüm, bu faşist rejimin karşısında dik durmayı bilen ve onu gerileten kişilikli politikadan geçmektedir.
c- Diplomatik Kapılar
Köylüler Nasrettin Hoca’ya “Kıyamet ne zaman kopacak?” diye sorduklarında Hoca “ Karım öldüğünde küçük kıyamet, ben öldüğümde büyük kıyamet kopacak!” demiş.
ABD’nin Türkiye’ye meyil etme biçiminde tarif edebileceğimiz son süreçlerdeki politikası Kürt politik ve düşün çevreleri tarafından Nasrettin Hocayı doğrularcasına yorum ve tutumlara tabi tutulmuştur!
Kürt politikacılarının ruhunda bir bütünlük içinde değerlendirme yapma yerine kendilerini dünyanın merkezine koyup a/politika yapma gibi ciddi bir hastalık var. Hastalığın üzerine inşa edilen politikaları da her seferinde duvara tosluyor.
- Defalarca söyledik 21. yüzyılda yapay bütün siyasal yapılar ile gerici toplumsal bütün kurumlar yerle bir olacak. Yeni dünya düzeninin özneleri olarak görülen küresel aktörlerin bile bu süreci durdurmaya güçleri yetmeyecektir. Ne olursa olsun süreç, bir geri iki ileri biçiminde yürüyecektir. Dünya yeniden dizayn edilirken, statükocu unsurlar yıkılacak yeni unsurlar da aktif roller üstlenecektir. Ve unutulmamalıdır ki küresel aktörlerin statükocu unsurlarla ilişkileri de her zaman için stratejik değil, pragmatisttir.
Kürtler de taktik ve stratejik ittifaklarını bu gerçekliğe göre belirlenmek durumundadır. Bu, bağımlılık değildir. Kaldı ki ancak ulusal çıkarları esas alan kişilikli politika sahibi güçler bu süreçte rol üstlenebilir. Hal böyle iken Türk ve İran stratejik dostluğuna soyunarak ABD, AB ve İsrail düşmanlığı yapmak, tek kelimeyle politik körlüktür. Koşullar bu kadar lehte iken başta PKK olmak üzere tüm Kürt örgütleri çok rahatlıkla diplomasi ve hukuk mücadelesi ile uygar dünyanın kabul edilebilir üyeleri arasına girmek için kapıyı aralayabilirler.
Mesut Berzani’nin son çıkışları ve bu çıkışın doğal bir sonucu olarak ABD’nin nota niteliğinde Türkiye’ye “çekil!” uyarısı bu düşüncemize haklılık kazandırıyor.
Sonuç olarak; “PKK’nin siyasi iradesini kırdık, savaşma azmini de kırarsak bu iş biter!” hülyasıyla Zap’a dalan Türk ordusunun ciddi darbeler alarak geri çekilmesi Kürtlerin askeri anlamda ciddiye alınması gereken bir güç olduğunu göstermiştir. Buna karşılık Kürtlerin de ulusal bir politika oluşturmalarının zorunlu bir hale geldiği, hukuk ve diplomatik yollarla yüzlerine kapanan kapıları aralayabilecekleri gerçeği ortaya çıkmıştır.