Tarihe Yazılmış Kısadan Hisse
1961 Anayasası sonrasında “Milli Bakiye” sistemi ile Kürtler ilk defa kendi kimlikleriyle bir temsil durumunu yaşadı. Ancak çok zaman geçmeden Tarık Ziya Ekinci, Mehmet Ali Aybar ve arkadaşları Meclis Büyük Kurulunda linç edilip öldürülmekten şans eseri kurtuldular. Bu olay sonrasında Kürtlerin Türk Meclisinde temsili, çeşitli boyutlarıyla tartışılan ve günümüze kadar süren bir tartışma konusu oldu.
1961 Anayasası sonrasında “Milli Bakiye” sistemi ile Kürtler ilk defa kendi kimlikleriyle bir temsil durumunu yaşadı. Ancak çok zaman geçmeden Tarık Ziya Ekinci, Mehmet Ali Aybar ve arkadaşları Meclis Büyük Kurulunda linç edilip öldürülmekten şans eseri kurtuldular. Bu olay sonrasında Kürtlerin Türk Meclisinde temsili, çeşitli boyutlarıyla tartışılan ve günümüze kadar süren bir tartışma konusu oldu. 1989 tarihinde Paris Kürt Enstitüsü tarafından düzenlenen bir panele katılan SHP milletvekilleri partilerinden ihraç edilince insan hakları, işçi kuruluşları ve politik Kürt çevreleri bir araya gelerek HEP’i kurdular. Bu durum kitlelerde heyecan yarattı.
İlk etapta HEP’in, Ulusal Kurtuluş Mücadelesini reformist bir çizgiye çekmek amacıyla kurulan bir tuzak olduğunu ileri süren PKK, daha sonra bu söylemini “ Milyonlara ancak legal kurumlarla ulaşılır” biçiminde değiştirerek kendisine yakın bulduğu elamanları da HEP’in çeşitli kademelerine yerleştirerek tam bir hakimiyet kurdu. HEP’in koalisyon yapısının, iç bünyesinin değişerek bir “irade”ye bağlanması, DEP sürecinde çeşitli kırılmalara neden oldu. Bunun sonucu olarak politik bir çok Kürt çevresi ile işçi kuruluşları DEP’in dışında kalmış oldu.
1991 seçimlerinin yapılması gereken tarihten sadece bir hafta öne alınması nedeniyle HEP seçimlere giremeyince seçime katılmanın alternatifleri arandı ve SHP ile ittifaka girerek kendi listesinden gösterdiği 30 milletvekili adayından 23’nü meclise göndermeyi başardı. DYP-SHP koalisyon hükümetine de ortak oldu.
Ancak çok zaman geçmeden 1960’larda İşçi Partisi şahsında Meclis Genel Kurulunda gerçekleşen linç olayı bu sefer de HEP (DEP) şahsında yaşandı. Milletvekillerinin dokunulmazlıkları kaldırılarak yaka paça gözaltına alınıp hapse atıldılar. 1994 tarihinde yapılan yerel seçimlere girmemesi için DEP üzerinde bir terör furyası estirildi. Nerede ise katliam boyutlarına varan faili meçhul cinayetlerle yıldırılan DEP, seçimden çekildiğini açıkladığı anda baskılar da bıçakla kesilmiş gibi durdu.....!
Kürt Partileri ve Türkiye Seçimleri
Türk Meclisinde Kürt temsilinin bir aldatmaca ve oyalamadan başka bir şey olmadığını söyleyen geniş ve radikal bir çevre var. İllegal hareketler büyük çaplı kitle hareketlerini yaratamazlar, sürdüremezler. Bunu çok iyi bilen mevcut rejim yürütücüleri Kürtleri siyasal bir temsilden yoksun bırakmak için ellerinden geleni artlarına koymuyorlarsa oturup biraz düşünmek gerekmiyor mu? Bunun yanında bir militan için yaşam sadece eylemsellik olabilir. Ancak geniş halk kitlelerinin güncel ihtiyaçlarının karşılanması da olmazsa olmaz bir durumdur. Tüm eksikliklerine rağmen o çok eleştirdiğimiz DTP’li belediye yönetimlerinin 5-6 yılda kendi bölgelerinde yaptıkları hizmetler, kendilerinden önce 60 yılda yapılan hizmetlerden daha az olduğunu kim söyleyebilir? Daha da ötesi bizden olan birilerinin bizi temsil etmesi ötekinin temsilinden daha kötü olamaz.
Irkçı bir Anayasa ile yönetilen Türkiye’de yasal ve hatta meşru bir politika yürütmenin zorlukları ve kırılganlıkları tahmin edilemeyecek kadar çoktur. Örneğin bu tür yasal partilerin kendilerini neden bir Kürt Partisi olarak değil de Türkiye Partisi olarak deklare ettiklerine yönelik çokça itirazlar gelmektedir. Kanaatimce bu çok da gerekli bir tartışma değildir. Hiç kuşkusuz Anayasa ve yasalara göre kurulan partiler meşru bir siyaset yürütseler de çok açık bir ifade ile kendilerini yasaların dışında tanımlayamazlar. Bu anlamda Türkiye partisi olma söylemi bir yanlış olarak değerlendirilmemelidir. Yanlış olan bu parti yöneticilerinin çoğu zaman Kürtleri rencide eden sağlam olmayan süklüm püklüm duruşlarıdır.
Çağdaş bir politika oluşturamayan Kürtler on yılı aşkın bir zamandır siyasetsizliği oynamaktadırlar. Eşitsiz ve amansız bir savaş içinde bulunan PKK’nin legal oluşumlara stratejik değil, taktiksel bir olay olarak yaklaşması bu siyasetsizliği daha da derinleştirmektedir. Aslında bu politikasızlığın kaynağında derin ve köklü bir felsefi yanılgı vardır. Düalist bir dünya görüşü üzerine şekillenen Marksist felsefeden kaynaklı olarak edinilen bu düşünce alışkanlığının aşılamaması tıkanmanın da asıl nedenidir. Daha açık bir ifadeyle madde ve canlıların hareket motoru çatışmadan kaynaklı bir olay olduğu düşüncesi sürekli gerginlik yaratmaktadır. Oysa ki maddede ve yaşamda asıl olan çatışma değil, ilişkidir. Yaşam ve hareket bu ilişki zenginliği ve ağı içinde yürür. Çatışma ise sadece bu ilişkiler ağı içinde önemli yer tutan bir ilişki biçimidir. Olay ve olgulara bu açıdan bakıldığında sorun, çatışma üzerinden yürütülen tekdüze bir kulvardan düzeyi, biçimi ve şiddeti iyi hesaplanan bir ilişkilenme düzlemine çekilebilir. Bu durumda çözüm olabilecek alternatifler de bir sonuç olarak ortaya çıkar.
Oy Avcılığında Karavana Atışlar
Siyasal oluşumlar yaşamın güncel bütün alanlarına ilişkin alternatifler oluşturarak iktidara gelmeyi hedeflerler. Toplum çeşitli sınıf, katman ve kesimlerden oluştuğuna göre siyasal partiler de program ve söylemlerini bunların ihtiyaçlarına cevap verecek türden zenginleştirmekle yükümlüdürler. Daha açık bir ifadeyle demokratik toplumlarda siyasal partiler menfaatlerin birleştirildiği bir koalisyon durumundadırlar. Aday belirlemelerinde de bu durum dikkate alınarak yapılır.
Bununla birlikte çoğu zaman Kürt partileri de kendilerini kitle partisi olarak ifade ederek kapı kapı oy avcılığına çıkarlar. Bu, tümüyle yanlış bir yöntem olmasa da tecrübeler bu yöntemin pek o kadar da verimli olmadığını göstermiştir. Diğer bir ifadeyle küçük hedeflere atılan okların çoğu ne yazık ki çoğu zaman karavanaya düşüyor.....!
Toplumun kanaat önderleri vardır. Sandığa yansıyan da bu kanaat önderlerinin eğilimidir. Sivil Toplum Örgütlerinin yöneticileri, hatta köy ağaları, şeyhler, etkin melleler, öğretmenler, muhtarlar, çeşitli dernek ve küçük partilerin öncüleri bu tür kanaat önderlikleridir. Asıl ikna edilmesi ve kazanılması gerekenler de bunlardır. Çok açıktır ki nehirler damlaların düşmesiyle değil, derelerin birleşmesiyle büyürler.
Önümüzdeki süreçte yapılacak olan bu seçim tıkanan Kürt siyasetinde bir çıkış yolu yaratabilir. Başta PKK ve DTP olmak üzere tüm Kürt parti ve etkin şahsiyetleri “Sizi af ettik. Haydi bize gelin!” biçimindeki büyüklenmelere kapılmadan, alçak gönüllü ve özeleştirisel bir yaklaşımla ulusal birlik ruhunu yakalayacak ve bunu siyasal temsil boyutuna çıkaracak bir duruşu sergilemekle yükümlüdürler. Tarih ve toplum, kendi birey ve gurup menfaatinden çok toplumun menfaatlerini esas alan büyüklüğü gösterenleri büyütür.....!.
Yazar: Hüseyin Turhallı
Tarih: 2007-05-07