“Silahlı Seçim Kampanyası”

Türk silahlı kuvvetlerinin Güney’e askeri hareket yapma olasılığı gündemin ön sıralarındaki yerini korumaya devam ediyor. Konuyu nasıl ele almak gerekir?

Eğer bu sınır ötesi askeri hareket, bundan öncekiler gibi, yalnızca PKK güçlerini hedef alacaksa, bunun askeri açıdan anlamını bizim ortaya koymamız olanaksızdır. Söylenenlere göre, böyle bir hareket geçmişte olduğu gibi sonuç vermeyecektir. O halde, sonuç vermeyecek bir askeri hareketin nedenleri ne olabilir?

Bizce eğer gerçekten de yalnızca PKK askeri güçlerine karşı bir hareket yapılacaksa, bunun biricik nedeni iç politik gelişmelerle ilgili olmalıdır. Askeri çevreler, Cumhurbaşkanlığı seçimi eşiğinde böyle bir gerilim yaratmakta yarar görüyor olabilirler. Seçimlere kadar geçecek olan dönemi kaplayacak olan böyle bir askeri hareketin, savaş alanından gelecek her tabutla ve dağdaki savaşın, “ovaya” doğru yayılmasıyla AKP’yi gerileteceği hesap ediliyor olabilir. Aynı zamanda, sınır ötesi hareket nedeniyle, tüm Kürt coğrafyası, bir tür “cephe gerisi” haline getirilerek, olağanüstü hal uygulamalarıyla seçim kampanyasını engellemek, DTP adaylarına verilecek oyları her türlü demokratik denetimi yok ederek işe yaramaz hale getirmek düşünülüyor denebilir.

O halde, sınır ötesi harekete, fiili “asker partisinin” silahlı bir seçim kampanyası gözüyle bakabiliriz. Çünkü şu anda, faşist bir askeri darbeyi bir yana bırakırsak, hem AKP’nin yeni bir seçim zaferini, hem de DTP’nin güçlü bir grupla parlamentoda temsilini, böyle bir “silahlı seçim kampanyası” dışında önlemek imkânsızdır. PKK’ye karşı yürütülen savaş böyle bir amaca yöneliyorsa eğer, bilinmeli ki, böyle bir durum, Türkiye’de demokrasi umutlarını yok edecek, Türkiye’yi AB sürecinin dışına kesin olarak sürükleyecek ve ekonomik kriz halkın yaşam koşullarını yıllar ve yılların gerisine iterek, dayanılmaz yoksullaşmayı arttıracak. Daha da tehlikeli olan böyle bir “silahlı seçim kampanyası” Demokratik Toplum Partisi’nin tüm baskılara karşı ortaya koyduğu silahsız ve legal alternatife Kürt toplumunun duyduğu güveni kökten yıkacak. Bunun ne anlama geldiğini burada uzun boylu anlatmaya gerek yok. Gözler dağlara çevrilecek. Parlamentoya gidemeyen Kürdün nereye gideceğini tüm Cumhuriyet tarihi bize anlatıyor.

Askeri hareketin amacı gerçekten bu kadar sınırlı ve sonuçları yalnızca anlattığımız kapsam kadar dar mı olacak? Bu soruyu sormak gerekir.

Gerçekten de askeri çevreler yalnızca böyle bir “silahlı seçim kampanyası” ile yetinmiyor olabilirler. Kerkük sorunu Türk çevrelerini derinden kaygılandırıyor. Bu kaygı, zengin petrol bölgesinin Kürdistan Federe Bölgesinde kalması, bunun federal de olsa, fiilen bir Kürt devletinin ekonomik temelini sağlaması, zengin bir Kürdistan’ın Türkiye’deki Kürt toplumu için çekim merkezi haline gelmesi ve bu durumda Türkiye Cumhuriyeti’nin “bölünmez bütünlüğünü” korumanın stratejik bakımdan olanaksız hale gelmesi bu kaygıları ortaya çıkarıyor denebilir.

Ancak Güney’e yönelik askeri hareketin bu kaygılardan ötürü gündeme geldiğini söylemek, bir ölçüde de olsa, Türk çevrelerinin askeri harekât planlarında belli bir haklılığı kabul etmek olmaz mı? Elbette biz, böyle kaygıları kesin bir dille reddetmeliyiz. Çünkü komşu bir ülkenin zenginleşmesini, kendi devletinin güvenliği bakımından tehdit olarak görmenin hiç bir meşruiyeti olamaz. Böyle kaygı duyanlara, yaşadığımız Kürt coğrafyasını neden yoksulluğa, sefalete, işsizliğe, geri kalmışlığa mahkûm ettiklerini sormak hakkımızdır. Kuzeyi yoksul bırakanın güneyin zenginleşmesinden korkma hakkı yoktur, olamaz.

Bu çok açık olmakla birlikte, Türkiye’nin Güney’le ilgili askeri politikasını, sözü edilen kaygı ve korkularla açıklayanlar, gerçekte bu askeri politikaların belirli bir haklılık taşıdığını söylemiş oluyorlar. O nedenle, Türkiye’nin sınır ötesi hareket kararını derinlemesine analiz etmek gerekir. Elbette burada ancak bu analizin sonuçlarından söz edilebilir.

Türkiye’nin korku ve kaygılarla hareket etmediğini, bu ülke iktidar güçlerinin savunma konumunda değil saldırı konumunda olduğunu asla unutmamak gerekir. Türk milliyetçilerinin ve onların peşine takılan milliyetçi Türk solunun “mağduriyet” propagandası büyük bir yalandır. Bunlar, Türkiye’nin güya ABD tarafından tehdit altında tutulduğu gibi büyük bir yalanın arkasında, Türk tekellerinin en saldırgan kesimlerinin, Ortadoğu’daki yayılmacı, hegemonyacı, emperyal amaçlarını gizliyorlar.

Güney’e dönük askeri hareket olur mu, olmaz mı, bunu bizim bilmemiz mümkün değildir. Ama böyle bir harekâttan bizzat Genelkurmay Başkanı söz ettiğine ve hükümete bunu teklif etmediği halde kamuoyu önünde açıkladığına göre, bu olasılığın bir tehlike olarak karşımızda durduğunu düşünebiliriz. Tiyatro dekorları arasında eğer bir silah varsa, bu silah dramının bir yerinde mutlaka kullanılacak, denir. Türk siyasi dekorunda bu silah var.

Amaç ne olabilir? Pratikte Kerkük’te nüfuz elde etmekten söz edebiliriz. Güney’de Kürt federe bölgesini istikrarsızlaştırmak ve Kürtleri kendi nüfuzu altına almanın ön koşullarını yaratmak amacından söz edebiliriz. Dört yüz km.lik sınır boyunca ve kırk-elli km. Derinlikte bir tampon bölge kurma iddiasından, yani ilhak politikasından da kuşku duyabiliriz. Savaş gerekçelerinin her zaman sahte ve savaş amaçlarının her zaman gizli olduğunu unutmak yanlış olur.

Başka nedenlerden söz edebiliriz. Türkiye kendi bölgesinde, ABD ve İsrail ittifakına dayanarak kuvvet merkezi olmak isteyen bir ülkedir. Bunun ekonomik temeli, Türk kapitalizminin, artık kendi iç pazarına, o pazarı bizzat sömürü nedeniyle daralttığı için sığmayan tekelci kapitalizm aşamasına gelmiş olmasıdır. O nedenle şu anda bölgede süren amansız rekabetten Türkiye kapitalizmi kendi payını kopartmak, rakip devletlerle kozunu paylaşmak üzere her türlü askeri hazırlığını büyük ölçüde tamamlamak yolundadır. Buna, unutmayalım ki, nükleer silahlanma yarışına katılmak da dahildir.

Güneye karşı yönelecek askeri bir harekât, o nedenle yalnız PKK ile savaş olarak kalamaz. Böyle bir saldırı hemen yarın değilse, yakın gelecekte sonuçlarını kestiremeyeceğimiz çok kanlı bölgesel yayılmacı, yağmacı savaşların habercisi olacaktır.

Gözleri Kürt Özgürlük hareketi düşmanlığı ile kararanların akıllarını başlarına toplamalarında sayısız yarar var. Çünkü onlar, kendi ülkelerinin bütünlüğünü koruyoruz sanırken, başka ülkelerle kanlı bir boğuşmaya sürükleniyorlar ve sonuçta herkes her şeyini yitirebilir.

Neden? Çünkü bölge tiyatrosunun dekorları arasında yalnız konvansiyonel silahlar yer almıyor. Dekorların arasında nükleer silahlar da var.

Türk-Kürt barışı bölge barışının, Türk-Kürt savaşı bölge savaşının habercisi olacak. Biz birincisini istiyoruz.


Yazar: Ömer Ağın
Tarih: 2007-04-25


Bu Köşe Yazısının yer aldığı yer: Kurdistan-Post.Org (Com) Kürdistan'in Özgür Sesi
http://www.kurdistan-post.com

Bu Köşe Yazısı için adres:
http://www.kurdistan-post.com/modules.php?name=Niviskar&op=viewarticle&artid=948