İsimsiz bir yazı

Özgür Kürdistan fırtınada doğdu. Fırtına sonrası girdaplarla boğuşan bir gemi halindedir şimdi.

Kürdistan TV ve Zagros TV’lerde sabahtan akşama kadar govend tutan allı güllü giysili gençlere baktığımızda; “Barzani ailesi Tanrıdan Kürtlere ağa mi gönderilmiş?” diyip ağlaşan, Mam Celal’ın “ebedi iktidarından” yakınan, Abdullah Öcalan’ın “Güney’de kurulan ‘ikinci İsrail’dir’ sözleri Kürdistan’ı azarlamaktadır” diyerek sızıldanan bir Duhoklu, Süleymaniyeli ve Amedli ile konuştuğumuzda ne fırtınayı anımsarız, ne de girdapları hissedersiz.

İçe kapanmak, geneli görmeyi engeller her zaman. İçe bakmadan da olmuyor; bunu da biliyoruz.

Ancak kendimizden bir boy yukarı kalkmayı başarıp dünya devlerinin ve onlara kafa tutmak, dev olmak isteyenlerin emellerine, hesaplarına baktığımızda, görünen manzara bambaşkadır. İsmi konulmamış ve konulmayacak bir oyun manzarasıdır bu. Karelerinde sevgiden, hoşgörüden başka her şey vardır. Govend’in “g”sı bile yoktur, Talabani, Barzani ve Öcalan’ın yatak odalarımıza astığımız portrelerini mercekle de bulamayız bu karelerde. Kanın, şiddetin, kolay kazanç hırsının; parayla, ilimle, dinle süslü-püslü harmonisinin ağzımızı açık bırakan muhteşemliği var bu karelerde. Homeros’un İblis’i kendini çizmiş sanki.

Kürdistan vardır bu oyun manzarasında; girdaplarla boğuşan bir gemi misali…

Fırtınada doğan, tehlikeler içerisinde ete kana dolan Kürdistan, bütün şer güçlerin hedefindedir.

Maxmur, Erbil ve Kerkük’teki ses getiren saldırılardan kısa bir süre geçti. Şimdi nispi bir sakinlik vardır. Ama devamı gelecektir saldırıların. Kerkük referandumu yaklaşıyor çünkü.

Sondan başlarsak, Mahmur, Erbil ve Kerkük’teki saldırılarla Güney Kürdistan’daki istikrar ve bu istikrarın güvencesi olan Kürdistan bölge hükümetinin varlığı hedef alınmıştı. Kürt devletleşmesini çekemeyen tüm güçleri; Türkiye’yi, İran’ı, Suni Arapları ve radikal Şiileri bu eylemlerden sorumlu tutmak olasıdır. Yine ABD’nin bölgedeki varlığından ve Kürt-ABD ilişkilerinden rahatsız olan tüm uluslararası terör odaklarının Kürdistan’a yönelik istikrarsızlaştırma eylemlerinde rol oynadıklarını ihtimal dahilinde tutmak mümkündür. Erbil saldırısında global terör teşkilatlarının desteklediği lokal oluşumların izleri daha belirginken, Maxmur’daki terör olayında izler TC destekli Irak Türkmen Cephesini göstermektedir.

Özgür Kürdistan kıskaçtadır.

Özellikle, Arapların önerisiyle ertelenmesine Kürtlerin sert biçimde karşı çıktıkları Kerkük referandumu yaklaştıkça, Özgür Kürdistan’da dış destekli terör olaylarının artacağına kesin gözüyle bakılmalıdır. TC genelkurmaylığının ve derin devlet güçlerinin bu yönlü hummalı planlamalar içinde olduğunu kestirmek için ne peygamber, ne de bilgiç olmaya gerek yoktur. Türk askerlerinin aslında PKK’den çok Kürdistan bölge hükümetine karşı oldukları kendi ağızlarından seslenmektedir. Bunun “gerekleri” yerine getirilecektir.

TC’nin sınır boylarına çok sayıda ordu gücü ve askeri araç toplamasına rağmen, “PKK bahaneli” bir sınır ötesi hareket, başta ABD dengesinden dolayı fazla olanaklı görünmüyor.

ABD sınır ötesi hareket istemediği sürece – ki, bunu istemediğini defalarca açıklamıştır – Türkiye kapsamlı ve kalıcı bir sınır ötesi hareket yapmaya cesaret edemez. Hasredin Hoca usulü “çizgiyi geçmeler” söz konusu olabilir. Fıkranın hatırlanması için bir ipucu vereyim: Hoca iş işten geçenden sonra demiş ya; “Hırsızlar işini görene kadar belki on defa ayağımı çizginin üzerine bastım …”

Ama TC’nin “sınır ötesi iktidarsızlığı” onun elini elinin üzerine koyup bekleyeceği anlamına da gelmemektedir. Bugün eski Irak devletinin resmi toprakları üzerinde belirginleşen üç devletin doğuş sancısının çığlıklarını sağır Sultan bile duymuştur. Süreç Irak’ın parçalanmasına doğru gitmektedir. Bu, geri dönüşü olmayan bir süreçtir. Karşı çıkanlar kendi düşlerine toslarlar.

ABD’nin bölgede bugünkü güçü ile veya daha az bir güçle kalması bu sonucu değiştirmeyecektir. ABD, Irak’tan çekilse bile askeri gücünün önemli bir bölümü Kürdistan’da yerleştirecektir; bu görüşü cumhuriyetçi Bush’tan sonra iktidara gelme ihtimali bulunan demokratlar hararetle savunmaktadırlar.

Cin camdan çıkmıştır bir kere. Irak’ın parçalanması ve bağımsız Kürdistan devletinin ilan edilmesi ve tanınması, Ortadoğu’daki kof dengeleri tümden değiştirecek, Türkiye’deki Kürt sorunu yeni bir nitelikte tartışılmaya başlayacaktır. 74 yıllık “tek ülke, tek ulus” sahtekarlığı dibe vuracağı gibi, su yüzündeki Kuzeyli kimi Kürt siyasilerinin Atatürk’e övgüler yağdırma numaraları da beş para etmeyecektir.

Kerkük referandumunun bağımsız Kürdistan devletine giden yolun en azman adımı olduğunu TC’li stratejiysenlerin kafalarına saksı düşmüş gibi referandumdan sonra anlayacaklarını iddia etmek yalancılık olur. Bunu biliyor, gocunuyor ve hazırlanıyorlar.

Kimi Kürt siyasetçilerinin Türkiye devletine telkinlerde bulunarak Kerkük sorununu (bütünlükte Kürt sorununu) “kardeşçe sözelim” biçimindeki gösterdikleri yaklaşımlar da, orta düzey iğneleyici bir sözle avanaklık, yumuşak bir ifadeyle samimiyetsizliktir. Türklerin “kardeşçe” Kürt devleti istemediği iki artı iki dört aksiyomu gibi apaçıktır. Ve bu yapısı ile alimallah istemeyecektir de. Bir Türkle bir Kürt, yüz Kürtle yüz Türk kardeşçe yeyip içebilir, pikniğe gidebilir, ailece eğlenebilir, hatta kız tavlayabilirler. Bunu yapıyorlar ve yapacaklar da. Kardeşlik, güzel bir duygudur. Kürtlerle Türkler dostluk ve kardeşliklerini pekiştirmeleri için ne yapsalar bile azdır; bin yıllık komşular en azından. Fakat iş, Kürt sorununun çözümüne geldiğinde durumlar değişiyor. Kürt sorunu, Kerkük sorunu milli bir sorun, ulusal bir sorundur! Herhangi bir ulusal sorunun “kardeşçe” çözüldüğünün örneğini bilen var mıdır? Dahası, çözümü bir taraf “başarı”, diğeri “yenilgi” olarak algılıyor ise?!

Kürtler açısından Kürt sorununun çözümü ne demektir bir kere? Kültürel özgürlük, anadilde serbest eğitim, tam eşitlik, (mesela, matematiksel bir hesapla; TC’de 80 milyon vatandaşın 20 milyonu Kürt ise, bu devletin sınırları içerisinde var olan 80 TV’den 20’si Kürtçe yayın yapmalıdır!), hatta kendi kaderini tayin hakkı değil midir? Bunu Türkiye kabul eder mi? Etmez?! O zaman bu sorun da “kardeşçe” çözülmez!

“Uygarca çözülsün” temennisinde bulunabilir, bunun için çabalayabiliriz. “Uygarca”; “kardeşçe” demek değildir. Siyasette uygarlık vardır, kardeşlik yoktur. Son yıllarda Kuzey Kürt siyasetine perçinlenmek istenen, siyasal amaçları “kardeşlik” ve “bireysel akrabalık” liriği ile sulandırma “stratejileri”, tarih karşısında sorumluluk hissetmeyenler tarafından bilinçsizce desteklenmektedir. Bilinçsizliğin tek panzehiri bilinçlenmedir. Bunun için en azından Homeros’u okumak, okutmak ve kuşkusuz, anlamak gerekir. İblis’ten bahsetmiştik ya…

Kerkük, günümüzde Kürtlerin kaderini belirleyen sorunların başında gelmektedir. Ve Kerkük sorununun çözümünde Türkiye devletinden “kardeşçe” tavır bekleyemeyiz.

Türkiye, Kerkük referandumunu ertelemek için gayri meşru harp operasyonlarını; terör eylemlerini boyutlandıracaktır! ABD’nin İran’a yönelik Türkiye ile köklü anlaşmalar yapması gerçekleşirse, Güney Kürdistan’a yönelik terör eylemleri değil, sınırlı ve kısa süreli sınır ötesi operasyonlar ön plana geçebilir. Bu bir ihtimal. Ancak sınır ötesi operasyonlar için anlaşma yapılabileceği olasılığı çok düşüktür. Çünkü bunun için Iran üzerinde ABD-TC anlaşması yeterli değildir. Olayların Güney’e dönük operasyon yönünde gelişim göstermesi için, Bush hükümetine ABD iç kamuoyunun tepkilerini dengelemek, Kürtlerle arasındaki ilişkilere yeni boyutlar kazandırmak, Irak’ın resmen ve hızla parçalanması projesini “acil eylem planı” kapsamında ele alması lazım gelecektir. Çünkü Kürtlere karşı yapılan direk ve dolaylı baskıların tamamı Irak’ın parçalanmasını hızlandıran amiller olarak ele alınmak durumundadır.

ABD, Irak’ın üç devlete parçalanması projesini ne zaman sonuçlandırmak istiyor? Bunu bilmiyoruz. Söz konusu projenin İran’a, Suriye’ye, Türkiye’ye karşı planlamalarla, genellikle Büyük Orta Doğu projesi ile sıkı bağlantısı vardır. ABD, bu genel proje çerçevesinde dünya haritasında üç yeni devletin boy göstermesi konusunda acele davranırsa, Türkiye’nin sınır ötesi harekatına kısa bir zamanda tanıklık etmiş olacağız.

Keşke Türkiye, biran önce sınır ötesi operasyonlarını başlatsa… Nasrettin Hoca’dan daha cesaretli davranıp çizgiye ayak basma yerine çizmeyi aşsa… Bir fırtına daha kopsa… Bu son fırtına, girdaplarla boğuşan Özgür Kürdistan gemisini karaya oturacaktır!

P.S:

yük Ehmedê Xani ne demişti:

üü

Xanî ji kemalê bêkemalî
Meydana kemalê dîte xalî

Xani kemal alıp varınca yaşa,

Kemalsiz meydana etti temaşa.

Ye‘nî ne ji qabil û xebîrî
Belkî bi te‘essub û ‘eşîrî
Hüner olmasa da nasibi şayet,

Tasvibi aşiret, tasvibi millet.

Hasil ji ‘inad eger ji bêdad
Ev bid‘ete kir xilafê mu‘tad
Çaresizlik onu inada saldı,

Rutinin tersini kaleme aldı...


Yazar: Hejarê Şamil
Tarih: 2007-05-31


Bu Köşe Yazısının yer aldığı yer: Kurdistan-Post.Org (Com) Kürdistan'in Özgür Sesi
http://www.kurdistan-post.com

Bu Köşe Yazısı için adres:
http://www.kurdistan-post.com/modules.php?name=Niviskar&op=viewarticle&artid=985