Yaz sıcak başladı. Siyasal kutuplarını çözmüş küresel dünyamızın coğrafik kutuplardaki donları da çözülüyor. Bu yaz dahil olmak üzere küresel ısınmadan en çok Türkiye etkilenecekmiş! Daha şimdiden Marmara ve Orta Anadolu’daki göllerle barajlar kurudu bile. Ne ilginç bir rastlantı! Dinozorların da soyu benzer bir küresel iklim değişikliği ile tükenmişti.....! Doğa mı akıllı yoksa “Çere-i nus” takdiri?
Irak İle Savaş
Aylardır ağızlarından ateş püskürten generaller ve siyasi piyadeleri sınır boylarında homurdanıp Kürdistan dağlarıyla boğuşuyorlar. Kerkük’e dayanıp yeni yaşam alanları bulacaklarını hayal ediyorlar.
Daha öncede söyledik, yine de söylüyoruz: Küresel dünyanın politik iklimi Türkiye’ye o toprakları işgal etmeye zerre kadar bir imkan sunmuyor. Kürtler de bunu biliyor olmalılar ki tüm gerginliklere rağmen bir rahatlığı yaşıyor. Ancak bu, Türkiye’nin böyle bir maceraya girişmeyeceği anlamına da gelmiyor. Tam tersine yedek bir ordu yaratmak amacıyla Genel Kurmay tarafından yürütülen piskolojik harp girişimleri nazara alındığında Türkiye’nin bu maceraya atlayacağı olasılığı neredeyse kesinlik kazanıyor.
Çağ dışına itilmiş üniter Türk devlet yapılanması ciddi bir kurumsal bir kriz yaşıyor. Kriz yaşayan bireyler gibi toplum ve kurumlar da rasyonel hareket kabiliyetlerini yitirerek saldırganlaşır. Hareketlerinin sınır ve ölçülerini belirleme yeteneğini yitirirler. Nerede hareket orada bereket dercesine Don ve Volga sınırlarına dayanan Naziler gibi bir bozgun yaşamadıkça içine girdikleri krizden de kurtulamazlar. Türk devletinin içinde bulunduğu durum da budur. Bu da herkes için kan, gözyaşı, ölüm, acı ve yıkımdır.
Türkiye gibi dev bir ülkenin girişeceği böylesine bir yıkım ve işgal savaşında “Gül gibi bir Kürdistan”ın kurulacağı söylemi belki bir umut olabilir ancak yaşam gerçeğiyle hiçbir alakası yoktur. Gerekli bir toplumsal dayanışma, net stratejik politik duruş ve hatta bir savaş projesi olmadan en fazla, bizi cehenneme götürmeye gelmiş zebaniler de bizimle birlikte o cehenneme kadar gelmiş olurlar. Hepsi bu.
Yine olası böyle bir savaşta Kürtlerin savaşan öncü güçleri dünya ulusları tarafından makul karşılanabilen net politik taleple kendilerini ifade etmek zorundadırlar. Türkiye’ye karşı amansız bir savaşta olan PKK’nin net politik istemleri nedir onu bilen yok. Anlaşılır ifadelerle kendisini anlatmakta zorlanan PKK de "terörist örgüt" muamelesi ile karşılaşmaktan da bir türlü kurtulamıyor. Bütün bu mücadelede bilinen bir tek şey, özünde Kürtleri görünürde ise PKK’yi yok etmeye ant etmiş Türk devletinin saldırılarına karşı PKK’nin fiili bir direniş içinde olduğudur.
Türkiye’nin olası Güney Kürdistan işgali halinde başta PKK olmak üzere bütün Kürt parti ve kurumları “Bağımsız ve birleşik bir Kürdistan” ideali etrafında birleşerek Ulusal Meclis veya Ulusal Kongre gibi yeni ve dinamik bir oluşuma gittiklerinde stratejik kazanımlar olarak değerlendirilebilecek bazı gelişmelerin yaratılması mümkün olabilir.
Sandık Savaşları
Bir çok yazar ve politik yorumcu Türk devletinin bütün bu askeri manevralarını iç politikayı etkilemeye yönelik sondajlar olarak değerlendiriyor. Bu değerlendirmelerde gerçeklik payı var. Ancak gerek ordu ve gerekse orduya yakın siyasi kurumlar tarafından yapılan açıklamalara bakılırsa bu durumun güncel politik bir olay olmaktan çok yapısal bir sorun olduğu kanaati daha ağır basıyor. Daha da ötesi devlet politikalarını belirleyen ana etmen iç unsurlar değil, dış unsurlar olduğuna göre Türkiye’nin içine girdiği bu kaotik durumun yapay değil yapısal olduğunu söylemek gerekiyor. Bunun için hangi partinin iktidar olacağı da Kürtler açısından o kadar da önem taşımıyor.
Bütün bu olaylar olurken Kürtlerin Türk meclisinde temsili önemli bir olay. Böylesine acil ve zor bir süreçten geçerken nasıl olursa olsun Kürtler kendilerini siyasal bir temsile ulaştırmak zorundadırlar. Ancak DTP bu rolün bilincinde olduğu izlenimini vermekten oldukça uzak görünüyor. Aday Belirleme Komisyonunun da tahmin edilmesi o kadar da zor olmayan bir çok veriyi dikkate almaması, komisyonun da yeteri derecede yetkin kişiliklerden oluşturulamadığı izlenimini veriyor.
- Geçmişte edindiğimiz tecrübelere dayanarak söylüyorum. Partilerin gösterdiği bağımsız aday ile partilerin seçime girmesi arasında en az yüzde 40 oranında oy farkı oluşuyor. Listelerinin uzunluğu ve karmaşıklığı da dikkate alındığında tahminen yüzde onluk bir kayıp ta buradan yaşanacaktır. Dolayısıyla DTP geçmişte aldığı oyların yüzde yüzünü değil, yüzde ellisini hesaplayarak aday belirlemek zorunda iken bağımsızlar için konulan il barajlarını da dikkate almayarak bir ilde çok sayıda (örneğin, Diyarbakır, Mardin, Şırnak) aday belirlemesi ciddi bir risk taşımaktadır.
- Diyarbakır, Batman, Bingöl, Iğdır, Elazığ, Siirt gibi illere yerel adaylar değil de doğum ve ikametgahları başka iller olan adaylarla seçime girmesi bu riski daha da büyütmektedir.
-Kemalist çizgiye karşı stratejik duruşuyla bilinen Diyarbakır’dan Aysel Tuğluk gibi Kemalist bir ismin aday gösterilmesi ciddi bazı tepkilerin oluşmasını da kaçınılmaz kılacaktır.
Daha zaman varken DTP’nin bu ve benzeri bir çok sorunu dikkate alarak yeniden bir durum değerlendirmesi yapması önem kazanmaktadır.
Uzun sözün kısası, Kürtler kritik bir süreçten geçiyor. Savaşın bir cephesi sandıkta, diğer cephesi ise dört parça Kürdistan coğrafyasında yaşanacak. Bu sürecin sevabı da vebali de öncülüğe soyunmuş kişi ve kurumların omuzlarında duruyor.
Yazar: Hüseyin Turhallı
Tarih: 2007-06-11