Dünya şampiyonu Mikail Nadirov:
“DÜNYA OLİMPİAT OYUNLARINDA KÜRDİSTAN BAYRAĞINI DALGALANDIRACAĞIM”
Müjdeyi eski arkadaşım, Nahçivanlı Talabani verdi: “Mikail dünya şampiyonu oldu! Dün King boksing üzere dünya şampiyonasının gerçekleştirildiği Yunanistan’dan Almata’ya döndü. Havaalanında onlarca arabayla karşıladık”.
Mikaili biliyordum. El aksakalı, büyük Kürt yurtseveri, rahmetli apê Arif’in oğluydu. Mikail’i aradık, bulamadık. Yakın arkadaşları ve öğrencileri zaferi kutlamak için alıp bir yerlere götürmüşler mutlaka, diye düşündüm”. Öyleymiş.
“Kendisi ile görüşmek istiyorum” dedim. Sağ olsun Talabani’yi; kısa bir süre sonra kaynı Mikail’i buldu ve görüşme ayarladı.
dedim. Sağ olsun Talabani’yi; kısa bir süre sonra kaynı Mikail’i buldu ve görüşme ayarladı. King- boksig üzere süper ağır derecede (91 kg.dan yukarı) dünya şampiyonunu, kaba-saba birisini beklerken; yumuşak davranışlı, fikir yürütmesiyle aydınım diyenlere taş çıkartan mütevazı bir gençle karşılaştım. Ağırbaşlı, saygılı.
Beş-on dakikada hakkındaki gıyabi bilgilerimi kendisinden duyduğum bilgilerle pekiştirdim.
MİKAİL NADİROV kimdir?
1973’te Ermenistan’ın Masis ilinin Yukarı Necirli köyünde doğmuş. Uluslar arası düzeyde spor üstadı (1998), sekiz defa (1991-2000 arası) Kazakistan şampiyonu, 15 yıldan beri Kazakistan milli kumandasının üyesi, Avrupa şampiyonu (1998), onlarca uluslar arası yarışmanın galibi, Japonya’da Seykendo üzere uluslar arası profesyonel yakın savaş müsameresinin katılımcısı, 2006 yılı dünya King-boksig şampiyonasının bronz madalya sahibi ve nihayet 2007 Mayısında King-boksing WPKA versiyonu üzere dünya şampiyonu. İki yüksek eğitim diploması var; Almata devlet üniversitesinin finans-ekonomi fakültesini ve Kazakistan turizm ve spor akademisini bitirmiş. Şuan üçüncü yüksek okulda; uluslar arası MBA biznes akademisinde eğitimini sürdürmektedir. Üç yıl Kazakistan Kürt Gençleri Birliğinin başkanı olmuştur.
Sohbet esnasında Mikail’in sporcu kaynayan bir ailesi olduğunu öğreniyorum; Altı kardeşinin tamamının spor geçmişi varmış: İsmail, uluslar arası ölçekte spor üstadı, King-boksig üzere Dubrovnik (Hırvatıstan) şampiyonasının kupa sahibi, Yusuf, boks üzere Azerbaycan öğrencileri arasında cumhuriyet şampiyonu, Mahmut, judo üzere spor üstadı, Rustem, koşu üzere Azerbaycan şampiyonu, Arif, gençlik yaşlarında halterci...
Ne var ki, Mikail’le tanışmamıştan önce planladığım söyleşi senaryosunun hilafına spor konusunda fazla konuşmadım kendisiyle. Karşılaştığımız ilk dakikadan “bu gençte bir cevher var” diye düşünmüştüm. Bu düşünce sohbetimizi değişik yönlere çekti ve ilk görüşümde yanılmadığıma emin oldum.
“İki üniversite bitirmişsin. Üçüncüsünü okuyorsun? Fazla olmuyor mu?” diye sordum.
diye sordum. “Mükemmelliğe çan atmak her bir insanın doğasında vardır. Uğraştığı işte kamilleşmek her bir insan oğlunun hakkıdır aslında. Ancak bir çoğumuz bu hakkımızı kendi kendimize reva görmüyoruz. 1991’de ilk kez Kazakistan şampiyonu olduğumda, önümde dünya şampiyonu olma görevinin durduğunu hissettim ve ilk başta bu görevin ağırlığı altında ezileceğimi düşündüm. Sonradan şampiyonluğun görevim kadar, hakkım olduğu fikrine vardım. Hakkımı elde etmeliydim. “Hak verilmez, alınır” diye bir söz var; bunu siyaset için kullanırlar genelde. Her işte böyledir. Hakka ulaşmak gerekir. Bu da emekle, çabayla ve mükemmelleşme ile olur. Finans okuyorum. En fazla para kazanmak için değil (milyona kadar saymasını bilmeyen milyoncular tanıyorum), en iyi olmak için, bu işte nispi de olsa mükemmelliği yakalayabilmek için okuyorum. Gençler arasında toplumsal çalışmalar yürütüyorum. Hep genç arkadaşlarla öncüllük haklarına sahip çıkma tartışmaları yürütüyoruz. Topluma öncüllük, kişinin kendisini yenmesi, potansiyel imkanlarını yoğun emekle ortaya çıkarabilmesi ile başlar ”.
Güzel bir yanıt, diye kendi kendime düşündüm.
“Siyaset konuşalım mi?” diye sordum. Yüzündeki masumane tebessümü görünce devam ettim: Baban apê Arif’in öz amcası Wezirê Nadiri, Mahabad cumhuriyeti döneminde Doğu Kürdistan’da general rütbesi ile görev yürütmüştü. Amcan Mehemedê Sileman Babayev, Sovyetlerin çöküşü arifesinde “Yekbun” örgütünü oluşturmuş, Sovyet Kürtlerine liderlik yapmıştı. Ağabeyin Knyaz’ın Abdullah Öcalan’ı Şam’da ziyaret eden ilk Sovyet Kürtlerinden olduğunu biliyorum. Rahmetli babanın dilinden Kürdistan kelimesi düşmedi yaşamının sonuna kadar. Teyzen Fatma İsa Kürtlüğü klamlarında yaşatan ünlü dengbejlerdendi. Böylesi bir nesilden gelen dünya şampiyonu Mikail’in siyaset hakkında ne düşündüğünü merak ediyorum”.
diye sordum. Yüzündeki masumane tebessümü görünce devam ettim: Şöyle yanıt verdi:
“Bazıları politikaya hastalık olarak bakıyor. Esprisi de var bunun. Hekim hastasına sormuş: “Haftada kaç defa siyasetle birlikte oluyorsunuz?”. Görüyorsunuz, fıkra konusu bile olmuş. İster sporcu, ister şair… olunsun, siyaset dışında bir yaşam düşünemiyorum. Hep siyasetin malzemesi olarak kullanılmaya çalışılan Kürtler açısından bu olgunun ciddiyeti iyi anlaşılmamıştır. “Ben siyasetin dışındayım” biçiminde sözler duyuyoruz sık-sık yurttaşlarımızdan. Bu sözlerin gerçek anlamı şudur aslında: “Ben siyasetin malzemesi olmaktan memnunum”. Fransa eski cumhurbaşkanı Şarl de Goll’un şu sözlerini çok sevmiştim: “Siyaset, siyasilere itibar edilemeyecek kadar ciddi bir iştir”. Başka bir Şarl’ın, 19. yy. Fransız yazarı ve siyasetçisi Şarl Montalamber’in sözleri ise daha çarpıcıdır: “Siz siyasetle uğraşmasanız, siyaset sizinle uğraşır”. Gerçek budur. Bence, halkımızın her bir ferdinin “siyasilere itibar etmeyecek kadar” her siyasi konuda, ama her konuda kendi bireysel görüşü olmalı ve herkes görüşünün takipçiliğini yapmalıdır. Böylece, toplum olarak siyasetin malzemesi olmaktan kurtulabiliriz.
Yine soruyorum:
“Bir de dünya şampiyonluğu zirvesinden baksana olaya. Aşağılarda Kürtler, Kürdistan nasıl gözüküyor?
Kürdistan yukarıdadır; hayallerimizin zirvesinde. Onu görmek için dünyanın neresinde, hangi makamda ve mevkide durursan dur, başını yukarı kaldırman gerekir. En yüksek zirve Kürdistan’dır.
“Hayallerde olanı değil, gerçek olanı, gerçek Kürdistan’ı gördün mü hiç?”
“2006’da gitmiştim Özgür Kürdistan’a. Kent-kent dolaştım. Etkilendiğim çok şeyler oldu. Dünyanın en güzel, en samimi, en hoşgörülü insanlarının yaşadığı memleket olarak kaldı belleğimde. Kürdistanlıların doğaya, hayvana yaklaşımları da farklıydı; içtendi, doğanın kendisi kadar temizdi. Mele Mustafa Barzani’nin mezarını ziyaret ederken, mezarın sadeliği, gösterişten uzaklığı, büyük Kürt önderinin mezar taşının diğer mezar taşlarından seçilmemesi dikkatimi çekti ve taktir ettim. Kürdistan’da diğer önemi ve ilgi çekici bir nokta da Türkmen ve Asurilerin bölge hükümetinin desteği ve yardımı ile kendi ana dillerinde eğitim görmesi oldu. Uygar ve hoşgörülü bir devlet kuruluyor Kürdistan’da. Bu, çok sevindirici. Milli azınlıklara hoşgörülü yaklaşılan ve onların her türlü kültürel gelişimlerine destek verilen vatandaşı olduğum Kazakistan’ı kıyasladım Kürdistan’la. Bence, şuan Kazakistan’da hızlı ekonomik ve sosyal gelişmenin temel nedeni, mevcut hükümetin müdrik milli politikasıdır.”
Son olarak da şunu sordum:
“Kürdistan bölge hükümetinin spor bakanlığı var. Şimdilik Kürdistanlı sporcular Irak devleti adına katılıyorlar yarışmalara. Seni Kürdistan adına uluslar arası yarışmalara katılmaya davet etseler?…”
“Uça-uça giderim! Öyle bir fırsat olursa, gücümü yüze katlayıp yeniden şampiyon olurum. Kesin olurum. “Ey Reqib”in sedaları altında dünya olimpiyat oyunlarında Kürdistan bayrağını dalgalandırırım!”
Arzun çın olsun Mikail!
Yazar: Hejarê Şamil
Tarih: 2007-06-17