Yargı-asker-hükümet DTP’yi kuşatmaya aldı; bir vuruşla serden edileceği alana itiliyor. Ne yazık ki DTP’nin iflah olmaz gafleti de eksiksiz devam ediyor.
“Barış ortamı provake ediliyor! 1921 ruhu öldürülüyor! Kardeşleşmemiz baltalanıyor...!” türünden safsatalarla kendini kandırmanın felsefesini yapıyor.
Kürt illerindeki belediye başkanları bir bir görevden alınıyor, tutuklanıp hapislere atılıyor. Kürt kurumları üzerindeki baskı yetmezmiş gibi bir bir kapatılıyor. Devlet, “Kürtlük adına ne varsa hepsini yok etmeliyim!” dercesine HAK-PAR genel Başkanı Sertaç Bucak’ı da tutuklayıp hapse atıyor.
PKK’ye yönelik askeri-diplomatik ve istihbari saldırıları en üst düzeye çıkaran Türk ordusu, Irakı işgal eden İngiliz ve Amerikan savaş gücünü ikiye katlayan bir güçle, napalm ve kimyasal silahlar da kullanarak Kürdistan coğrafyasını tahrip etmenin, Kürdü yer yüzünden silmenin savaşını yürütüyor.
Dersim’den Beytüşşebap’a kadar birer-onar insanlar infazdan geçiriliyor.
Yeni Anayasa tartışmalarında Kürtlere beyaz ve kızıl katliam alanlarından başka yer verilmiyor
Doğudan ve Kuzeyden Güney Kürdistan ablukaya alınmış top-tank ve füzelerle vuruluyor. Köyler boşaltılıyor, ormanlar yakılıyor. Sınırlara surlar örülüyor.
Küçük Güney Kürdistan’da Kürt köylüleri yerlerinden sürülüp Arap Kemeri oluşturuluyor.
Niye
Dünya değişti, değişiyor. Ama Kürtlerin ne dünyaya bakış açısı/felsefesi ve ne de yaşam biçimi değişti. Değişimin emaresine de rastlanmıyor. Zaman, değişmemekte direnenleri içten de dıştan da vurur. Kürtler de vuruluyor......!
Tarih boyunca bizlere reva görülen savaş, yıkım, sefalet ve cehalet kol geziyor. Bu sosyal harabenin üzerine kurulan Kürt siyasetleri de enkaz ve cenaze kaldırmaktan nefes alamıyor.
Yıllardır devletten yediği dayak ve PKK’den gördüğü müdahalelerle hurdaya dönüşen DTP’nin cesareti/direnç noktaları kırılmıştır. Cesaret yitimi beyni dumura uğratır. Bu olgunun tersi de doğrudur. Mutlak ölüm anlarında cesaret giyinen vasat bir bireyin saniyeler içinde nasılda dahiyane çözümler ürettiğinin onlarca kez tanığıyım. Hiç kuşkusuz o cesareti yaratan asıl nüve de inançtır. Cesareti ve dolayısıyla bütün direnç noktaları kırılan DTP’nin aslında ciddi inanç sorunu vardır.
Hatip Dicle günlük bir gazetede yayınlanan söyleşisinde, HEP-DEP dönemlerinde çalışma yürüten bireylerde gördüğü inanç ve özveriyi artık göremediğini, rant kavgası benzeri durumların uç verdiğini söylüyordu.
İnanç, ülkeye ve halka karşı duyulan sevgidir. Görülüyor ki halk ve ülke sevgisi yerine Kemalizm ve DC gibi düşman versiyonları iç edildiğinde her türden çürümenin yaşanması da kaçınılmaz oluyor.
Demokratik Cumhuriyet tezini politik strateji olarak kabul eden DTP’liler bilmiyor olabilirler ancak hiç kuşku duymamalıdırlar ki DC, askerlerin yıllarca telsiz cihazlarında gerilla birimlerine okuduğu ve helikopterlerden attıkları teslimiyet bildirileri toplamının ruhu ve lafzından başka bir şey değildir. Kürdistan’ın kuzey sahasında bulunmuş olan binlerce gerilla bu söylemlerin her günkü tanığıdır.
O halde denilebilir ki asıl sorun DTP’nin duruşundan değil, Ulusal Kurtuluş savaşımını yürütürken ulusal istem taleplerini sıfıra indirgeyerek varlık gerekçesini İmralı koşullarına endeksleyen PKK’nin duruşundan kaynaklanmaktadır. Bu anlamda PKK liderinin “Düşmanın elinde esirim. Benim önderlik yapmam da ahlaki değildir” cümlesi yıllar sonrasında söylenmiş olan tek ve ilk doğru sözdür. Bu cümle, İngilizlere esir düşen Gandhi’nin de ilk cümlesidir.
Bu kadar acımasız saldırıların yoğunluğu altında direnmeye çalışan PKK’yi eleştirmek birçoğumuza haksız ve hatta insafsız gelebilir. Ancak toplum olarak en büyük değerlerimizi sunduğumuz PKK’nin yanlışlarda ısrar etmesine seyirci kalmanın çok daha pragmatist ve yüreksiz bir durum olduğunu düşünüyorum. Kaldı ki ne kadar eleştirilirse eleştirilsin bugünkü gerçeklik itibarıyla Kuzeyin ve dolaylı da olsa Güneyin kaderini elinde bulunduran en temel güç hala PKK’dir.
Çember Daralıyor
Demokratik söylemlerle bir çok Kürt kesiminde barış umudunu oluşturan AKP, büyük bir hızla yörüngesinden kayıyor. İktidarını perçinlemek için devletin en bağnaz kurumlarıyla bütünleşmenin uğraşını veriyor. Dolayısıyla artık bu aşamadan sonra bu hükümetten bir şeyler beklemek de mantık ölçülerini zorluyor.
“Ulusal istemlerden feragat eden bir PKK için Güney Kürdistan neden bedel ödesin?” biçimimdeki sorgulamalar da Kürtler arasında çatışma ihtimaline işaret ediyor. Ne olursa olsun düşman dayatmalarıyla Kürtler arasında yaşanacak bir çatışma her halükarda cinayet olarak görülmelidir. Ama yine eksik akıl söylemlerinin çemberi daralttığını unutmamak gerekiyor.
Daralan Çemberi Kırmak da Mümkün
Bu çember PKK’nin kendi içine kapanarak etrafına çizdiği ateş hattıdır. Çember daralıyor ve daralıyorken de Kürt bedenlerini kurutup kavuruyor.
Daralan çemberde ölmek kadar kırıp kurtulmak ta mümkün..... Bu da tüm umutların tutunabileceği bir inanç halkasına asılmaktan geçiyor. İşin gerçeği boşa akıp giden zamanda bundan başka bir yol da kalmamıştır. Bu, iç edilen bütün düşman versiyonlarının reddi ile halk ve ülke sevgisidir. Halka ve ülkeye karşı duyulan sevgi, inancı; inanç cesareti; cesarette aklı yaratır. Çember daralıyorken kaybediş de kazanmak ta aha işte bu halkada durmaktadır.