Amerika’nın Kuzey Kürdistan veya daha doğrusu büyük Kürdistan için planlarını henüz bilemiyoruz. Tek bildiğimiz, Amerika’nın diplomatik olmayan dünya algısında büyük Kürdistan’ı ve bir bütün olarak Kürdleri entite olarak tanıdığı. Veya, Kürdler ve Kürdlerin yarattığı bölgesel veya global dinamikler Amerika’nın bilgisi dahilindedir, diye anlayalım. Dışarı çıkıp bize ulaşan bilgi bu. Ötesi planlarıdır ki henüz kimseyle paylaşmış değiller. Biz de elbette spekülatif bilgiyle geleceğimizi kimseye emanet etmeyeceğiz. Bu nedenle de, Amerika’nın tartışmamız için önümüze koyduğu ‘PKK’nin silahsızlandırılması’ planını kendimize göre, kendi çıkarlarımız gereği ele alacağız, Amerika’ya göre değil.
En kısa özetiyle geçecek olursak, PKK, bunaldığı esaret koşullarında, silahlı savaşımı şu ya da bu şekilde sürdürebileceğini ispatlayan bir örgüte Kürd milletinin verdiği desteğin adıdır. Örgüt, silahlı savaşımını Kürd milletinin evlatlarıyla sürdürebileceğini ispatlıyor; Kürd milletinin ulusal değer yargılarıyla ters düşmemeyi becererek bunu yapıyor ve karşılığında da genel manada bir ulusal destek alıyor. Özeti budur PKK’nin. Koşullar değişmediği sürece genel Kürd kitlesinin PKK’yi tartışmaya açmayacak olmasının sebebi de budur. Esaret var; PKK, direnişin ve özgürlük umudunun adıdır.
PKK, önderinin başlattığı, politikanın akla sığan ve sığmayan her türlü kanalıyla bugünlere taşıdığı bir örgüttür. Örgütün, çıkışından bu yana en başat çizgisi liderinin kendisini merkezine oturttuğu ve doğruluğu veya politik ekseni kimi zaman tartışmalı ve PKK’de tarifini ‘önderlik’ kelimesinde bulan Öcalan çizgisidir. PKK’nin bir ideolojisi olmaktan ziyade, Öcalan’ı vardır. Öcalan ideoloji değiştirir, PKK ideoloji değiştirir. Bu yanıyla PKK saf bir Ortadoğulu örgüttür ve Ortadoğu’ya ezelden beri hakim olan ‘lidere fedaice bağlılık’ kültüründen en güçlü biçimde beslenir.
Diğer yandan, tabandaki militan kadrodan yukarı çıktığınızda, karşınızda olan biteni anlamaya ve örgütü buna göre konumlandırmaya çalışan rasyonel bir kadro bulursunuz. Bu kadro, özellikle son yıllarda, örgütü global kabul edilirliği olan bir varlığa çevirme yönünde çaba sarfetmekte. Amerika muhtemelen bunu bizden daha iyi bilmektedir, dolayısıyla detaylarına girmiyoruz.
Bu üçünü toplarsak,
Kürdler, PKK’nin silahlı savaşımını, silahsız herhangi bir alternatifin hükmü olmadığını bildiklerinden; silahsız savaşıma beş kuruş değer vermediklerinden desteklemektedirler,
Öcalan, herhangi bir PKK sempatizanı için dahi örgütün en önemli figürüdür ve Kürdlerin ‘kıymetbilirlik’ duygularının tamamı Öcalan’dan yanadır; Öcalan, önemli bir Kürd kesimi için, kendini feda eden İsa Mesih’tir,
PKK içinde; dönüşüme açık, reel politika alanlarını kullanmak isteyen rasyonel bir kesim bulunmaktadır.
Bu koşullarda, Amerika’nın PKK’nin silahsızlanmasını masaya koyarken dikkate alması gereken ve PKK’yi belirleyen üç dinamiğe işaret ettik. Oysa Amerikalılar ikna edilmesi gereken grup olarak PKK + Avrupa diasporası Kürdlerini gösteriyorlar! Avrupa diasporasından kasıt, iki farklı insan grubu olsa gerek: Avrupa’ya rızalarıyla yerleşenler + benim de dahil olduğum, memleketlerine dönüşlerine resmi ya da gayrı resmi Türk yasağı konulanlar. Birinci grubun asıl rahatsızlık sebebi Kürd kimliklerinin Avrupa’da da tanınmayışıdır; Türk olarak kayıtlarda geçmek rahatsızlık sebebidir. İkinci grup, diaspora değil de sürgün Kürdleri olarak tanımlanmalıdır. Kürdistan’a özgür dönüşün kapıları açıldığında bu insanların Avrupa’da ikamete devam edecekleri şüphelidir. Bunlar, sürgünde yaşayan Kürd kanaat önderleridir ve Kürdistan’da yaşayan Kürd halkından ayrı değerlendirilmemelidirler. Dolayısıyla;
Amerika eğer samimiyetle PKK’nin silah bırakmasını istiyorsa, yapılması gerekenler çok da karmaşık değildir:
Türkiye’de, Kürdlerin kültürel haklarının tamamı Kürd kimliğiyle beraber tanınacak,
Kürdlerin, Kürd olarak siyaset yapabilmelerinin tüm imkanları açılacak,
Öcalan’ın tutukluluk koşulları kabul edilebilir insani düzeye çekilecek ve saygınlığını zedeleyecek uygulamalardan uzak durulacak.
Bunlar olduğu ve Kürdler Kürdlüklerinden kaynaklı gelecek korkularından kurtuldukları takdirde; örneğin, eğitim dili olarak Kürdçe kullanılmaya başlar, Kürd TV’leri Kürdistan’dan yayın yapabilir, Kürd bağımsızlık savunucuları veya karşıtlarının silah veya iktidar gölgesi olmadan Kürd meselesini ele almaları sağlanabilirse; PKK de dağda duruşu anlamsızlaşacağından, daha iyi propaganda imkanına sahip olacağı Kürdistan şehirlerine akacaktır. Dağdan inişin koşulları ayrıca ele alınmalıdır.
Tüm bunların olmasının diğer bir koşulu ise Türklerin Güney Kürdistan’daki devleti tüm uluslararası kurumlarda tanımasıdır. Böylece, Kürdlerin, Türklerin Kuzey Kürdistan’da yeni bir Osmanlı oyunu oynamadıklarına dair güvenleri oluşur.
Toparlarsak, PKK’nin silah bırakmasının koşulunun PKK’ye değil, Türkiye’ye bağlı olduğunu görürüz. Dolayısıyla Amerika, Kürdler yerine Türkiye’deki dostlarına baskıyı arttırmalıdır. Kürdler savaş sevdalısı değiller. Kürdlerin tek istediği Kürdistan’da barıştır. Kürdler, onurları pahasına bir barışı bozmaktan da çekinmeyeceklerdir ki bu, filmi başa sarmak demektir.
**********
Yazılardaki kimi yanlışlara dair
Bu yazı Kürdistan Post okurlarından özür dilemeye yöneliktir.
Önce sevgili Murat Ardelan okur köşesinden düzeltmişti Şengal’de yaşanan katliamı “Laleş Kürd Katliamı” olarak vermemi. Sonrasında sevgili Azad Aydın Mehmed Uzun’un mide kanserinden vefatını akciğer kanseri olarak yazdığımı haber verdi. Bir hata da kendim farkettim: bir önceki yazımda Mam Celal’in (yazı içinde gizli mana olarak) Türkiye’yi ziyaretini yazmıştım. Oysa Mam Celal Türkiye’ye gitmedi. Diğer hatalar da sözkonusudur; hepsi için özürlerimi kabul ediniz.
Hataların oluş nedeni elbette ihmalkarlığımdır. Madem yazıyorum, daha özenli olmam gerekir. Dikkatle takip edemediği olayları yazmamalı insan. Diğer yandan, son dönemde, olayları doğru dürüst takip edebilecek imkanlardan uzağım. Ya hiç yazmayacağım, ya da kimi hataları peşinen kabul edeceğim.
Yazma işiyle profesyonel olarak uğraşmadığımızı not etmekte fayda var. Hasan Bildirici ne ağır koşullarda yaşadığını önceki yazılardan birinde bizlerle paylaşmıştı. Tüm yazan Kürdlerin durumu az çok aynıdır diye düşünüyorum. Dolayısıyla, gündemi dikkatle takip edebilen Kürdistan Post okurlarından ricam, yazılarımda hata hata gördükleri takdirde, bana direk veya daha iyisi okur köşesine yazarak bunu düzeltmeleridir. Neticede hata yapmak mümkünse, düzeltilmesi gerek şarttır. Gücenmek bir tarafa, hatalarımın düzeltilmesinden memnun olurum.
Birbirimizin hatalarını düzeltebilmek bir entellektüel olgunluk belirtisi olsa gerek.
Bu vesileyle; hatalarımı görüp uyarma zahmetine katlanan Murat Ardelan ve Azad Aydın’a tekrar teşekkür ederim.