Bugün içime iyice bir ağrı düşünce yazmak istedim, çok da zamanım olmamasına rağmen. Lakin yazarak insan biraz olsun rahatlıyor ve insanı sinir eden ne varsa biraz olsun dağılıyor.
Mevzuyu çok uzatarak zihninizi yormadan konuya girmeliyim.
Bugün her zaman okuduğum bir iki gazteyi okurken gözüme ilişen bir haber oldukça dikkatimi çekti.
Milliyet meclis muhabirlerinden birinin Röportajı:
Manşet bazında bir haber: Latife Hanım'ı çok sevdim
Bizim DTP milletvekili sevgili Sabahat Tuncel ile yapılan röportaj olduğunu kısa bir göz gezdirmeyle anlıyorum.
Bir nefes de okuyup bitirince röportaji içime bir sızı giriyor. Ve Öcalan ın bir önceki günkü sözüne dönüyorum.
“Laçkalaştırmayın siyaseti.” Bilmiyorum bunu bir balans ayarı olarak mı algılamak gerek ama yapılan değerlendirme o kadar geç ki söylenen söylenmiş olan olmuş. Artık söylenen neyi degiştirir bilinmez.
Eh zamanında Öcalan ın Kemalizm'e ilişkin söyledikleri her tarafa çekilecek bir hal alınca bundan kendilerine göre hikmet çıkaranlar, Atatürk ve Latife Hanım ın muazzam kişilikleri ve onların Kurtuluş savaşı anıları ve kahramanlıklarına değinmeden geçemiyor.
İnsanın içine oturan o yemin törenini hadi formal bir şey dedik ya gerisi?
Hala daha kimsenin anlamadığı bir şekilde Diyarbakır halkının gözüne batırırcasına aday gösterilip seçtirilen Aysel Hanım ın Misak-ı Milli ve Atatürk ün yüceliği adına el çırpışlarının sesleri kulaklarımızda çınlarken, siyaseten deneyimsiz ama bir o kadar da görmüş geçirmiş olan Sabahat ın cezaevi boyunca okuduğu kitaplar arasında en fazla etkilendiği kitabın ve kahramanın Latife Hanım olduğunu kamuoyuna duyurması artık işin suyunu da her şeyinde çıkarmıştır.
Ya Beritan, Bese, Rosa... yok yok saymaya gerek yok.
Sabahat Hanım, Latife'ye hayranlığını yere göğe sığdıramıyor. Atatürk'ü de devrimci, kahraman yapıyor. Nasıl daha iyi ve güzel söz bulurum çabası içinde. Bu işte artık bir hikmet değil, hikmetsizlik var.
Ve bununla yetinmeyip ekliyor “Halide Edip Adıvar ı çok merak ediyorum”. Merak edilecek neyi varsa bilmiyorum ama galiba Sabahat bunuda yağ niyetine işkembeden atıyor. Yani Latife Atatürk dedik, bir de bunun üzerine Halide Edip Adıvar çekelim olsun bitsin. Bilmez ki, Halide, Kürtlerin sosyolojik olarak bitirilmesine ön ayak olmuş Ziya Gökalp ve Türk Ocaklarının “yılmaz” kadınıdır.
Artık birileri çıkıp yahu bu ne Atatürk, Misaki Milli hezeyanı ve yalakalığıdır demesi gerek. Yoksa yakında bizim milletvekilleri Kurtuluş Savaşı menkıbelerini anlatmaya başlayacak.
Ve iş iyice zıvanadan çıkacak.
1920-38 arası kimsesiz ve tek derdi vatanı olan bir halkın geleceğinin köküne kibrit suyu döküp 80 yıllık bir mezara yatıran bir sistemi ve onun şefini, evlatlarının bedenlerini dağlarda taşlarda toplayan bir toplumun seçtiği kişinin kahraman ilan etmesi nedir allah aşkına.
Yine röportajda devamla Sabahat Hanım meclisin çok sıcak ve sosyelleşmeye çok uygun bir yer olduğunu söylüyor. Bilmiyorum, korkudan mı bunları söylüyor ama o meclisin kendilerini oraya sokmamak için nasıl bin bir hile yaptığını. Onu bırakalım, Kürdistan'da taş üzerinde taş bırakmayan, insanları ve doğayı bir harabeye çeviren meclis olduğunu Sabahat hanım unutmuş olamaz.
Unutmuş ise diyecek yok. Artık o sımsıcacık yerde birbirilerine Atatürk'ün karga kovalarken Latife Hanımla yaşadığı maceraları, Kurtuluş Savaşı hikayelerini, Atatürk ün ne kadar müstesna bir kişilik olduğunu meclisin dışarıya bakan cam kenarlarında anlatırlar.
Arasıra canları sıkılınca bir iki maça giderler, “ya ya şa şa”, akşama da tekrar sıcacık yuvaya dönerler. Olmadı meclis koridorlarında körebe oynarlar.
Oda olmadı el ele tutuşup bugün yine kime hoşgeldine gitsek diye kura çekerler.
Varsın cezaevlerinde o zihniyetin yarattığı binler hücrelerde eriyip gitsinler, dağlarda insanlar teker teker birer kuş gibi avlanıp teşhir edilsinler, on yıllardır o sistemin yarattığı canavarlar sağda solda elini kolunu sallayıp hergün gariban bir Kürd ün yakasına yapışsın, postasını koysun.
Binlerce sakat, depresif, sürgün Kürt Avrupa'da şurda burda sersefil dolanıp dursun. Nede olsa biz siyaset yapıyoruz.
Siyaset eğer insanın kendisine karşı, kendi değerlerine karşı, kendi kendini yalancı hale getirecekse bana göre yapılmamalıdır ve böylelikle de siyasetin içine edilmemelidir.
Yıllardan beri siyaseti hem içinde hem okulunda okuyan biri olarak söylemeliyim ki bu siyaset değildir.
Bu olsa olsa ona buna yaranmanın zavallıca teorisdir ve bir şekilde bulunduğu konumun nimmetlerinde faydalanıp günü gün etme hayalidir.
Ama bilinmez ki o meclis nicelerce Kürdün, sosyalistin ,demokratın başını yemiştir ve kemikleri hala o meclisin arka bahçesindedir.
Ve günü geldiğinde yiyecek yenilerini arayacaktır.
Çok değil ricamız:
Lütfen Kürdü rencide eden değerlendirmelerden kaçının.