Yakın Kürdistan tarihinin son 30 yılının en karmaşık süreci yaşanıyor. Askeri şiddetin tek seçenek olarak bırakıldığı maddi bir durum var. Buna rağmen asıl sorun askeri değil, politik hesap ve niyetlerden kaynaklanıyor. Şiddetin her zaman çözümleyici bir rol oynadığı Kürdistan’da tekerrür eden bu durum gergin ve yanılsamalı bir atmosfer de yaratıyor. Savaşan taraflardan her biri rakibini, hakim olduğu zemine çekerek onun fizik ve irade gücünü kırmayı hedeflediğine göre, Türkiye’nin bütün Kürdistan coğrafyasını savaş alanına çevirip Kürtleri bu zemine çekme gayretinde olduğunu düşünmek için elimizde yeteri kadar veri var. Türk medyasında PKK’nin de böyle bir hileye başvurduğu biçiminde ifadelere de rastlamak mümkün.
Günümüzde Kürt ve Kürdistan sorunu PKK’nin birkaç eylem yapma veya yapmama sorunu olmaktan çıkmıştır. Kürt ve Kürdistan sorunu küreselleşen dünyanın sorunudur artık. Dünya dengeleri yeniden dizayn edilirken Küresel Güvenliğin Yerelden sağlanması İlkesi gereği Kürtlere de önemli roller düşüyor. Ve bu rol, statükocu güçlerde ciddi bir kaygı yaratıyor. Göründüğü kadarıyla statükocu devletlerin taşıdığı bu kaygı, giderek kürsel aktörlere karşı bir direniş gücüne dönüşüyor. Dolayısıyla Türkiye, İran ve Suriye’nin Kürtlere karşı gösterdiği reaksiyon indirekt olarak küresel aktörlere karşı gösterilmiş oluyor.
Yanılsama
Gerilla birimlerinin PKK parti merkezine bildirdiği 1993 Ağustos ayı tekmillerinin yer aldığı kitapçık üzerinde o tarihte yaptığım küçük bir incelemede ulaştığım sonucu örnek babında burada da vermek istiyorum:
ARGK eyalet karargahlarından verilen tekmil sonuçlarına göre her gün ortalama 86-108 asker 13-17 gerilla (Rakam değişikliği bazı belirsizliklerden kaynaklanıyor) yaşamını yitirirken gerilla birimlerinin kullandığı cephane miktarı ise iki kamyonu buluyordu. O tarihlerdeki zayiat rakamları ile bu günkü rakamlar arasında mukayese edilemeyecek kadar büyük farklılıklar olmasına rağmen bugün yaşanan askeri kritik o tarihlerdeki askeri kritik arasında garipsenecek kadar ters bir durum yaşanıyor. İşte yanılgı da tam bu noktada ortaya çıkıyor. Neden.....?
- Her iki taraf için de savaşın taktiği ve tekniği değişmiş, coğrafyası büyümüştür.
- Savaşa bölge ülkeleri ve küresel aktörler de dahil olmaya hem çok yakın ve hem de çok yatkındırlar. (Moralize ve demoralize olma)
- Tarihin bütün dönemlerinde Kürtlerin kaderi iç dinamiklerle değil, dış güçlerin müdahalesi ile değişmiştir! Ve bugün Kürdistan’a büyük bir dış müdahale var.
O halde denilebilir ki Kürdistan’daki fırtına, dış müdahaleler sonucu Ortadoğu’daki siyasi atmosferin değişmesinden kaynaklanıyor. Bu fırtınada Kürtlerin istem ve beklentileri ile sömürgeci devlet ve toplumların istemleri çatıştığından toplumlar arası duruş ve tutumlar da farklılaşıyor. Bir gerçeklik olarak bu konuda Güney Kürdistan politik yapılanmaları dışında diğer politik Kürt gurupları açık ve net bir politik duruş ortaya koyamadıklarından kaos toplumsal bünyeye de sirayet ederek derinleşiyor. Süreç içinde her kaos gibi bu karmaşa da bir analize dönüşeceğinden Ortadoğu’daki statükoyla birlikte Kürt toplumunda da kaçınılmaz bir ayrışma yaşanacaktır. Ayrışma yeni bazı dinamikleri ortaya çıkarırken yeniye uyum sağlayamayanları da tasfiye edecektir. Lozan savunucuları bay veya bayan Kürt Diyap Ağaların söylemleri de bu ayrışmayı durdurma yerine daha da derinleştirecektir.
Ön plana çıkartılan askeri şiddetin yarattığı gerginlik sonucu politik duruş itibarıyla Kürtlerde yanılsamalı bir durumun oluştuğunu söylemek gerekiyor. Savunma iç güdüsel ve refleksidir. Hiç kuşkusuz bu oluşacaktır. Ancak politik duruş derin bir muhakeme ve analiz gerektiriyor. Kürtlerde eksik olan budur. Politik duruş belirlenmeden yapılacak olan askeri eylemlikler de istenilen sonucu yaratamayacaktır. Nicel ve nitel olarak dünyanın en ileri orduları arasında yer alan Türk Ordusunun bir çözüm yaratamaması da aslında Türk devletinin stratejik politik bir duruş sergileyememesinden kaynaklanıyor. Hep iç politika ve küçük hesaplar yapılıyor. Ancak zaman küçücük kesecikleri galonlara dönüştürdü ve ne yazık ki sıçan işemesiyle de galonlar dolmuyor....!
Haydi Atla Türkiyem!
Türkiye, imparatorluklar deneyimlerinden beslenerek varlığını sürdüren bir devlet. Dünya dengelerini hesaplamadan bir maceraya atlayacağını düşünebilmenin tek bir dayanağını görmek mümkün değil. Türk devlet tarihinin gerçekliği bu iken değişen dünya dengeleri karşısında Türkiye’nin eski statükosunu olduğu gibi koruma olanağı da kalmamıştır. Önünde birkaç seçenek yok! Ak ve karaya dayandı durdu. Daha doğrusu ya küresel aktörlerin stratejilerine uyumlu ve Kürtleri de asgari düzeyde memnun edecek politikalar oluşturacak ya da küresel aktörlere karşı karşıt bir politikaya saplanıp dibinde sadece karanlık görünen kuyuya atlayacak!
Açıkça söyleyelim. Çekinmeye hiç gerek yok! Belki de hep birlikte “Haydi Atla Türkiyem!” diye tempo tutturmanın tam da zamanı.....!
Büyük ve belki de son hesaplaşma gelip kapıya dayanmıştır. Kavgada olan ister istemez savunma reflekslerini geliştirecektir. Sorun, uluslar arası dengeyi hesaplayarak toplumu da tahrip etmeden politikalar geliştirebilme yeteneğini gösterebilmektir. Bu anlamda büyük hesaplaşmaya doğru giderken Kürtleri ve Kürt çıkarlarını temsil yeteneğine sahip Kürt parlamenterlerin Türk meclisinde bulunmaları ayrı bir önem taşımaktadır. Ancak daha meclis kürsüsüne çıkmadan Diyap Ağanın ağzından demeçler vermeye çalışan bay ve bayan Diyap Ağlara da bu temsil hakkı verilmemelidir.
Yazar: Hüseyin Turhallı
Tarih: 2007-05-29