Musa Anter
KERKÜK KAN AĞLIYORMUŞ
Musa Anter
Yaşar Kaya
Kürt raporu
Yaşar Kaya
İsmail Beşikçi
“Büyük Felaket” mi, Soykırım mı?
İsmail Beşikçi
Hasan Bildirici
Beşikçi ve PKK
Hasan Bildirici
Aydın Dere
2008 geride kalırken
Aydın Dere
         
.:  Anasayfa |  Yazarlar |  Arşiv |  İletişim |  Künye |  Ana Sayfam Yap |  Sitene Ekle  :.

   ANASAYFA
   GÜNCEL
   SİYASET
   KÜRDİSTAN
   DÜNYA
   KADIN
   YAŞAM
   KÜLTÜR-SANAT
   EKONOMİ
   TEKNOLOJİ
   SPOR
   MİZAH
   KURDÎ
   MEDYADAN
   OKUR KÖŞESİ

Çiroken Klasik



www.kurdistan-post.org
Üye(ler) Çevrimiçi: 1
Misafir(ler) Çevrimiçi: 83

Lütfen buradan kayıt yaptırınız. Kayıtlı olmanız halinde sitenin tüm bölümlerini kullanabilirsiniz.
 
 


Kürdistan’ı paylaşan Devletler ve Silahlanma(3)
Ahmet Alim
Ahmet Alim

Tarih: 4 Ekim 2007 Perşembe


Feodal dönemin son dönemlerinde kurulan Osmanlı imparatorluğu organizasyonu, ordusu ve silah sanayi sayesinde çağının en önemli ve güçlü imparatorluklarından birisine dönüşmüştür. Kapitalizmin gelişip başat hale gelmesiyle bu üstünlük sona ermiş ve 1. Dünya savaşına gelinen süreçte ise iyice zayıflamıştır. 1. Dünya savaşı Sömürge imparatorluklarına ölümcül bir darbe olmuş ve Osmanlı bu darbeye dayanamayarak tarihe mal olmuştur. Kapitalizmin bir Dünya sistemine dönüştüğü dönemde kurulan ve gelişen silah sanayi ile Osmanlı ordusunu miras alan Türkiye Cumhuriyetin’de silah sanayii’nin gelişimi bu devletin Dünya’daki konumunu daha iyi görülmesini sağlayan parametrelerden birisidir.

Osmanlı’dan TC’ye silah sanayi

Fetih ve genişleme esasına göre gelişen Osmanlı İmparatorluğu, Dünyanın ilk profesyonel ordusu olan Kapıkulu teşkilatı Yeniçeri ocağına dönüşmüştür. Dönemine göre bir devrim olan ve işi tamamen Padişaha hizmet etmek olan Yeniçeri ordusu Osmanlı’nın genişlemesinde belirleyici rol oynayan faktörlerden birisidir. Osmanlı büyüyen ve gelişen ordusunun ihtiyaçlarını karşılayabilen bir silah sanayii kurarak bu genişlemeyi beslemiştir. Dönemin savaşlarında belirleyici rol oynayan Topların, İstanbul’un fethinde önemli rol oynayan, imalatı için Tophane amirliği kurulmuştur. İstanbul’daki Askeri yapıların en görkemlilerinden biri olan Tophane, Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılan daha sonra geliştirilen bir askeri yapılanmadır. Bu günkü 8 kubbeli taş ve tuğla karışımı yapı III.Selim tarafından 1803 yılında tamamlanmıştır.

15. yüzyıldan itibaren 18. yüzyıla kadar geçen sürede Dünyadaki teknolojik düzeyi takip edebilen Osmanlı, 18 yüzyıldan itibaren Avrupa’daki İmparatorlukların gerisine düşerek savaşları ve Avrupa’daki toprakları kaybetmeye başlamıştır. Bu gerileme ve kayıpları durdurmayı amaçlayan Osmanlı, Ordu ve silah sanayi alanlarında reformlarla baş vurmuştur. Bu reformlardan en önemlisi, Yeniçeri ocağı 1826’da lağv edilerek yerine Asakiri Mansurei Muhamediye adlı ordu II Mahmut döneminde kurulmuştur. Üretim biçiminde değişikliğe gitmeden yapılan reformlar Osmanlı’yı hasta adam durumuna düşürerek, 1. Dünya savaşına iyice zayıflamış bir ordu ve teçhizatla girilmesiyle sonuçlanmıştır.

Türkiye’de Silah sanayi

1. Dünya savaşına 2 850 000 kişilik bir mevcutla giren Osmanlı İmparatorluğu ordusuna yeterli teçhizatı sağlamaktan yoksundu ve 4 yıllık bir savaştan yenilgiyle çıkmıştır. 30 ekim 1918’de Rauf Bey tarafından imzalanan Mondros Mütarekesi 700 yıllık Osmanlı ordusuna son vermiş ve bu devasa orduyu 50 000 kişilik bir kolluk kuvvetleri konumuna indirmiştir. Böylece mesleği askerlik olan ve başka bir gelir kaynağı ve mesleği olmayan önemli sayıdaki bir güç aniden işsiz kalmıştır. Bu koşullarda Anadolu ve Trakya’ya dağılan Osmalı ordusunun mensupları Müdafa-i Hukuk Cemiyetlerine öncülük etmişlerdir. Mustafa Kemal İngiltere’nin talebi ve onayıyla, Vahdettin tarafından Karadeniz bölgesinde Pontus ayaklanmasını bastırma göreviyle müfettiş olarak çok geniş yetkilerle görevlendirilmiş ve mayıs 1919’da Samsun’a gönderilmiştir.

Mondros mütarekesinden sonra kurulan Müdafa-i Hukuk Cemiyetleri aradan geçen 7 aylık sürede organize olarak Padişah tarafından olağan üstü yetkilerle donatılan Mustafa Kemal’i yanlarına alarak alternatif bir güç haline gelmişlerdir. Böylece askeri ve idari olarak Padişahın temsilcisi olan Musatafa Kemal Osmanlı ordusunun ayakta kalan tek ordusu olan 9. ordu müfettişi olarak tüm silahları toplamak, depo etmek ve orduyu kullanmak yetkileriyle kendini lider olarak empoze etmiştir. 1919 ile 1922 arasındaki dönemde Mustafa Kemal rakipleriyle olan mücadelisinde orduyu yeniden oluşturması ve mevcut silahları kullanabilmesi sayesinde zaferle çıkmıştır. Aynı zamanda ordusunun ihtiyacı olan basit silah ve mühimat temini için atölyeler kurmuş ve/veya SSCB ve Fransa gibi ülkelerden temin etmiştir.

Lozan anlaşmasından sonra Osmanlı’dan kalan endüstriyel dokuyu miras alan Mustafa Kemal Osmanlı silah sanayinii de devr almıştır. Mustafa Kemal daha iktidarını sağlamlaştırmadan silah sanayi temellerini oluşturacak bazı adımlar atarak 1921’de Askeri Fabrikalar Umum Müdürlüğü ile silah, mühimat, havacılık vb. alanlarda yatırımlar yaptırmıştır. 1924’te Ankara’da hafif silah ve top tamir atölyeleriyle fişek ve marangoz fabrikaları ile Gölcük tersanesi kurulmuştur.

TC Ordu-Sanayi Kompleksinin ilk Özel sektör yatırımı

Silah sanayi alanında, Türkiye'nin ilk ve en büyük özel sektör fabrikasını 1925’te İstanbul, Haliç'te Şakir Zümre tarafından kurulmuştur. Fabrikanın kurucusu Şakir Zümre, 1885 Varna doğumludur. Bulgaristan'daki Türkler içinde Avrupa''a eğitim görebilme olanağı bulan ilk gençlerden birisidir. Birinci Dünya Savaşı'da, Varna Türk milletvekili olarak Bulgar Parlamentosu'da bulunmuştur. Ve 1913 ile 1915 arasında Sofya'da görevli bulunan, Türk Askeri Ataşe, Yarbay Mustafa Kemal ile yakın arkadaşlık kurmuştur.

Şakir Zümre ile Mustafa Kemal arasında Sofya'da başlayan yakın arkadaşlık ve dostluk, Mustafa Kemal Savaşı yıllarında artarak devam etmiştir. Mareşal Fevzi Çakmak'ın yakın akrabası olan Şakir Zümre, Anadolu'da savaş veren Mustafa Kemal güçlerine dışardan silah ve cephane göndererek, imalat-ı Harbiye konusunda uzman, usta ve teknisyen temininde bulunmuştur. Bu hizmetlerinin karşılığında TBMM tarafından İstiklâl Madalyası ile ödüllendirilmiştir. Mustafa Kemal’in zafer kazanmasından ve cumhuriyetin ilanından sonra Bulgaristan'dan ayrılarak Türkiye'ye gelmiştir. Mustafa Kemal’in uygun görmesiyle Türkiye'nin savunma sanayinde ilk özel sektör fabrikasını kurmuştur.

Şakir Zümre uzun yıllar Türk ordusunun gereksinimi olan silah ve cephanelerin üretimini yapmıştır. Şakir Zümre Bulgaristan'dan getirilen yabancı usta ve teknisyenler ile üretime başlamış ve kısa bir süre sonra fabrikada yerli işçi ve usta yetiştirmiştir. 1930'lu yıllarda artık fabrikanın tüm personeli Türkler'den oluşmaktaydı ve fabrika büyütülerek bir çok alanda çalışmalar yapabilecek konuma getirilmiştir.

Türk ordusunun Hava Kuvvetleri'nin ilk cephane gereksinimleri Şakir Zümre Fabrikası tarafından üretilmiştir. Bu bombalara ait kullanma biçimleri Şakir Zümre Fabrikası'nın teknik ekibi tarafından projelendirilerek "tarifnameleri" hazırlanmış ve 1939 yılında kitap olarak Şakir Zümre tarafından yayımlanmıştır. Türk ordusuna ait İmalat-ı Harbiye Fabrikaları, Şakir Zümre Fabrikası ile müşterek silah üretimi ve revizyonlar yapmıştır. Türk Hava Kuvvetleri'ne ait ilk bombardıman uçaklarının kullandığı ilk bombalar Türkiye’de üretilmiş ve büyük bir bölümü Şakir Zümre Fabrikası'nda üretilmiştir. 100 kg, 300 kg, 500 kg, ve 1000 kg .'lık uçak bombaları ve çeşitli yangın bombaları bu fabrikada seri olarak üretilmiştir.

Türk Deniz Kuvvetleri'nin gereksinimi olan çeşitli boylardaki su bombaları ve cephaneler de Şakir Zümre fabrikasının seri üretimleri arasındadır. İlk Türk denizaltı su bombaları da bu fabrikada üretilmiştir.

Türk Kara Kuvvetleri'nin gereksinimi olan silah ve cephaneler, eğitim bombaları, işaret ve aydınlatma fişekleri ve bu fişekleri ateşlemeye yarayan silahlar Şakir Zümre Fabrikası'nın en çok ürettiği ürünlerden olup el bombasından top kamasına ve çeşitli çaplarda kara mayınlarına değin, Türk ordusunun gereksinimi olan çeşitli cephaneler, bu fabrikanın teknisyen ve ustaları tarafından yapılmıştır.

Şakir Zümre Fabrikası çeşitli ülkelerden siparişler almış ve ihracat ta yapmıştır. İhracat yaptığı ülkeler arasında Yunanistan, Bulgaristan, Polonya ve Mısır vardır. Türk Silah Sanayi Tarihi'nde önemli bir yere sahip olan bu fabrika, Türk Ordu-Sanayi kompleksinin ilk özel sektör ayağını oluşturmuştur. Özellikle İkinci Dünya Savaşı'nın zor yıllarında, ordunun silah ve cephane gereksinimini karşılayabilmek için yoğun bir biçimde çalışarak çok karlı bir işletmeye dönüşmüştür. İkinci Dünya Savaşı yıllarında fabrikada çalışan işçi sayısının 2 bine çıktığı zamanlar olmuştur. Bu yıllarda fabrikanın en büyük sorunlarından biri, uluslararası ulaşım yollarının kapalı ve abluka altında olması nedeniyle fabrikanın hammadde, teknik alet ve makine gereksinimlerinin karşılanamaması olmuştur.

İkinci Dünya Savaşı'nın bitmesi ve Türkiye'ye yapılan Amerikan silah yardımlarından sonra, Şakir Zümre Fabrikası silah sanayi üretimlerine son vermek zorunda kalmıştır. Bu tarihten sonra tarım aletleri, pik malzemeden yapılmış sıhhi tesisat malzemeleri, elektrik kofraları gibi ürünlerle üretimine devam etmiştir. İş Bankası kumbaraları, Şakir Zümre'nin uzun yıllar ürettiği ürünlerden birisidir. Türk özel sektöründe üretilen, mazotla çalışan, 5 beygir gücünde ilk motor da Şakir Zümre Fabrikası'nda üretilmiştir. "Şakir Zümre" adını bir marka haline getiren ve halkın belleğinde iz bıraktıran, ünlü Şakir Zümre sobalarıdır.

Ayrıca 1930'lu yıllar da İstanbul'da Nuri Killigil Tesisleri de dönemin silah üreten iki özel firmasından diğeri olmuştur. Bu firma tabanca, 81 mm havan ve mühimmatı, çeşitli tahrip kalıplan, patlayıcı ve yanıcı maddelerle, piroteknik maddelerin üretimini gerçekleştirmiştir. İkinci Dünya Savaşı yıllarında Türk Ordusu'na tedarik desteği sağlamıştır. Ancak savaş sonrası dönemde, ABD tarafından sağlanan dış askeri yardımlardan dolayı bu fabrikalar üretimlerini sürdüremeyerek dağılmışlardır.

Bu örneklerin ayrıntılı olarak ele alınmasının nedenleri ; Şakir Zümre’nin Mustafa Kemal ve Fevzi Çakmak’la olan yakın ilişkileri ile üretimini yaptığı mühimmat ve ürünlerdir. 1925 – 1938 yılları Kürt ulusalcılarının arka arkaya bağımsızlık hareketleri geliştirdiği yıllardır. Bu dönemde, Türk ordusu tüm enerjisini Kürt hareketlerini bastırmak için kullanmış ve silah sanayi bu önceliğe göre oluşturulmuştur. Kürdisatan’a yağdırılan bombalar ile Kara kuvvetlerinin operasyonlarda ihtiyacı olan ürünler, Mustafa Kemal’in yakın dostlarından olan Şakir Zümre ve Enver Paşa’nın kardeşi olan Nuri Killigil’e İstanbul’da yaptırılarak, bu şahıslar Devlet-Ordu eliyle zenginleştirilmişlerdir.

Bu dönemde silah sanayine özel sektörde yatırım yapan 3. kişi ise 1884 yılında Sivas'ın Divriği kasabasında doğan Nuri Demirağ’dır. Babasını henüz üç yaşında iken kaybetmiş, annesinin himaye ve koruması altında otodidakt olarak yetişmiştir. Rüşdiye tahsilini memleketinde yapmış ve aynı rüşdiyeye muallim tayin edilmiş, Ziraat Bankasının açtığı bir müsabaka imtihanını kazanarak, bu bankanın önce Kangal, sonra Koçkiri şubelerinde çalışmıştır. Maliye Bakanlığının açtığı bir sınavı da kazanarak, bankacılıktan maliye geçmiş, İstanbul'a gelerek Maliye'nin her kademesinde memur olarak calışmış ve 1918-1919 arasında 32-33 yaşlarında iken Maliye Müfettişi olmuştur. Bu dönemde, İstanbul’da çalışırken Divriği ile alakasını kesmemiştir.

Kendi kaydına göre 56 altın (252 kağıt lira) birikmiş parası ile sigara kağıdı üretimine başlamış ve "Türk Zaferi" markasıyla sigara kağıdını 1919’dan itibaren İstanbul’da çıkarmıştır. Bu dönemde " Türk Zaferi Sigara Kağıdı" çok ilgi görmüş ve Mühürdarzade Nuri Bey'e hayli para kazandırarak, 252 liralık sermayesi üç sene içinde 84 000 lira olmuştur. Daha sonra, TC'nin Türkiye Demiryolları ve şoseleri ile başladığı imar projesinde pay alabilmek için devlete en uygun teklifleri vererek müteahhitlik hayatına atılmıştır.

Nuri Bey'in devletçilik politikasının sembolu olan Şimendifer politikasının en önemli girşimcisi olarak faaliyeti, Samsun'dan Erzurum'a kadar geçtiği yerleri demir ağlarla örmekten ibaret kalmamıştır. Samsun'dan başlayan ilk başarısını takiben (Fevzipaşa-Diyarbakır), (Afyon-Antalya), (Sivas-Erzurum) (Irmak-Filyos) hatlarında 1012 kilometrelik demiryolu yaparken, diğer büyük inşaat işlerine de el atmıştır. Bursa'da Sümerbank'in Merinos, Karabük'te Demir ve Çelik, Izmit'te Selüloz, Sivas'ta Çimento fabrikalarıyla, Istanbul'da Hal binasını ve Eceabad - Hava soşesini de inşa ettirmiştir.

Müteahitlik faaliyetlerinde önemli bir sermaye birikimi sağlayan Nuri Demirağ, 1936’da İstanbul Beşiktaş’ta dizayn ve prototip çalışmaları yapacak büyük bir atölye ile Sivas Divriği’de seri imalat yapacak bir uçak fabrikası ve havacılık okulu kurma girişiminde bulunmuştur. Salahaddin Alan’ın ve Alman uzmanların yardımıyla 1937 yılında Beşiktaş-Hayrettin İskelesi’nde Etüt Atölyesi’ni ve 1941 yılında Divriği’de çok sayıda pilot ve teknisyenin yetişeceği Gök Uçuş Okulu’nu kurmuştur. Bilahare, Etüt Atölyesi; montaj atölyesi, dökümhane, motor ve pervane imalathanesi, malzeme muayene ve teknik laboratuarları olarak uçak imalat fabrikası haline getirilmiştir. İstanbul fabrikalarında yapılan ilk uçak, 1941 yılı ağustosunda Nuri Bey'in doğduğu yer olan Divriği'ye uçarak gidip gelmiştir. Nuri Demirağ, Yeşilköy'de Elmas Paşa çiftliğini havaalanı yapmak için satın almıştır. O dönemde, Avrupa'nın en modern havaalanı olan Amsterdam'dakinin benzeri olan 1000 X 1300 metre boyutlarında, şimdi Atatürk Hava Limanı olarak kullanılan arazide, düz bir havaalanı yaptırmıştır. Yine Yeşilköy’de tamir atölyesi ve hangarlar kuruldu ve deniz uçakları için sahile kızak döşettirmiştir. İlk paraşüt imalatı da Demirağ’ın çalışmaları arasında yerini almıştır.

THK, Beşiktaş’taki fabrikaya ilk olarak 65 adet planör, sonrasında 10 adet başlangıç eğitim uçağı sipariş etmiştir. Planörler, 1937-1938 yıllarında tamamlanarak teslim edilmiştir. Bu dönemde Selahaddin Alan’ın Eskişehir’de prototipini yaptığı MMW-1 çift kişilik başlangıç uçağı geliştirilerek ALAN-2 prototipi hazırlandı ve NuD-36 rumuzuyla 24 adet imal edilmiştir. 1938 yılında, Alman uzmanların yardımıyla, NuD-38 rumuzlu, çift motorlu ve madeni gövdeli, 6 kişilik çift pilot kumandalı yolcu uçağının dizaynına başlanmıştır. Türk Hava Kurumu, saatte 325 kilometre hız yapabilen ve 1000 KM uçabilen bu uçaklardan, Nuri Demirağ'ın fabrikalarına sipariş vermiştir. Fakat 1939’da THK, sipariş ettiği uçakların imal edilen prototipe uygun olmaması, uçakların akrobasi kabiliyetinin bulunmaması ve zamanında teslimat yapılmaması gerekçeleriyle sözleşmeyi feshetmiştir. Nuri Demirağ’ın THK’ya açtığı davada bilirkişinin Demirağ hakkında olumlu rapor vermesine rağmen, Ankara Ticaret mahkemesi THK’nın lehinde karar verdi ve bu karar Demirağ’ın havacılık konusundaki faaliyetlerine büyük ölçüde sekte vurmuştur. Nuri Demirağ çalışmalarına bir süre daha devam etmiş ve II. Dünya Savaşı sırasında fabrikasında Westland Cysander tipi keşif/irtibat uçaklarının onarım ve yedek parça üretimini yapmıştır. İnönü iktidarı, Demirağ’a İspanya, Irak ve İran’dan ithalat taleplerini engelleyince, Demirağ 1943’te fabrika faaliyetlerini durdurmuş ve Gök Okulunuda kapatmıştır. Yeşilköy’deki tesisler havaalanı yapılmak üzere Devlet tarafından istimlak edilmiştir. Elde kalan uçaklar ise devredilemeyip hurdacıya satılmıştır.

Bir taraftan Varna’lı Şakir Zümre ile Enver Paşa’nın kardeşi Nuri Killigil devlet tarafından desteklenirken, diğer taraftan Nuri Demirağ iflas ettirilmiştir. Böylece dönemin en ciddi yatırımlarını yapan ve teknoloji üretmeyi hedefleyen Nuri Demirağ Osmanlı döneminde olduğu gibi fiili olarak devlet tarafından, Varlık vergisine tabi tutulan azınlık mensuplarının kaderini paylaşarak kısa sürede sermayesi kaybettirilmiştir. Nuri Demirağ’ın Divriği’li olması ve uçak fabrikası gibi stratejik bir tesisi Divriği’de kurmak istemesi onu bir hedef haline getirmiş olabilir. Ayrıca, o dönemde Divriği’de kurduğu yatılı Orta okul Kürdistan’ın bu bölgesinde entellektuel hayatta bir canlanmaya yol açmıştır. Kürdistan’da yerli sanayii yok eden TC Devlet’i, Kürdistan’a stratejik bir fabrika kurmak isteyen Demirağ’a yönelerek onun bir örnek teşkil etmesini engellemiştir.

1950’ye kadar Silah Sanayinde diğer yatırımlar

1927’de yeni mühimmat fabrikası, 1928’de Prinç fabrikası, 1930’da Kayaş Kapsül fabrikası, 1931’de Kırıkkale Elektrik Santrali ve Celik Fabrikası, 1936’da Barut, Tüfek ve Top Fabrikaları, 1941’de Türk Hava Kurumu Uçak Fabrikası, 1942-1943’te Malatya Uçak Onarım Atölyeleri, 1943’te Mamak Gaz Fabrikası ve 1950’de Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu (MKEK) Genel Müdürlüğü tek parti döneminde devlet tarafından kurulmuştur.

Havacılık alanında ilk devlet yatırımı 1926’da Kayseri’de kurulan TaMTAŞ adlı yatırımdır. 1928’de, Kayseri’de uçak üretimine başlanmış ve bu tesislerde lisanları Almanya ve ABD modellerinden 112 adet uçak üretilmiştir. Kayseri Türk silah sanayii’nin doğu istikametinde tesis kurduğu tek vilayet olarak Kürdistan sınırında olan bir bölgedir. Dönemin teknik gelişmişlik düzeyi dikkate alındığında Kayseri tesadüfen seçilmiş bir yer değildir. Kayseri’de imal edilen uçaklar kolay ve hızlı bir şekilde Kürdistan’daki operasyonlara müdahale edebilmekteydi ve bu dönemdeki Kürt hareketlerini yenilgiye uğramasında bu fabrikada üretilen uçaklar önemli roller oynamışlardır.

1945’te KoçSistem ile silah sanayii’ne adım atan Koç grubu daha sonra Türkiye’de derin devlet olarakta adlandırılan Ordu-Sanayi kompleksinin günümüz özel sektörünün ilk temsilcisi olmuştur.

1919 – 1950 döneminde Parti Devlet olarak örgütlenen TC rejimi sanayisini Kürdistan’daki ulusal mücadeleri bastırabilecek silah ve mühimatları üretmeye göre dizayn etmiştir. Bu anlamda, silah sanayii tesisleri İstanbul ile Kayseri arasındaki bir alanda yoğunlaşmış ve bunun dışına çıkmaya yeltenen Nuri Demirağ’ın mal varlıklarına el konulmuştur. Bu süreçte, günümüzde iktidar olarak devleti yöneten Ordu-Sanayi kompleksinin temelleri atılmıştır.

Devam edecek...



  
Ahmet Alim
ahmetalim@hotmail.fr




Bu köşe yazısı 945 defa okundu. Toplam 2166 kelime

Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa


[ Geri Dön: Ahmet Alim ] - [ Yazarlar İndeksi ]

Kurdistan-Post Haber Portalı © 2004-2008 Tüm hakları saklıdır.
Sitemizde kullanılan haber ve resimler kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.