Musa Anter
KERKÜK KAN AĞLIYORMUŞ
Musa Anter
Yaşar Kaya
Kürt raporu
Yaşar Kaya
İsmail Beşikçi
“Büyük Felaket” mi, Soykırım mı?
İsmail Beşikçi
Hasan Bildirici
Beşikçi ve PKK
Hasan Bildirici
Aydın Dere
2008 geride kalırken
Aydın Dere
         
.:  Anasayfa |  Yazarlar |  Arşiv |  İletişim |  Künye |  Ana Sayfam Yap |  Sitene Ekle  :.

   ANASAYFA
   GÜNCEL
   SİYASET
   KÜRDİSTAN
   DÜNYA
   KADIN
   YAŞAM
   KÜLTÜR-SANAT
   EKONOMİ
   TEKNOLOJİ
   SPOR
   MİZAH
   KURDÎ
   MEDYADAN
   OKUR KÖŞESİ

Çiroken Klasik



www.kurdistan-post.org
Üye(ler) Çevrimiçi: 1
Misafir(ler) Çevrimiçi: 83

Lütfen buradan kayıt yaptırınız. Kayıtlı olmanız halinde sitenin tüm bölümlerini kullanabilirsiniz.
 
 


Ruslar ve Türkler
Hejarê Şamil
Hejarê Şamil

Tarih: 13 Eylül 2007 Perşembe


Bir karşılaştırma ile başlayacağım.

Çeçenlerin Çeçenistan toprakları üzerinde ne kadar hakkı varsa, Kürtlerin de Kürdistan iddiası bir o kadar haklıdır. Çeçen topraklarının Ruslar tarafından 150 küsur yıl önce, Kürdistan’ın Türklerce bin yıl önce zapt edilmesi, yukarıdaki düşüncenin sulandırılması için işe yaramaz. Kürtlerin 40 milyon, Çeçenlerin 1 milyon nüfuza sahip olması da Kürtlerin daha fazla hak elde etmesi gerektiğinin argümanı değildir. Ha bir yıl önce, ha yüz yıl önce, ha beş kişinin toprağı, ha milyonların toprağı işgal edilmiştir. Fark etmez. Ana yurt ana yurt olarak, işgal da işgal olarak kalır. Ha milyon kişi, ha tek bir kişi ağlamış… Tek tek ağlamışlar. Acılar bireyseldir, mutluluklar da. Toplu acılar, mutluluklar olmaz. Konumuzla fazla bağlantılı olmasa da söyleyeyim; böylesi duyguların “toplumsal” olduğu grupsal amaçlara hizmet için düşünülmüş bir uydurmadır. İnsan evladının yalana (olmayana, görünmeyene, elle tutulamayana…) inanma eğilimleri, gerçeğe (görünene, duyulana, dokunulabilene…) güvenme temayülden çok daha köklüdür.

Aslında şimdiye kadar yazdıklarım, konuya bir giriştir sadece.

Çeçen savaşının yakıcı dönemlerini anımsıyorum. Geçen yy.ın 90’lı yıllarıydı. Rusya’da “barış anneleri” savaşa karşı imza topluyor, toplantılar yapıyor, devlete tepki gösteriyorlardı. Hemen Türk-Kürt mantalitesi ile düşünmeyin. Rus barış annelerinin yoğunluklu bölümü ve bu yönlü örgütlemelerin tamamı, kendi devletlerine, hükümetlerine karşı eylem halindeydiler ve kendi çocuklarının yaşam haklarını savundukları kadar Rus askeri baskısı altındaki Çeçen halkının haklarını da savunuyorlardı. Açıklayıcı olması için şunu da anımsatayım; Türkiye ve Kürdistan’da “Türk asker anneleri” kendi askerini ve devletini, “Kürt barış anneleri” kendi gerillasını ve örgütünü savundu her zaman.

Ruslara özel bir sempatim yok. İşgal ettikleri topraklar üzerinde imparatorluklar kurmuş ve bunu günümüzde “demokratik yöntemlerle” korumaya çalışan Rus ve Türklerin siyaset yapma tarzı arasındaki farkı ortaya koymak için kıyaslama yolunu tuttum.

Başka bir kıyaslamam daha vardır. Bu, beni yazıdaki amacıma biraz da yaklaştıracaktır. Yine geçen yy.ın 90’lı yıllarının ortalarında Rusya’da basılan gazetelerin yarısından fazlası Çeçenistan’da savaş yürüten Rusya devletini eleştirmekteydi. Türkiye gazetelerinin binde dokuz yüz doksan dokuzu her zaman, hatta Kurdistan’da katliam yapılan günlerde bile “kendi devletinin yanında” olmuştur. İki toplum arasındaki köklü bir farktır bu.

Sıkı durun, dahası vardır: Bu güne değin “Çeçenleri ve Çeçen teröristleri savunduğu için” tek bir Rus gazeteci ve yazarı hakkında Rusya Federasyonunda dava açılmamıştır! “70 yıllık demokrasi tecrübesi olan Türkiye” ile 1991’de “Reel sosyalizm diktatörlüğünden kurtulan ve demokrasiye doğru yeni-yeni adımlar atan Rusya” arasında çok çarpıcı bir fark da budur. İlginç olsa gerek.

Aslında bu düşünceler, “Peri” yayınevinin genel yayın yönetmeni, sevgili Ahmet Önal’dan dün aldığım mektuptan sonra aklime geldi. Yayıncım Ahmet Onal, 2005’te basılmış “Diaspora Kürtleri” kitabım hakkında iki yıldan beri “terörü savunduğum” nedeniyle süren davanın yeni duruşmasının 19 Eylül’de 11. Ağır Ceza Mahkemesinde görüşüleceğini yazmıştı. Kitapta terörü filanı savunmadığımız, idrak sorunu olmayan ve bir de kuşkusuz, insanlıktan nasibini almış her kese malumdur. Bunu A.Önal kamuoyuna son açıklamasında daha iyi ve detaylı biçimde ifade etmiştir:

SİZLERİN VE KAMUOYUNUN DİKKATİNE.

Hejarê Şamil tarafından kaleme alınan ve Kasım 2005 tarihinde yayımladığım “Diaspora Kürtleri” isimli esere soruşturma başlatılmış, PKK Kongra-Gel ismi dahi geçmemiş olmasına rağmen savcılığın talebi ile İstanbul 11. Ağır Ceza mahkemesi tarafından dava açılmıştı. 24.03.2006 tarihinde yapılan duruşmada 11. Ağır Ceza Mahkemesi, ekte sunduğum savunma üzerine davanın, PKK- Kongra Gel propagandasından ziyade, genel “Kürtçülük propagandası içerdiği, bu nedenle dosyanın Kadiköy 2. Asliye Ceza Mahkemesinde görülmesi” için “yetkisizlik” kararı vermişti. (…)

Aynı mahkemede de ‘Türk Milleti Adına’ verdiği “Yetkisizlik Kararı” ile dosyayı Yargıtay 5. Daireye göndermişti.

Yargıtay 5. Dairesi de; “Türk Milleti Adına Yargıtay İlamı” başlıklı kararında Kadıköy 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nin ‘Türk Milleti Adına” verdiği “Yetkisizlik Kararı”na uyarak dosyayı yeniden İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi’ne göndermiş ve davanın; 19 Eylül 2007 tarihinde orada görülmesine karar verilmiştir.

Söz konusu karar üzerine; 19 Eylül 2007 tarihinde Saat 9,50 de duruşmada olacağım. İsteyen dostlarım duruşmayı izleyebilirse, benimle olurlarsa sevinirim.

Dünyanın hiçbir normal ülkesinde “Türk adalet sisteminin” sergilediği böylesi rezaletin başka bir örneği yoktur. (Adı üstünde diktatöryel devletlerde zaten dava filan açılmıyor, direk sallandırıyorlar). Söz konusu kitapta savcı iddiasıyla yakından-uzaktan alakalı bir şey yoktur. Şimdi Leyla Zana “Kürdistan eyaletlere bölünsün” derken, Aysel Tuğluk ve Ata ………. “Türkiye meclisinde oturup devletin köküne dinamit koyan açıklamalar” yaparken (ellerine, dillerine sağlık!), insan aklini ve yüreğini biraz zorlarsa, onlar hakkında soruşturma ve dava açılmasının mantığını anlamaya çalışabilir. Eğer “Kürdistan-post” Türkiye’de yayınlansaydı, bizim “ellerine, dillerine sağlık” sözlerimizin de davalık bir yanı olurdu belki. Ama masum “Diaspora Kürtleri”nin günahı nedir? Anlamak imkan dışı!

Bir de diyorlar, Ruslar şöyledir, böyledir. Tek bir Rus savcısının; Moskova’da yayınlanmış, açıktan-açığa “Çeçen terörizmine” övgüler yağdırılan her hangi bir kitap hakkına dava açmak, aklının kıyısından bile geçmez. Rusya’da Finlandiya’daki kadar ifade ve basın özgürlüğü yoksa da, Türkiye’deki kadar akıl ve mantık dışılık da yoktur.

Ruslar son yıllarda “Çeçen sorununu” iyi-kötü çözüme doğru götürüyorlar. Çözüm reçeteleri şudur: “Daha çok özgürlük, daha geniş özerklik”. Bu reçetenin uygulanmaya konulmasından sonra, malum olduğu gibi Rusya parçalanmamıştır, yakın erimde parçalanacak gibi de görünmüyor.

Türkiye’yi yönetenlerin ve onu “herkesten daha fazla sevenlerin” ise devletlerini ilme-ilme çözdürmeyince Kürt sorununu çözüme götüremeyecekleri galiba akli başında olan her kes tarafından anlaşılmaya başlanmıştır. Türkiye’nin lime-lime olması şart değildir aslında; bu işi çözmenin kolay ve sivil yolları vardır ki, bunlar bilinmektedir.

El muhtasar;

Anneler “barış” derken, yalnız kendinden olanın hakkını arıyor ve düşünüyorsa;

Siyaset “ebediyete kadar” motivasyonu ile yürütülürse (hiçbir şey ebedi değildir, hele-hele devletler);

Düşüncenin desturu, devlet kafasıyla fikir yürüterek “halk adına karar veren”, ama düşünmenin büyük keyfinden nasibini almamış savcıların ve iktidarsız mahkemelerin iktidarına verilirse;

Toplumun ve devletin bekası namına insan tekinin acısı görmezden gelinirse;

Devleti koruma alışkanlığı, mağara insanının kendi mağarasını koruma içgüdüsünden bir farklılık arz etmiyorsa; o yerde hayır-helallik mekan bulmaz ve orası darmaduman olur, biline!



  
Hejarê Şamil
hejare_shamil@hotmail.com




Bu köşe yazısı 968 defa okundu. Toplam 895 kelime

Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa


[ Geri Dön: Hejarê Şamil ] - [ Yazarlar İndeksi ]

Kurdistan-Post Haber Portalı © 2004-2008 Tüm hakları saklıdır.
Sitemizde kullanılan haber ve resimler kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.