Musa Anter
KERKÜK KAN AĞLIYORMUŞ
Musa Anter
Yaşar Kaya
Kürt raporu
Yaşar Kaya
İsmail Beşikçi
“Büyük Felaket” mi, Soykırım mı?
İsmail Beşikçi
Hasan Bildirici
Beşikçi ve PKK
Hasan Bildirici
Aydın Dere
2008 geride kalırken
Aydın Dere
         
.:  Anasayfa |  Yazarlar |  Arşiv |  İletişim |  Künye |  Ana Sayfam Yap |  Sitene Ekle  :.

   ANASAYFA
   GÜNCEL
   SİYASET
   KÜRDİSTAN
   DÜNYA
   KADIN
   YAŞAM
   KÜLTÜR-SANAT
   EKONOMİ
   TEKNOLOJİ
   SPOR
   MİZAH
   KURDÎ
   MEDYADAN
   OKUR KÖŞESİ

Çiroken Klasik



www.kurdistan-post.org
Üye(ler) Çevrimiçi: 0
Misafir(ler) Çevrimiçi: 72

Lütfen buradan kayıt yaptırınız. Kayıtlı olmanız halinde sitenin tüm bölümlerini kullanabilirsiniz.
 
 


Türk devleti 1924'de refarandum istiyordu
Mehmed Alî Husêdin
Mehmed Alî Husêdin

Tarih: 13 Şubat 2008 Çarşamba


G. Kürdistan Devlet Başkanı Mesud Barzani himayesinde Hewler’de gerçekleştirilen ‘Türkmen Kongresi” sonrası biz artık Kerkük referandumunun güvenli bir şekilde önümüzdeki beş ay içerisinde tamamlanacağını anlıyoruz. Olaylar, bölgede bir asır önce yok sayılan Kürdlerin kontrolündedir. Irak Anayasasına göre referandum öncesi yapılması gerekli nüfus sayımı başarıyla yapıldıktan sonra, referandum bir günlük iş olacaktır. Hepimiz merakla o günü ve sonrasını bekliyoruz. Yok sayılan ve bir asır önce mezara gömülmeye çalışılan Kürd’ün dirilişidir.

Aşağıda sizlerle paylaştığım, zamanın Birleşmiş Milletleri olan Milletler Cemiyeti (League of Nations) tarafından 30 Eylül 1924 tarihinde Musul vilayetinin kaderinin belirlenmesi için oluşturulan komisyona, ‘Musul vilayetinin kaderinin nasıl belirlenmesi gerektiğine dair’ Türk tarafının ilettiği tezin aynı komisyon tarafından hazırlanan özetinin Türkçe çevirisidir. Tarihi ve ibretlik bir belge olduğundan mutlaka okuyunuz.

Türklerin o zamanki tezi, “Musul vilayetinin kaderinin referandumla belirlenmesi” gerektiğidir. İlginç, değil mi? İngilizlerin tezi ise “bir uzmanlar komisyonu kurulup, vilayetin kaderini bu komisyonun belirlemesidir”.

O gün, Kerkük referandumu diye bugün uğrunda mücadele ettiğimiz aynı bölgeyi de kapsayan Musul vilayeti için referandumu, üstelik nasıl yapılması gerektiğini dahi formüle ederek savunan Türk Devletinin, ülkesini isteyen Kürd kitlesi karşısında aynı referandumu engellemek için en kalleş yöntemlere başvurması ibretliktir.

* * * * * * *

TÜRK HÜKÜMETİNİN TEZLERİNİN ÖZETİ

Bu denli önemli bir meseleyi ve büyük bir nüfusun kaderini bir hakemliğe sunmak adil olmayacaktır.

Bu komisyon, şüphesiz, bazı gerekçelerle ilgili gözlemler yapabilecektir, ama nüfusun istekleri konusundaki takdirlerinde her zaman şüpheler ve bir halk oylamasının tartışılmaz vargısına kıyasla, eksiklikler kalabilecektir. Bir komisyon ancak sınırlı sayıda kişilerle temas kurabilir, bu da ancak kamuoyunun küçük bir bölümünü temsil edebilir. Böylece bir komisyon, nüfusun gerçek istemlerini saptama durumunda olamayacaktır. Araştırması yalnız eksik kalmayacak, hakkaniyete aykırı sonuçlara varma tehlikesini de taşıyacaktır. İhtilafın şu ya da bu şekilde çözümü ister istemez yüzbinlerce kişiden oluşan bir nüfusun çıkarlarını etkileyecektir, siyasi akıl gibi, adalet de, bu nüfusun kendi kaderini özgürce tayin edebilme durumunda olmasını talep eder; hiçbir nüfus kendi isteminin aksine, bir devletten başka bir devlete devredilemez.

Benzeri durumlarda sorunlu bir bölgenin kaderini tayinde referanduma başvurulmasının uygun olduğu kabul edilmiştir. Yukarı Silezya için, Sarre Havzası için, Doğu Prusya’nın bazı bölgeleri için, Slesvig ve Klagenfurth bölgeleri için ve daha birçoğu için durum böyleydi. Doğu halkları hangi nedenden dolayı Avrupa halklarına layık görülen bir muameleden farklı bir muameleye tabi tutulduklarını anlayamayacaklardır.

Irak halkının kendisine, Emir Faysal’ın seçimi konusunda danışılmasının mümkün olduğu bir ortamda, kendisi için sonsuz derecede daha önemli bir konuda yani şu veya bu ülkeye bağlanması konusunda, önünde aşılamaz engeller olacağı tezini kabul etmek güçtür.

Referandum prosedürünü reddetmekle, Britanya Hükümeti davasının zayıflığı, iddialarının haksızlığı ve bu nüfusun Türkiye’yi tercih ettiği gerçeği ile ilgili kanıtlar sunmuş olacaktır.

Musul vilayetinde bir referandumun şart olduğuna inanmak için bir diğer neden de, Irak’ta 1919 ve 1921’de örgütlenen referandumlarla ilgili İngiliz dokümanları ve deklarasyonlarındaki çelişkilerden kaynaklanmaktadır (Türk memorandumu, Eylül 1924, c. 494. 1924. VII):

a) 23 Ocak 1923’te Lozan’da, Lord Curzon, İsmet Paşa’nın bir gözlemini yanıtlarken, Britanya makamları tarafından Bağdat, Basra ve Musul vilayetleri sakinlerine gelecekte birleşmiş olarak mı yoksa ayrı ayrı mı kalmayı tercih edecekleri konusunda danışıldığını beyan etti. Üç bölgenin sakinleri ayrılmaz bir bütünün parçaları oldukları için ayrı ayrı olmayı reddettikleri yanıtını verdiler. Aynı zamanda bir Arap Kralının seçimi konusunda düşünceleri sorulduğunda yanıtları değişik çıktı. Ama 1921’de, Emir Faysal’ın Irak kralı seçilmesi referanduma sunulduğunda, Musul vilayeti sakinleri bu seçimi oybirliğiyle kabul edecekti. (Lozan tutanakları, cilt 1, sayfa 289);

b) Aynı konuşmada Lord Curzon, vilayetteki Türk nüfusundan bahsederek, “Kerkük kesimi hariç bu nüfusun tümünün Irak Krallığıyla birleşme ve Emir Faysal’ın kral olması yönünde oy kullandığını söyledi. (Lozan Tutanakları, cilt 1. sayfa 292)

c) 14 Aralık 1922 tarihinde, İsmet Paşa’ya verilen bir memorandumda, Lord Curzon son referandumla ilgili olarak aşağıdaki ayrıntıları verdi:

“Referandum, Süleymaniye, Ranis ve Revanduz bölgelerindeki Kürdler hariç vilayetin tümünü kapsadı. Bu bölgeler dilleri ve ırkları tamamen farklı yoğun nüfus kütleleri oluşturduklarından, ayrı bir muameleye tabi tutulmaları şüphesiz doğru olacaktır. Arap bölgeleri kendilerine komşu Kürd bölgeleri gibi ve de Türkmen şehirleri gibi tümden seçime katıldılar ve hepsi, Kerkük hariç, Faysal’ın Irak tahtına çıkmasını ve kendilerinin Irak devletine bağlanmasını seçtiler.” (Blue Book, “Turkey”, No. 1, 1923, sayfa 367).

Aynı dokümanın 371. sayfasında da, 1919’da vilayet sakinlerinin “Bağdat ve Basra’yla kalıcı bir birlik oluşturmak” lehinde oybirliği ile karar verdiği yazılmaktadır. Nihayet 1921’de, tüm Araplar, komşu bölge Kürdleri ve tüm Türkmenler –Kerküktekiler hariç- bir kez daha, bölgenin Irak devletine bağlanması ve Emir Faysal’ın kral olması lehinde oy kullandılar.

Bu çeşitli dokümanlara bakılırsa, Süleymaniyedekiler dahil Musul vilayetinin tüm sakinlerinin oybirliğiyle Bağdat ve Basra’yla birleşmek yönünde oy kullandığı; ve aynı şekilde tüm Arapların, -Süleymaniyedekiler hariç- tüm Kürdlerin –Kerkük bölgesindekier hariç- tüm Türklerin de bu birlikten ve Emir Faysal’ın seçiminden yana oldukları sonucu çıkarılabilir.

d) İsmet Paşa, bahsi geçen Britanya memorandumuna verdiği bir yanıtta, Süleymaniye ve Kerkük sancakları sakinlerinin Irak’a bağlanmaları lehinde oy kullanmayı reddettiklerini söyledi. Lord Curzon cevabında, özellikle Süleymaniye bölgesinin nüfusunun Irak’a bağlanmak lehinde oy vermeyi reddetmediğini, ancak 14 Aralık tarihli memorandumda açıklanan nedenlerden ötürü Emir Faysal’ın seçimi konusunda bu nüfustan görüş istenmediğini beyan etti.

e) Irak yönetimi ile ilgili resmi raporda (Irak yönetimi üzerine rapor, Ekim 1920 – Mart 1922, sayfa 12) şu pasaj yer almaktadır: “Süleymaniye kesimi, hemen hemen oybirliğiyle her ne şekilde olursa olsun Irak Hükümetine dahil edilmeyi reddetti. Çok açık biçimde ifade ettiği istemlerine uygun olarak bir İngiliz siyasi servis subayının idaresinde Britanya kontrolü altında kalmayı yeğledi.”

f) Aynı raporda birkaç sayfa sonra şunlar da yazılıdır (sayfa 15): “Süleymaniye Livası Irak için bir kral seçimine katılmamaya karar verdi. Referandumun genel sonucu %96 Emirin kral seçilmesi lehineydi, aleyhteki %4 oylar çoğunlukla Kerkük Türklerine ve Kürdlerine aitti. Bu Liva’da Emirin adaylığı reddedilmekle birlikte herhangi bir diğer alternatif lehine de ortak bir görüş yoktu.”

g) Meclis’e Ağustos 1924’te sunulan memorandumda Britanya’nın Tezi, yukarıda bahsedilen resmi rapor doğrultusunda “yeni bir evrim geçirdi”. Bu memoranduma göre Süleymaniye sancağı iki referanduma da dahil edilmemiştir ve Kerkük’e gelince, bu şehir Kral Faysal’ın hükümranlığı altındaki Irak’la bütünleşme lehine oy kullanmayı reddeden tek şehirdir.

Bu dokümanlardan çıkarılacak sonuç şudur: Süleymaniye sancağı gerçekte, her ne şekilde olursa olsun Irak’a dahil edilmeye karşı çıkmıştır ve Kerkük sancağı Emir Faysal’ın hükümetine bağlı kılınmayı açık bir biçimde reddetmiştir. Şimdi bu duruma göre iki sancak, -bunların toplam nüfusu vilayet toplamının üçte birini, hatta yarısını (Türk istatistiklerine göre) oluşturmaktadır- Irak’la birleşmeye karşı çıkmaktadır. Vilayetin diğer sakinlerinin oy kullandığı anormal şartlar dikkate alınırsa, olaya Britanya Hükümetinin bakış noktasından bakıldığında, Musul vilayeti nüfusunun bir bütün olarak, Irak’la herhangi bir biçimde birleşmek lehine oy kullandığını iddia etmenin güç olduğu anlaşılacaktır.

Tüm bu husular vilayette bir referanduma başvurmanın gerekliliğini kanıtlamaktadır.”

Gelecekteki bir referandumun alacağı biçimler hakkında adı geçen Türk memorandumu sadece bazı hususlara işaret etmiştir ki bu hususlar Komisyonun soru formuna verilen yanıtta geniş bir şekilde tamamlanmıştır.

Bu yanıt herşeyden önce; referandumun samimiyeti, bunun sonucunda da geçerliliği için; oylamanın oy vermeye çağrılan nüfus üzerinde herhangi bir dış baskı olmaksızın yapılması gerekliliğinin altını çizmektedir: “Eğer Musul vilayeti gerçekten, Lord Curzon’un Lozan’daki deklarasyonlarında dediği gibi “ülkenin kendi sakinlerinin elindeyse”, Türk memorandumunda önerildiği gibi tarafsız bir komisyonun nezareti gerekecektir: bu komisyonun her bölgede kamu idaresi altında yaşayan nüfusun değişik unsurlarını kontrol altında tutması gerekli olacaktır.

Bir kez böyle bir kontrol gerçekleştirildiğinde ve hükümetten referandum sırasında vilayetin üzerinden uçaklarını uçurmayacağı garantisi alındığında oylamaya geçilebilir, bundan önce de hükümet memurları geçici olarak görevlerini nüfusun seçtiği veya her yörede ihtiyarlar meclisince atanacak kişilere devretmelidirler.

Britanya otoritelerinin ihtimal dahilinde gördüğü kargaşalıklardan şüphe edemeyiz: Asayiş her aşiretin kendi iç örgütlenmesiyle, köylerde ve kırlarda ise, nüfusun değişik unsurlarından, orantılı temsil ilkesine göre oluşturulacak ve ihtiyarlar heyetinin emrine verilecek yerel kolluk kuvvetleriyle sağlanacaktır.

Türk Hükümeti, yığınların istemlerini daha kolay ortaya çıkardığı için tek dereceli direkt oyun savunucusudur. En pratik yöntem, her seçmene, birinin üstünde Türk bayrağı ötekinin üstünde Britanya bayrağı basılı iki kağıdın verilmesi ve kendisinden, seçtiği ülkenin bayrağı basılı kağıdı sandığa atmasının istenmesidir.

Göçebe aşiretlere gelince, iki dereceli oyun daha belirleyici olacağı kabul edilecektir.

Her nahiye bir seçim bölgesi oluşturmaktadır.

Türk ve Britanya Hükümetleri Kontrol Komisyonunda eşit sayıda gözlemci bulundurmalıdır.

Türk Hükümeti, Musul vilayeti nüfusunun, Türk parlamentosuna her zaman temsilciler seçtiği için, oy atma alışkanlığını uzun bir süredir edindiğini beyan eder.”

(Alıntı, Med Yayınları tarafından Eylül 1991’de ikinci baskısı yapılan, “Musul Kerkük Sorunu ve Kürdistan’ın Paylaşımı” başıklı kitaptandır; sf 37 – 42; çeviri: Yüksel Kızıltepe)



  
Mehmed Alî Husêdin
mhusedin@yahoo.com




Bu köşe yazısı 1218 defa okundu. Toplam 1477 kelime

Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa


[ Geri Dön: Mehmed Alî Husêdin ] - [ Yazarlar İndeksi ]

Kurdistan-Post Haber Portalı © 2004-2008 Tüm hakları saklıdır.
Sitemizde kullanılan haber ve resimler kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.