Musa Anter
KERKÜK KAN AĞLIYORMUŞ
Musa Anter
Yaşar Kaya
Öcalan-Beşikçi tartışması
Yaşar Kaya
İsmail Beşikçi
Beşikçi Eleştirilerine Cevap
İsmail Beşikçi
Hasan Bildirici
Kürt hallerimiz
Hasan Bildirici
Aydın Dere
şiddetin esiriyiz
Aydın Dere
         
.:  Anasayfa |  Yazarlar |  Arşiv |  İletişim |  Künye |  Ana Sayfam Yap |  Sitene Ekle  :.

   ANASAYFA
   GÜNCEL
   SİYASET
   KÜRDİSTAN
   DÜNYA
   KADIN
   YAŞAM
   KÜLTÜR-SANAT
   EKONOMİ
   TEKNOLOJİ
   SPOR
   MİZAH
   KURDÎ
   MEDYADAN
   OKUR KÖŞESİ

Çiroken Klasik



www.kurdistan-post.org
Üye(ler) Çevrimiçi: 0
Misafir(ler) Çevrimiçi: 65

Lütfen buradan kayıt yaptırınız. Kayıtlı olmanız halinde sitenin tüm bölümlerini kullanabilirsiniz.
 
 


DTP Kongreye giderken, “Kürtler ne istiyor?”
Ömer Ağın
Ömer Ağın

Tarih: 23 Eylül 2007 Pazar


DTP Türkiye’nin bütün sorunlarında gerçek çözümleri gösteren ve göstermekle kalmayan bu sorunların çözümüne somut katkıda bulunma yetenek ve gücünde olan biricik partidir.

Türkiye’nin sorunları nelerdir?

Birincisi, Türkiye’nin bugünkü yenidünya koşullarında insanlık ailesinin eşit haklı ve saygın bir üyesi olma sorunu, başlıca dışpolitika sorunudur.

İkincisi, Türkiye’nin bugünkü dünya ekonomisi koşullarında uluslararası ekonomik ilişkilerde eşit haklı yer alma, sürdürülebilir bir kalkınma sağlama, gelir dağılımındaki adaletsizliği giderme sorunu, başlıca sosyo-ekonomik sorundur.

Üçüncüsü, Türkiye’nin toplumsal yapısındaki hızlı değişimin ve bu değişime ayak uyduramayan devlet yapısının yarattığı göç, çarpık kentleşme, suçluluk, asayiş sorunu, başlıca sosyo-kültürel sorundur.

Dördüncüsü, Türkiye’de toplumsal çıkarlar temelindeki doğal tartışma ve mücadeleleri çarpıtan, bu mücadeleleri egemen güçlerden yana önleyen, ülkenin parlamenter, çoğulcu rejim temelinde gelişmesini engelleyen, seçilmişlerle atanmışlar arasında ikinciler lehine bürokratik bir üstünlük sağlayan askeri vesayet rejimini aşma ve Cumhuriyeti demokratik temellerde yeniden yapılandırma sorunu, başlıca politik sorundur.

DTP işte bu sorunların köklü bir biçimde çözülerek, uluslararası saygınlığı olan, müreffeh, istikrarlı ve demokratik bir Türkiye Cumhuriyeti’nde barışa, eşitliğe ve özgürlüğe ulaşılmasında kendi rolünü oynamak istemektedir.

DTP, Türkiye’nin karşı karşıya olduğu sorunların çözümüne, Kürt halkının katılımı ve katkısı olmadan, bu sorunların çözülemeyeceğini ilan ediyor. Aynı zamanda DTP, Türkiye’nin karşı karşıya olduğu sorunların çözümüne, tüm Kürt halkının yapıcı katkısını, tam bir inanç ve cesaretle taahhüt ediyor.

Türkiye Cumhuriyeti’nin uluslararası sorunlarının çözümüne DTP’nin katkısı

Türkiye’nin insanlık ailesinin içinde hak ettiği yeri alması, DTP’nin çözmek için çok yönlü çabalar harcadığı Kürt sorununun çözümüyle yakından ilgilidir. Türkiye bugün ağır risk ve tehditlerle karşı karşıyadır. Cumhuriyet kurulduktan 1990 başına kadar komşu Sovyetlerle kapitalist dünya arasındaki dengeye dayanan Türkiye, günümüzde hiç bir zaman olmadığı kadar insanlık ailesi içinde izole edilme korkusuyla yaşıyor. 1959 yılında başlayan AB ile bütünleşme stratejisi krize girmiştir. Türkiye Kıbrıs sorununda, Ermeni sorununda yalnızlaşmıştır. Irak’ın işgaliyle değişen güçler dengesi, Türkiye’nin bölgedeki rolünü tartışmalı hale getirmiş, bölgesel çatışmaların dışında kalma imkânı giderek azalmıştır.

Kürt sorununu çözmüş bir Türkiye’nin AB üyelik sürecini büyük ölçüde kısaltacağı açıktır. Kendi devlet sınırları içinde Kürtlerin demokratik özerklik temelinde yaşamasını sağlamış olan bir Türkiye, Kıbrıs sorununu Türklerin hak eşitliği temelinde çözmekte zorlanmayacaktır. Kürt sorununu çözmüş bir Türkiye Ermeni soykırımı sorununda, kendisine karşı yükselen tepkileri büyük ölçüde yumuşatacaktır. Daha da önemlisi, Kürt sorununu çözen bir Türkiye, bugünkü keskin rekabet koşullarında, bölge devletlerinin kendisine karşı “Kürt kozunu” oynamasına engel olacak; Güney Kürdistan’la dostluk ve iyi komşuluk ilişkilerini kurabilecek, aradaki sınırı barış sınırı haline getirebilecek, bölgede kendisine stratejik bir dost edinecektir. Bunun en büyük sonucu, her biri bulunduğu ülkelerin demokratik güçleriyle stratejik ittifak içine girecek olan, bütün parçalardaki Kürt oluşumlarının Türkiye ile dostluk ve işbirliği içine girmesi, birbiriyle keskin bir rekabet içindeki bölge devletleriyle Türkiye arasında askeri çatışma riskini azaltacak büyük bir tampon bölgenin ortaya çıkmasını sağlayacaktır. Kürt sorununu çözmüş bir Türkiye, kendi sınırlarını bölge devletlerinde ortaya çıkacak istikrarsızlığın tehlikeli sonuçlarından koruyabilecektir.

DTP’nin Kürt sorununu barışçıl yollarla, eşit haklılık temelinde çözme programı, Türkiye’nin bugün karşı karşıya olduğu tüm uluslararası risk ve tehditlerin aşılmasına Kürt toplumunun barışçı ve demokratik katkısını dile getirmektedir.

Kürt sorununda çözümsüzlük, Türkiye’nin karşı karşıya olduğu hemen hemen bütün uluslararası sorunlarda çözümsüzlük demektir.

Biz güvenle iddia ediyoruz ki, Türkiye’de hiç bir parti Türkiye’nin barışçı çıkarlarına katkıda bulunma bakımından, DTP’nin sahip olduğu potansiyele sahip değildir.

Sorun şudur: Türkiye, karşı karşıya olduğu uluslararası sorunların yarattığı risk ve tehditleri, bizim partimizin katkısıyla aşmak istiyor mu, istemiyor mu? DTP bu katkıyı vermeye hazırdır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin sosyo-ekonomik sorunlarının çözümüne DTP’nin katkısı

Türkiye’nin ekonomik kalkınma ve refah yolunda istikrarlı gelişmesi, DTP’nin çözmek için çaba harcadığı Kürt sorununun çözümüyle yakından ilgilidir.

Bugünkü hükümet ne derse desin, kimi makro göstergelerdeki nisbi iyileşme eğilimleri ne olursa olsun, Türkiye’nin ekonomik gelişmesi ağır risk ve tehditler altındadır. Ülke içinde barışın güvence altına alınmadığı bir durumda, ekonominin motor güçlerinden biri olan turizm gelirlerini, “sıcak para” akışını, yabancı sermaye yatırımlarını da güvence altına almak söz konusu olamaz. Yalnız bunları değil, Türk mali sermayesini ve hatta endüstri sermayesini bile ülke içinde tutmak güvence altına alınamaz. Günümüzde sermayenin uluslararası dolanımı, bilimsel, teknolojik gelişme temelinde, baş döndürücü bir hız kazanmıştır. Türkiye kendi iç barışını güvence altına almadıkça, bölge devletleriyle ekonomik ilişkilerini istikrarlı bir biçimde yürütemez. Türkiye ekonomisinin eşitsiz gelişmesinin yarattığı bölgeler arası ekonomik gelişme uçurumu, Kürt sorunundaki çözümsüzlük nedeniyle bir kaosa yol açma risk ve tehdidine yol açmıştır. Böyle bir uçurum, ne AB ile, ne de bölge ülkeleriyle ekonomik entegrasyon hedeflerine hizmet etmektedir.

Sorun açıktır: Bugünkü ekonomik durum, Kürt sorununda çözümsüzlük sürdüğü ve çatışmalar beklenmedik bir anda ülkeyi sardığı gün, tarihimizin görmediği bir krizle yüz yüze gelecektir. Yirmi yıl süren savaşın etkileri altında çöken ekonomik durumdan, 1999 yılından beri süre giden nisbi barış koşulları sayesinde çıkıldığını unutmamak gerekir. Buna karşılık, elde edilen ekonomik kazanımlar kalıcı olmaktan çok uzaktır. Ekonomi son derecede hassas dengeler üstünde oturmaktadır. Savaş, masaya fırlatılan bir Anayasa kitapçığının yol açtığı krizle kıyaslanmayacak ölçüde bir krizin başlangıcı olabilir. Böyle bir kriz Türkiye’yi uluslararası risk ve tehditlere büsbütün açık hale getirir. Türkiye gelecek perspektifini yitirebilir.

Kürt sorununu çözmüş bir Türkiye, yalnız istikrarlı ekonomik gelişme olanaklarına kavuşmuş olmakla kalmayacak, aynı zamanda refahın sosyal-adalet temelinde paylaşılmasını sağlama olanağına da kavuşacak, bölgelerarası gelişmişlik uçurumunu kapatma, yatırımların dengeli bir şekilde tüm bölgelere paylaştırılmasını da gerçekleştirebilecektir. Ürkek sermaye iç savaş, politik istikrarsızlık yüzünden kaçmayacaktır. Devletler arasında amansız bir rekabet alanı olan turizm alanında, Türkiye rekabet gücünü iç savaş endişeleri yüzünden kaybetmeyecektir. Emekçilerin refahı bakımından da Kürt sorununun çözümü büyük olanaklar yaratacaktır. Kürt sorununu çözmemiş bir ülkede emekçilerin yaratılan zenginlikten pay alma mücadelesinin zayıfladığı şu son yirmi yıllık savaş boyunca artık kanıtlanmıştır. İç barışını sağlamış bir ülkede, sermaye ile emek arasındaki çıkar çatışması ne denli keskinleşirse keskinleşsin, bu mücadeleyi “ülkenin milli çıkarları” adı altında bastırmak mümkün olmayacaktır. Sendikaları Türk-Kürt işçiler arasındaki çelişkilerle zayıflatmanın önüne geçilecektir. Bölgede yapılacak yatırımlar, ucuz Kürt işgücünü, çalışanlara karşı bir tehdit olarak kullanma olanağını zamanla yok edecektir. Ama en önemlisi, Kürt sorununu çözmüş bir Türkiye, bütçesinin aslan payını, Kürt isyanlarını bastırmak amacıyla askeri harcamalarda kullanmaktan kurtulacak, serbest kalan kaynaklar ülke kalkınmasına harcanacaktır. Ekonomik gelişmenin Kürt sorunundaki çözümsüzlükten dolayı kesintiye uğramasını önlemek, ekonomik gelişmenin en büyük ve yapısal sorununu çözmek demektir.

DTP’nin Kürt sorununu barışçıl yollarla ve eşitlik temelinde çözme programı, Türkiye’nin sosyal adalet temelinde kalkınmasının önündeki risk ve tehditleri aşma sorununa Kürt toplumunun barışçı ve demokratik katkısını dile getirmektedir.

Kürt sorununda çözümsüzlük, Türkiye’nin karşı karşıya olduğu hemen hemen bütün ekonomik sorunlarda çözümsüzlük demektir.

Biz güvenle iddia ediyoruz ki, Türkiye’de hiç bir parti Türkiye’nin ekonomik çıkarlarına katkıda bulunma bakımından, DTP’nin sahip olduğu potansiyele sahip değildir.

Sorun şudur: Türkiye, karşı karşıya olduğu ekonomik sorunların yarattığı risk ve tehditleri, bizim partimizin katkısıyla aşmak istiyor mu, istemiyor mu? DTP bu katkıyı vermeye hazırdır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin sosyo-kültürel sorunlarının çözümüne DTP’nin katkısı

Türkiye’nin derin sosyo-kültürel sorunlarını aşması, DTP’nin çözmek için çaba harcadığı Kürt sorununun çözümüyle yakından ilgilidir.

Türkiye bugün denetimden çıkmış bir sosyal ve kültürel altüst oluş sürecini yaşıyor. Toplum yönetilebilir olan ve birbirine zıt kutuplarda olsa da çözümü mümkün bir polarizasyonla karşı karşıya değildir. Emek-sermaye çelişkisinin üstünü örten, tehlikeli bir kutuplaşmanın sosyal temeli derinleşiyor. İşsizlik ve yoksulluk konjonktürel bir olgu değildir. Kronikleşmiştir. Milyonlarca insan iş bulma umudunu yitirmiştir. Kürt coğrafyasından metropollere yönelik göç dalgası, kentlerde Kürt gettolarına yol açıyor. Suçluluk akıl almaz boyutlarda yaygınlaşıyor. Uyuşturucu üretim dışına atılmış ve gözden çıkarılmış bu nüfusu tehdit ediyor. Birbirine komşu varoşlarda birbirine hemşehrilik bağlarıyla bağlı kapalı toplumsal gruplaşmalar, giderek Türk ve Kürt düşmanlığının doğal ortamlarına dönüşüyor. Göç çarpık kentleşmeden uygar kentleşmeye geçişi olanaksız hale getiriyor. Bütün değerler erozyona uğruyor, yaratılmış ortak kültürümüz tehdit altına giriyor. Şiddetin en kaba biçimleri yaygınlaşıyor ve her alanda düşmanlıklar boy veriyor. Bu toplumsal ve kültürel yozlaşma en çok gençleri ve kadınları vuruyor. Kürt dilini inkârın, Kürt kültürünü yok sayılmanın bedelini Türk toplumu, kendi değerlerini alçaltarak ödüyor; Nobel ödülünü kazanan Orhan Pamuk’la kıvanç duyma olanağını bile yitiriyor. Hümanizmin girmediği eve ırçılık, “ötekileştirme”, nefret, kin virüsleri giriyor. Türk ve Kürt toplumları, metropollerde hastalanıyor. Bilimin ve teknolojinin her kazanımı, bu toplumsal kültürel iklimde zararlı araçlara dönüşüyor; internet cinayet şebekelerinin, milliyetçi, ırkçı çetelerin kirlettiği sitelerle dolup taşarken, çocuk pornosu toplumun ahlaki temelini kökten sarsıyor. TV kanalları perpektifini yitirmiş milyonlarca insanı neredeyse delirmenin eşiğine getiriyor, ünlü olma, ekranlarda sergilenen yapay yaşama kavuşma hayalleri, genç insanların yaşamını karartıyor. Bütün kanlı savaşlar, bütün yıpratıcı iç savaşlar, bunları yaşayan bütün toplumlarda gelecekten güvensizlik yaratmış, insanları günü birlik yaşamanın yozlaşmış yollarına sürüklemiştir. Savaşlar toplumun bağışıklık sistemini bozuyor ve onu bütün toplumsal-kültürel mikropların tahribine karşı korunaksız hale getiriyor. Böyle bir toplumda yolsuzluğun, rüşvetin en tepelere kadar tırmanmış olmasında, her şeyin parayla alınıp satılır olmasında şaşılacak hiç bir yan yoktur. Türkiye çok ağır sosyo-kültürel risk ve tehditlerle karşı karşıya gelmiştir.

Kürt sorununu çözmüş bir Türkiye, uluslararası belirsizliklerden, ekonomik kargaşa beklentilerinden kurtulma yoluna, belli ki Kürt sorununda çözümsüzlüğün sürdüğü koşullara göre, çok daha kolay girebilir ve bunların yarattığı sosyo-kültürel sorunları çözme olanağına bugüne göre çok daha hızla kavuşabilir. Kürt sorununu çözen Türkiye’de Kürt coğrafyasının bayındır kılınması, gelişip serpilmesi mümkün olacak, böylece göçlerin önü alınabilecektir. Kürt sorununun çözülmesi Kürt gençliğini “ya dağa çıkmak, ya da metropollerde çürümek” ikileminden kurtaracaktır. Bugün için “Kürt gettoları” sayılan ve kimi devlet güçlerinin bilinçli olarak “Harlemleştirdiği” varoşlar, Kürt sorunu çözüldüğünde, kadim Kürt kültürünün hümanist derinliğini kazanacak, Türk ve Kürt kültürleri arasındaki alış veriş her iki toplumun bir diğerini düşman görmesini önlemekte büyük rol oynayacaktır. Kürt sorununu çözen bir Türkiye’de Türk gençliğini şiddete, “ötekileştirdiğine” karşı düşmanlığa, cinayet ve linçlere sevkeden ırkçı-milliyetçi etki zayıflayacak, birbirini anlama, kardeşleşme duyguları güçlenecektir. Kürt sorununu çözen Türkiye’de şiddetin her biçiminden uzaklaşma, erkek egemen topluma özgü belirtileri ortadan kaldırma yolunda elverişli koşullar ortaya çıkacaktır. Her türlü etnik ve dini bağnazlığın yerini kültürler arası uygar ilişkiler ve bütün dinlerin ve mezheplerin birbirleriyle diyalogu ve devletin tüm inanışlar karşısında özgürlükçü laik tarafsızlığı gelişecektir. Etnik ve dini ayrışmanın yerini toplumsal meşru çıkarlar temelindeki ayrışmaların alması ancak Kürt sorununu çözmüş bir Türkiye’de mümkün olacaktır. Türk işçisiyle Kürt işçisi, kadını ve erkeğiyle kaynaşacak, yoksul Türk, yoksul Kürdün, yoksul Kürt de yoksul Türk’ün halinden anlayacak, toplum düşmanlık toplumu olmaktan, dayanışma toplumu olmaya doğru adım atacaktır. Daha ilkokulda, çocukların aynı anda iki dili, Türkçeyi ve Kürtçeyi öğrendiği bir Türkiye, iki dilli her toplum gibi, tüm dünya dillerini öğrenme yeteneğini kazanmakla kalmayacak, Türkiye’nin yüzde elli kapasiteyle yarattığı manevi kültürel ürünler, yüzde yüz kapasiteyle, birbirini zenginleştirerek çoğalacaktır. Anadolu hümanizmi Kürt sorunu çözüldüğü zaman rönesans çağına girecek, bugünkü sosyo-kültürel kaosun yerini insancıl, bilimsel yepyeni bir sosyo-kültürel iklim alacaktır.

DTP’nin Kürt sorununu barışçıl yollarla ve eşitlik temelinde çözme programı, Türkiye’nin sosyo-kültürel gelişmesinin önündeki risk ve tehditleri aşma sorununa Kürt toplumunun barışçı ve demokratik katkısını dile getirmektedir.

Kürt sorununda çözümsüzlük, Türkiye’nin karşı karşıya olduğu hemen hemen bütün sosyo-kültürel sorunlarda çözümsüzlük demektir.

Biz güvenle iddia ediyoruz ki, Türkiye’de hiç bir parti Türkiye’nin sosyo-kültürel sorunlarını çözmeye katkıda bulunma bakımından, DTP’nin sahip olduğu potansiyele sahip değildir.

Sorun şudur: Türkiye, karşı karşıya olduğu sosyo-ekonomik sorunların yarattığı risk ve tehditleri, bizim partimizin katkısıyla aşmak istiyor mu, istemiyor mu? DTP bu katkıyı vermeye hazırdır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin demokrasi sorunlarının çözümüne DTP’nin katkısı

Türkiye’nin insanlık alemi içinde hak ettiği yeri alması, sosyal-adalet içinde istikrarlı ekonomik gelişme yoluna koyulması, toplumsal ve kültürel bir rönesansı gerçekleştirmesi, ancak ve ancak Türkiye Cumhuriyeti’nin demokratik bir cumhuriyete dönüşmesiyle mümkündür. Türkiye’nin gerçek bir demokrasiye yönelmesi, DTP’nin çözmek için çaba harcadığı Kürt sorununun çözümüyle doğrudan ilgilidir.

Türkiye 1950 yılından beri girdiği parlamenter rejimi sağlam temellere oturtamamıştır. Üç askeri darbe, bir “post modern” darbe, bugün de her konuda süregiden asker kaynaklı müdahaleler, ülkenin bütün kurumlarına bir ahtapot gibi sızan “derin devlet”in kontrgerilla faaliyetleri, Türkiye’de demokrasinin temel sorun olduğunu, inkârı mümkün olmayan bir gerçek olarak gözler önüne seriyor. Egemenlik tüm toplum adına kayıtsız şartsız TBMM’de değildir. Onun da üstünde askeri vesayet rejiminin iradesi yer alıyor. Kürt sorununda çözümsüzlük, askeri vesayet rejimini üreten, onu gerekçelendiren başlıca etkendir. Türkiye Cumhuriyeti tarihinin Kürt isyanları ve askeri darbeler tarihi olması rastlantı değildir. Son çeyrek yüzyıldaki tüm gelişmeler, Kürt sorununda çözümsüzlüğün askeri vesayet rejimini üretmesine, askeri vesayet rejiminin de Kürt sorununda çözümsüzlüğün sürdürülmesine neden olduğunu göstermiştir. Bu kısır döngüyü aşmak Türkiye’nin temel sorunudur. Ama daha da önemlisi, uluslararası gelişmeler, bölgedeki durum Kürt sorununda çözümsüzlüğü sürdürmenin, bugün var olan sınırlı demokratik rejimi de çok ağır risk ve tehdit altına almasına yol açıyor. Toplumsal ve etnik gerilim öyle bir noktaya gelmiştir ki, en küçük bir kıvılcım ülkeyi ateşe verebilir. Kürtlerin ve Türklerin birlikte yaşama koşullarını tehdit altına sokmaya hiç kimsenin hakkı yoktur. Türkiye’nin bölgede biricik demokratik İslam ülkesi oluşuyla övünenler, demokrasinin daha öte gelişmesi şöyle dursun, bütün kurum ve kurallarıyla tehlikede olduğunu görmelidirler. AB yolunda atılan sınırlı demokratik adımlar, bugün büyük ölçüde anlamını yitirmiştir. Toplum anti-demokratik yasaların ve 12 Eylül anayasısının değiştirileceği umutlarını yitirmeye başlamıştır. Seçim barajı, Türkiye’nin temsili kurumlarına katılmak isteyen Kürt toplumunda politik rejim temelinde uzlaşma duygularını yıpratıyor, parlamenter çözümlere olan umudu yok ediyor. Var olan parlamenter rejim çerçevesinde söz ve karar sahibi olma umudunu yitiren Kürtlerin bugün de karşılarında duran farklı yollara gözlerini çevirmesi birlikte yaşamak isteyen herkesin üzerinde durması gereken en önemli gerçekliktir. “Türküm diyene demokrasi, demeyene baskı” rejimi, giderek Türkler için de baskı rejimi haline dönüşüyor. Kürt sorununun uluslararası bir sorun haline dönüşmesi, bu sorun temelinde savaşı da uluslararası bir sorun haline getiriyor. Ve Türkiye bu nedenle bölgesel savaşlara bulaştığı gün, var olan sınırlı demokrasiden de eser kalmayacak, Türkiye derin bir karanlığa yuvarlanacaktır. İnsan hakları, düşünce ve örgütlenme özgürlüğü ağır risk ve tehdit altındadır. Ve unutmamak gerekir ki, demokrasi ne kadar sınırlanırsa, insan hakları, düşünce ve örgütlenme özgürlükleri ne denli çiğnenirse, Türkiye’yi tehdit eden uluslararası etkenler, ekonomik kriz etkenleri, sosyo-kültürel yozlaşma etkenleri o denli büyüyecek, bunların büyümesi de aynı biçimde, demokrasinin, insan haklarının, düşünce ve örgütlenme özgürlüklerinin yok edilmesine yol açacaktır.

Kürt sorununu çözmüş bir Türkiye AB yolunda elde ettiği demokratik kazanımları koruyabilir ve demokrasiyi daha da kökleştirebilir. Kürt sorununu çözmüş bir Türkiye’de ordunun siyasete müdahalesinin başlıca dayanağı ortadan kalkacak, “bölücülük” korkutmacasıyla demokrasiyi sınırlama çabaları gerekçesiz kalacaktır. Kürt sorununu çözen Türkiye’de hiç kimse 301. madde gibi yasalara ihtiyaç duymayacaktır. Hiç kimsenin düşünce ve örgütlenme özgürlüğü “bölücülük” suçlamalarıyla ortadan kaldırılmayacaktır. Çünkü bizzat demokrasinin kendisi Kürtlerle Türklerin aynı topraklarda birlikte yaşamasının çimentosu olacak, yalnız Türküm diyen için değil, herkes için, bütün etnik kimlikler için, bütün diller, dinler ve mezhepler için, bütün yurttaşlar için demokrasi, meşru ekonomik, toplumsal-politik çıkarlar temelindeki mücadeleler dışında, her türlü ayrılığı, bölünmeyi, karşıtlığı ortadan kaldıracaktır. Kürt sorununu çözmüş bir Türkiye’de bir zamanlar NATO tarafından kurulan ve bugün “derin devlet” olarak tanına gizli bir orduya da ihtiyaç kalmayacaktır. Hukuk dışı para-militer örgütlerin varlığını hiç kimse, hiç bir gerekçeyle savunamayacaktır. Bu güçlere dayanarak hiç kimse demokratik kurumlar ve bireyler üzerinde baskı kuramayacaktır. Kışla ile parlamento arasındaki çatışmayı sona erdirmek mümkün olacak, TBMM’nin üstünlüğü kurumlaşacak, seçmenin verdiği oylar boşa gitmeyecektir. Kürt sorununu çözmüş bir Türkiye’de “bizi bölmek isteyen dış düşmanlar” korkusu sona erecek, her an bir iç savaşın uçurum kenarında durmanın yarattığı bütün gerilimler bitecek, insanlar geleceklerine korkusuzca bakmaya başlayacaktır. Kürt sorununu çözmüş bir ülkede, insanlar, durmadan müdahalelerle yıpratılan demokrasiye güvenecek, demokrasi oyun olmaktan çıkacak, umutlarımızın gerçekleştirilme yol ve yöntemi haline gelecektir. Ve şu da açıktır ki, demokrasi,, gelmiş geçmiş tüm hükümetlerin üzerinde yürümek istediği AB yolunun son durağı değil, başlangıç kilometresidir. Demokrasi olmadan AB yolunda tek bir kalıcı adım atılamaz. Kürt sorununu çözen bir Türkiye Avrupalı olmaya hak kazanacaktır. Türkiye AB’ye ister alınsın, ister alınmasın, Kürt sorununu çözmüş bir Türkiye uygar dünyanın onurlu bir üyesi olacaktır.

DTP’nin Kürt sorununu barışçıl yollarla ve eşitlik temelinde çözme programı, Türkiye’nin demokratik gelişmesinin önündeki risk ve tehditleri aşma sorununa Kürt toplumunun barışçı ve demokratik katkısını dile getirmektedir.

Kürt sorununda çözümsüzlük, Türkiye’nin demokrasi sorununda çözümsüzlük demektir.

Biz güvenle iddia ediyoruz ki, Türkiye’de hiç bir parti Türkiye’nin demokratikleşmesine katkıda bulunma bakımından, DTP’nin sahip olduğu potansiyele sahip değildir.

Sorun şudur: Türkiye, demokrasinin önünde duran risk ve tehditleri, bizim partimizin katkısıyla aşmak istiyor mu, istemiyor mu? DTP bu katkıyı vermeye hazırdır.

Bütün bunlar, DTP’nin tüm Türkiye için bir şans olduğunu gösteriyor. Türkiye’nin hemen hemen tüm temel sorunları Kürt sorununda çözüme bağlıdır ve DTP Kürt toplumunun güvenini elde eden biricik parti olarak, Kürt sorununda çözüm programını ortaya koyma hakkına sahiptir. Biz ilan ediyoruz ki, DTP’nin çözüm programı, Türkiye’nin uluslararası sorunlarını, ekonomik sorunlarını, toplumsal, kültürel sorunlarını ve demokrasi sorunlarını çözme programıdır. Bu konumuyla DTP, bugün var olan bütün partilerden çok daha fazla Türkiye’nin partisi olmaya haz kazanmıştır. Tarih, acılı Kürt halkına, kendi hak ve özgürlükleri için mücadele ederken, tüm Türkiye’nin temel çıkarları uğrunda da mücadele etme misyonunu yükledi. DTP işte bu misyonun partisidir.

O halde Türkiye’nin tüm temel sorunlarının çözümüne temel oluşturacak olan Kürtlerin çözüm önerileri nelerdir? Kürtler tüm Türkiye adına, kendileri için ne istiyorlar? Yani Kürtler ne istiyor?

devam edecek...



  
Ömer Ağın
aginomer@hotmail.com




Bu köşe yazısı 2333 defa okundu. Toplam 2660 kelime

Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa


[ Geri Dön: Ömer Ağın ] - [ Yazarlar İndeksi ]

Kurdistan-Post Haber Portalı © 2004-2008 Tüm hakları saklıdır.
Sitemizde kullanılan haber ve resimler kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.