Barzani'nin açıklamaları
Kürtlerin ve Kürdistan'nın birliği
Barzani’nin El Arabiya televizyonuna verdiği demecin üzerinden 2 haftatadan fazla zaman geçmesine rağmen Türkiye’de ordu, hükümet, partiler, basın vd. ile Kürdistan’a müdahaleyi canlı tutmaktadır. Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde olan Türkiye’de ; rejimi oluşturan kesimler kürt sorununu kendi pozisyonlarını güçlendirmek için bir araç olarak kullanmaktadır. Yani, Kürdistan’a müdahale ve Kürt sorunu konusundaki tavır rejime ne kadar bağlı olunduğunu gösteren bir teste dönüştürülmüştür. Bundan dolayı, Cumhurbaşkanlığı seçimlerini etkilemek ve rejim içindeki güçlerini artırmak ve/veye konsolide etmek isteyen kesimler özgür Kürdistan’a müdahale ve Barzani’ye karşı tavır geliştirmede açık arttırmaya girmişlerdir.
Barzani 7 nisanda ki açıklamasından önce, TC sürekli olarak Kerkük ve Kandil’e ilişkin olarak Türkmen kartıyla ve PKK varlığını bahane ederek özgür Kürdistan’ı istikrarsızlaştırmak amacıyla müdahale etme niyetini defalarca açıklamıştır. Bu arada, Saddam rejiminin tasfiye edildiği Irak’ta yeni bir anayasa çerçevesinde federal Kürdistan oluşturulmuş ve başta ABD ve AB olmak üzere bir çok ülke tarafından tanınmıştır. Başkan Barzani bir çok devleti federal Kürdistan başkanı olarak ziyaret etmiştir. Yani, Irak devletinin içinde federal bir bölge olan özgür Kürdistan de facto olarak bir devlet statüsünde tanınmıştır.
Günümüzde devletler arası ilişkiler 1648 imzalanan Vestfalya antlaşmasına göre düzenlenmiştir. BM kurucu antlaşmasında (madde 2/7) bu ilkeye gönderme yapılmaktadır. Yani devletler birbirlerinin içişlerine karışmamakta, sorunlar BM tarafından belirlenen ve kabul edilen kurallar çerçevesinde çözülmektedir. Eğer bir müdahale söz konusu ise bu da BM Güvenlik Konseyi tarafından alınan kararlara göre yapılmaktadır. BM’in kurucu üyesi olan Türkiye’nin bunu bilmemesi mümkün değildir. Buna rağmen egemen bir devlet olan Irak’ın içişlerine uluslararası hukuku da çiğneyerek müdahale etmektedir. Buna meşru olarak verilen bir cevabı bahane ederek gerginliği suni-i olarak arttırmaktadır.
Ağustos 2006’da teamüller çiğnenerek TC Genelkurmay Başkanlığına atanan Büyükanıt yayılmacı ve saldırgan bir politika yürüteceğini daha önceden ifade etmişti. TC’nin tapusuna sahip olan ordunun Başkomutanı, Kürt sorununda agresif bir politika izleyeceğini kasım 2005’te başçavuş Ali Kaya’ya iyi çocuk diyerek ortaya koymuştu. Dolayısıyla, Kürt varlığına düşman olan bir sömürge ordusu komutanının Kürdistan’ın bir parçasının özgürleşmesine duyarsız kalacağı düşünülemezdi. Büyükanıt, her fırsatta ve özelliklede son ABD ziyareti esnasında özgür Kürdistan’a askeri müdahale konusunda kamuoyu yaratmaya çalışmıştı. Yani perşembenin gelişi çarşambadan belliydi ve Barzani daha önceden hedef olarak belirlenmiş, bu konuda kamuoyu yaratma çalışmaları başlatılmıştı. Bundan dolayı, krizin kaynağını Barzani’nin yaptığı açıklamalara bağlamak safdillilik olur ve TC’nin politikalarının anlaşılmaması olur.
Sömürgeci tavırlarını sürdüren TC idarecileri, Orta Doğu’daki devletelere Osmanlı dönemindeki gibi davranmaya devam etmekte ve bu devletlerle vassalık temelinde ilişki yürütmeye çalişmaktadır. Bu tarz bir ilişkinin kabullenilemeyeceği açık bir şekilde TC idarecilerine ifade edildiğinde, TC yetkilileri sokak kabadayısı mafya tarzı yakarız, yıkarız veya ağabey ABD’ye şikayet etme şeklinde tepki vermektedir. Ama ağabeylerinde aradıkları desteği bulamadıkları zaman yaramaz çocuklar gibi kapris yapmaktadırlar.
Kürtler büyük acılar çekerek belli kazançlar elde etmiş ve Kürdistan’ın bir kısmında federal bir yapı kurmuşlardır. TC’nin tehditlerine boyun eğilirse, Türkiye daha ileri taleplerde bulunacaktır. Bu anlamda, Barzani TC’ye gereken cevabı vermiş ve özgür Kürdistan’ın Türkiye ile eşit statüde olduğunu hatırlatmıştır. Bu koşullarda Kürtler TC’ye karşı aşağıda ana hatları verilen politikalar uygulayabilirler ;
Özgür Kürdistan hükümeti Türkiye ile olan ekonomik ilişkileri gözden geçirmelidir. Zira, Diyarbakır Ticaret odasına göre Türkiye’nin özgür Kürdistan’a yıllık ihracatı 5 milyar doları aşmaktadır. Türkiye ekonomisine esaslı bir kaynak sağlanan bu pazarın kaybedilebileceği hatırlatılmalıdır.
Ayrıca, Kürt siyasi partileri, örgütleri Kürdistan’daki kazanımların korunması, Kerkük’te takvimin işletilmesi için ortak hareket etmelidir.
Diasporadaki Kürtler ise, bulundukları ülkelerde demokratik kamuoylarını harekete geçirerek bu devletlerin Türkiye üzerinde Kürdistan’a müdahale edilmemesi için baskı yapmalarını sağlamaldır. Ulusal politikalar çerçevesinde birlikte hareket eden Kürtler Türkiye’nin emperyal politikalar hayata geçirmelerini engelleyebileceklerdir.
Türkiye her şeye rağmen müdahale politikalarında ısrar ederse, kısa vadede Kürt halkı katliamla uğratılacak ve büyük acılar yaşanmasına neden olacaktır. Bu da bölgede çatışmaları yoğunlaştıracak ve Irak’taki tek istikrar adası olan Kürdistan’da istikrarsızlığı geliştirecektir. Buna karşın, çatışmalar Türkiye’ye yayılarak hassas dengeler üzerinde yürüyen Türk ekonomisinde ciddi bunalımlar yaşanmasını tetikleyebilecektir. Ekonomik bunalım ise iktidar blokunda çekişmeleri derinleştirerek bir siyasal kriz doğuracaktır. Bu koşullarda ulusal birlik içinde hareket eden Kürtler arasındaki ayrılıklar törpülenirken TC’nin askeri ve siyasal yenilgisinin temellerini hazırlayacaktır. Orta vadede ise, Kürdistan’ın iki önemli parçası hem politik, hemde fiili olarak birleşerek, Kürtlerin özgürlük yürüyüşlerinde önemli bir adım atmalarına olanak sağlayabilecektir.
Yazar: Ahmet Alim
Tarih: 2007-04-23