Muhtıra ve Ordu Cumhuriyeti

Feodalizmden kapitalizme geçiş süreci devlet yapılarının kapitalizme uyumlu hale getirilmesinin de mücadelesi olmuştur. Çünkü Feodal dönemde Allahın yeryüzündeki temsilcisi olan monarklar kapitalizmin gelişmesi için girişim yapacak patronlar ile emeklerini satacak özgür bireylerin ortaya çıkmasını engellemekteydi. 1789 Fransız devrimiyle krallığın yerine ulus devlet olarak kurulan Cumhuriyet, bir çok devlet gibi TC’nin kuruluşunda model olarak alınmıştır. Toplumsal gelişim ve mücadeleler sonucu kurulan Cumhuriyetler toplumsal gelişmelere göre değimiş ve toplumların yapılarıyla uyumlu hale gelmişlerdir. Buna karşın, doğal bir gelişimin ürünü olmayan TC’de toplum yönetici elitin belirlediği bir kalıba sokulmak istenmiştir. Bundan dolayı kapitalizmin gelişimi için gereken özgür bireyler oluşmamış, Osmanlı dönemindeki kulluk ilişkisi TC bünyesinde farklı bir şekilde yeniden üretilmiştir.

Cumhuriyet rejimini esaslarına baktığımızda ; egemenliğin kaynağı krallardan alınarak millete aktarmıştır ; bunu gerçekleştirmek için devletin temel organlarının seçimle iş başına getirildiği bir yönetim biçimi oluşturulmuştur. Bu rejimde, Devlet Başkanı olan Cumhurbaşkanı da milletçe ya da milletin temsilcisi Meclis tarafından seçilmektedir. Cumhuriyet yönetimi bu niteliği ile demokrasi ilkesinin sınırlı bir şeklide uygulanmasını sağlayan bir siyasi rejimdir.

Cumhuriyet yönetiminin esas özelliği, yürütmenin seçimlerle oluşan bir mecliste oluşması ve bu meclisin güvenini alması esasına dayanmaktadır. Rejim meşruyetini halktan alır, halk temsilini sağlayan seçimlerde, seçme ve seçilme hakkı belli bir kişiye, belli bir gruba veya belli bir sınıfa ait olmayıp bütünüyle halka aittir. Cumhuriyetle yönetilen bir devlette görevler babadan oğula geçmemekte ve ilahi bir kuvvete veya ordu vb. bir güce dayanmamaktadır. Cumhuriyet rejiminde seçimler yasalarla belirlenen dönemlere göre tekrarlanır ve seçilenlerin görev süresi belli bir dönemle sınırlı olup, cumhuriyet rejiminde görevlendirmeler ömür boyu değildir.

Cumhuriyetin diğer bir özelliği ise ; bu rejim her şeyden önce kamu yararını esas almasıdır. Nihayetinde Cumhuriyet, gücünü dayanağını kişi, grup ve/veya sınıf egemenliğinden değil, geniş halk kitlesinin bütününden yani milletten almaktadır. Yani seçilmişler belirlenen seçim periyodu boyunca devleti idare etmekte, gerekli atamaları yapmaktadır. Atanmışlar ise seçilmişlere bağlı olarak, onlardan aldıkları talimatlar doğrultusunda çalışmaktadır. Türkiye’deki uygulamalar Cumhuriyetin temel ilkeleriyle uyuşmamaktadır.

I. Dünya savaşında yenilen Osmanlı ordusunun diri kesimlerininin1919’da başlattığı süreç 1923’te Türkiye Cumhuriyetinin ilanıyla sonuçlanmıştır. Bu dönemin lideri Mustafa Kemal kişisel iktidarını sağlamak için TC’yi kurarak mensubu olduğu orduya rejim içinde ayrıcalıklı bir yer sağlamıştır. Yani millet için bir devlet yerine, ordu için bir devlet kurulmuştur. Zaten, bu ordu TC’nin sahibi olduğunu açıkça ifade etmiş ve siyasi partiler, basın, türk aydınları (bazı istisnalar hariç) ordunun muhtırasını doğal bir tepki olarak yorumladıklarından desteklemişlerdir.

Laiklik bahane edilerek yapılan 27 nisan 2007 tarihli muhtıra, halk iradesinin temsilini ifade eden Cumhuriyet’in Türkiye’deki uygulamasının ne kadar dayanaksız olduğunu göstermiştir. 2006 Haziran’ında yazılan T.C. rejimi ve Laiklik 1 – 2 makalelerinde, TC’nin seküler yapısı incelenmişti. Laik olmayan bir devletin laikliği bir rejim sorunu haline getirmesi ancak TC’de olabilecek bir durumdur. Bu muhtıranın amacı laikliği korumaktan çok devlet kurumları içinde sembolik anlamı önemli olan bir kuruma saf anlamda Kemalist olmayan birisinin gelmesini önlemektir.

Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşundan 84 yıl sonra Cumhurbaşkanlığı seçimin ilk tur oylamasının yapıldığı 27 nisan 2007 Perşembe günü geceyarısından önce Genelkurmay Başkanlığı bir ilke imza atarak halka açık bir muhtıra vermiştir. Bu muhtıra ve Hükümetin karşı açıklaması TC rejiminin demokrasiden uzak gerçek yüzünü ortaya çıkartması açısından öğreticidir.

Bu muhtırada Cumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgili olarak ; “Son günlerde, Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde öne çıkan sorun, laikliğin tartışılması konusuna odaklanmış durumdadır. Bu durum, Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından endişe ile izlenmektedir. Unutulmamalıdır ki, Türk Silahlı Kuvvetleri bu tartışmalarda taraftır ve laikliğin kesin savunucusudur. Ayrıca, Türk Silahlı Kuvvetleri yapılmakta olan tartışmaların ve olumsuz yöndeki yorumların kesin olarak karşısındadır, gerektiğinde tavrını ve davranışlarını açık ve net bir şekilde ortaya koyacaktır. Bundan kimsenin şüphesinin olmaması gerekir.
Özetle, Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Atatürk’ün, “Ne mutlu Türküm diyene!” anlayışına karşı çıkan herkes Türkiye Cumhuriyeti’nin düşmanıdır ve öyle kalacaktır.
Türk Silahlı Kuvvetleri, bu niteliklerin korunması için kendisine kanunlarla verilmiş olan açık görevleri eksiksiz yerine getirme konusundaki sarsılmaz kararlılığını muhafaza etmektedir ve bu kararlılığa olan bağlılığı ile inancı kesindir”.

Buna karşın ; “Hükümet Sözcüsü Çiçek, Başbakanlığa bağlı bir kurum olan Genelkurmay Başkanlığı’nın herhangi bir konuda hükümete karşı bir ifade kullanması demokratik bir hukuk devletinde düşünülemez. Genelkurmay Başkanlığı, hükümetin emrinde, görevleri anayasa ve yasalarla tarif edilmiş bir kurumdur. Anayasamıza göre, Genelkurmay Başkanı görev ve yetkilerinden dolayı Başbakan’a karşı sorumludur. Bu metnin basın yayın organlarına verilmesi ve Genelkurmay’ın internet sitesinde yayınlanmasındaki zamanlama manidardır” dedi.
Bakan Çiçek, “Cumhuriyetimizin temel niteliklerine, Anayasa ve yasalara aykırı, gerçek ve tüzel kişiler tarafından zaman zaman ortaya konan hiçbir tutum ve davranışı tasvip etmek mümkün değildir. Bu durumlarda zaten başta Cumhuriyet Savcıları olmak üzere, soruşturma makamları hiç kimseden izin almadan gerekli soruşturmaları yapma yetkisine sahiptirler. Bu konularda gereğini yapmak vazifeleridir” diye konuştu.

Görünürde karşılıklı restleşmeler olurken, el altında görüşmeler yapılmakta ve iki tarafın yara almaması için formüller aranmaktadır. Büyük bir kriz olarak lanse edilen Cumhurbaşkanlığı seçimleri, bu post modern darbeden sonra AKP, diğer siyasi partiler ile ordunun olurunu alacak bir kişi (muhtemelen Hilmi Özkök) üzerinde anlaşma yapılacaktır. Bu kişi Anayasa Mahkemesinin kararına göre hemen veya erken seçimlerden sonra Cumhurbaşkanı olarak seçilecektir. Bu süreçte Ordu ve AKP’nin prestijlerinin zedelenmemesine dikkat edilecek ve TC rejiminin yara almaması esas alınacaktır.


Yazar: Ahmet Alim
Tarih: 2007-04-30


Bu Köşe Yazısının yer aldığı yer: Kurdistan-Post.Org (Com) Kürdistan'in Özgür Sesi
http://www.kurdistan-post.com

Bu Köşe Yazısı için adres:
http://www.kurdistan-post.com/modules.php?name=Niviskar&op=viewarticle&artid=953