Hukuk kelimesinin terminolojik manasını bilmiyorum. Çoğunuzun bildiğini de sanmıyorum. Bu manaya takılmadan, olan biteni; Kürdistan’da ve Kürdlerle ilgili, Kürdlerin vatanları ile ilgili olan biteni anlamaya çalışalım.
Amerika Birleşik Devletleri diye bir devlet var. Bu devlet dünyanın en büyük ekonomik ve askeri gücü. Öylesine büyük ki, istediği yere istediği kadar savaş açabiliyor, ülkeler işgal edebiliyor, iktidarlar ve hatta rejimler değiştirebiliyor. Öylesine büyük ki, herşeyin hakimi. Hem kaybedecek çok şeyi var, hem o kadar çok şeyi var ki, ne kaybetse birşey eksilmeyecek.
Kürdistan diye bir ülke var. Var olduğuna inanan, ona ismini veren 40 milyon nüfuslu Kürd milleti var. En azından biz Kürd ulusalcıları böyle diyoruz. Kürdistan, I. Dünya Savaşı’nın galipleri tarafından dört devlete pay edilmiş. Bu devletlerin herhangi biri Kürdistan değil. İsimleri, herbirinin etnik çağrışımları olmak üzere; Türkiye, İran, Suriye ve Irak. Kürdler, kendi ülkeleri Kürdistan’da net bir çoğunluk olmalarına rağmen, ülkelerinin başka devletler tarafından ilhak edilmiş olmasından dolayı, bu devletlerin pasaportlu çoğunlukları içinde azınlık.
Kürdistan’ın pay edilmesi hikayesi, Kürdlerin taraf olduğu anlaşmalarla başlamış. Fars ve Türk devletleri arasında 17. yy’da imzalanan bir anlaşma ülkemizin ilk bölünmesi olarak tarihe geçmiş. Doğu Kürdleri ve Batı Kürdleri taraflar arasında tercihle, kendi ülkelerinden değil de başka ülkelerden yana taraf olmuşlar. Aksini de yapabilirlermiş. Tıpkı İskoçlar, tıpkı Arnavutlar gibi, tek ülke tek devlet, öz yönetim ve bağımsızlık diye dayatabilirlermiş, savaşabilirlermiş. Yapmamışlar.
ABD’nin böylesine dev bir güç olması hikayesinin çok uzak bir geçmişi yok. Alem birbirini yerken, ABD izlemiş, vurması gereken zamanda da vurup aslan payını yemiş, aslanın tahtına da oturmuş.
Kürdistan’ın bölünmesi Kürd entelektüellerinin durmaksızın kanayan yarası olmuş. Zira eksiğimiz olmadığı gibi fazlamız var ülkemizi yiyip yiyip doyamayan Farslardan, Türklerden, Araplardan. Ehmedé Xane, bu grup Kürd entellektüellerinin ilki olmuş. Ve de en önemlisi. Bölünmüşlüğün acısını dile getirmekle kalmamış, birliğin ve devlet olmanın kazandıracaklarını da yazmış. Kürd’ün toplumsal değilse bile, siyasal değilse bile, entelektüel belleğine kazımış.
ABD, dünya üzerindeki imparatorluğunu, çeşitli örgütlerde; kimi zaman bu örgütlere yaslanarak, kimi zaman bu örgütleri yadsıyarak sürdürüyor. Afganistan’da NATO’ya yaslanmıştı işgal, Irak’ta BM’yi yadsımıştı. Hukuk, ABD için lazım olduğunda var, lazım olmadığında yedekte tutulan bir araç.
Biz Kürdler, tüm maymun politikacılarımıza rağmen birlik ve bağımsızlık için savaştan vazgeçmemişiz. Birbirleriyle savaşan liderlerimizi bile birliğin sağlanacağı ümidiyle desteklemişiz, arkalarında bu sebeple ölüme yürümüşüz. Bizi yok sayan ‘resmi’ hukuğu saymadığımız için, kendi hukuğumuza dayanarak savaşmışız. Terminolojik hukuk tanımlarına ihtiyacımız olmamış ve zaten terminolojik hukuğun da Kürdler diye bir derdi yok.
Bugün ABD, Irak’ta bir yabancı devlet. Irak’ta bir devlet var ama bu devlet uydurma bir devlet. İşgalcisine git diyemeyen devlete kimse ‘devlet’ diyemez. Irak’ta bir parlamento var, ama uyduruk bir parlamento. Uydurukluğu, iradesinin olmayışından. Uydurukluğu, el eliyle kurulmuş olmasından. Uydurukluğu, üyelerinin yaptıkları işe ve yaptıkları işin geleceğine inançlarının olmayışından. Uydurukluğu, Irak denilen devletin yapaylığından. Ve bu uyduruk Irak’ın hukuku hukuk sayılıyor terminolojik hukukta! Resmi hukukta! Devletler hukukunda!
Kürdistan’ın Güney’inde bir devletçik var. Uyduruk değil. Kürdistan’ın Güney’inde bir parlamento var, uyduruk değil. Uyduruk olunmayış, yapılan işe inançtan, yapılan işin geleceğe kalması için çaba harcanmasından. Uyduruk olunmayış 40 milyonun verdiği topyekün destektendir.
Kürdler bu devlete inanıyorlar; dünyada hiç kimsenin kendi devletine inanmadığı kadar inanıyoruz devletimize. İnancımız, varolmasını ve güçlenmesini istememizden; verdiğimiz destek bundan. Girilen bir yoldur Kürdler için bu devlet. Kürdlerin ülkeleriyle aralarında olan hukukun ve Kürdlerin ülkeleriyle olan hukukunu tanımayan resmi / terminolojik hukukun kesiştiği noktada durmaktadır bu devlet. Kürdlerin global sisteme entegre olmasının kapısını bu devlet açmaktadır. Kapıdan henüz girilmiş değildir, devlet henüz BM, NATO gibi kurumlar tarafından tanınmış değildir.
Türk Devleti, bu Kürd Devleti’ni bombalıyor. Bombalatan kim? Bu bombalamanın, bu ülkenin insanları ve entelektüelleri arasında nasıl etkileri ve yansımaları olur?
ABD, Irak Devleti’ni işgalle, sınırlarının sorumluluğunu da almıştır. Buna göre Irak devleti sınırlarında egemenlik işgalci güç ABD’nin elindedir. Terminolojik hukuk bunu böyle diyor olmalı.
ABD, NATO üyesi. ABD, BM üyesi. ABD, her şeyin üyesi. ABD herşeyin merkezinde.
Ve ABD, kimi zaman tanıyor hukuku, kimi zaman tanımıyor. ABD aslında sadece kendi hukukunu tanıyor: pragmatist Amerikan hukukunu.
Bir başka NATO ve BM üyesi devlet, Türkiye, Irak Devleti sınırlarına hergün tecavüz ediyor. NATO’ya göre mi tecavüz ediyor, BM’ye göre mi tecavüz ediyor, yoksa ABD’ye göre mi tecavüz ediyor?
Bir hukuka göre tecavüz ediyor Türkler ama biz bu hukuku anlamış değiliz. Ne NATO ne BM ne Irak ne de Güney Kürdistan Devleti böyle bir tecavüze müsaade etmediğine göre, düpedüz Amerikan hukukuna göre Kürdistan’a tecavüz ediliyor.
ABD, bizden Amerikan hukukunu; sadece Amerikan çıkarlarını tanıyan hukuku tanımamızı istiyor olamaz. Öyle bir istek Kürdler ve Amerikalılar için bir kesişme noktası değildir. Öyle bir noktada uzlaşma olmaz. öyle bir beklenti Kürdleri masaya çekmez, masadan iter. Yeni Dünya meni dünya kalmaz sonra geriye. Kürdlerin ölmeyi sevmediğini ama tek devlet tarafından yönetilen, bayrağı göndere özgürce çekilen birleşik ve bağımsız bir Kürdistan için ölüme güle oynaya yürüdüğünü kimse anlayamıyor nedense.
ABD oturup düşünüp karar vermelidir. Kendi işgaline, işgal mantığına ve işgal yönetimine karşı bile hukuksuzluk olan Türk tecavüzü, tasarımını yaptığı Yeni Dünya’da istediği hukuk mudur?