Ah İstanbul

Şu çabucak geçen aylar, yıllar nasılda eskitiyor yaşanmış şehirlerin o uğrak mekanlarını. Hiç bir şey yaşamamış, görülmemiş, duyulmamış, paylaşılmamış ve de hissedilmemiş gibi. Zamanın acımtrak yollarında ne çabuk saçılıyoruz sağa sola. Ne çabuk da savruluyoruz degil mi adı şanı belirsiz su yaşamın ücra ve tenha kıyılarına.

Yalnızlıklar örüyoruz şimdi her birimiz kendimize. Tüm hayatımızı yer yeksan eden yalnızlıklar içinde aya, yıldıza, güne, dudak kıyısında hafifçe belirecek bir gülümsemeye hasret bir kerwan ile bir bilinmeze sürüklenip duruyoruz. Sürüklenen bir hayatın arkasında acılar içinde kıvranıp duruyoruz.

Neden yaşıyoruz?

Neye yaşıyoruz?

Kime?

Ardı sıra gelen basit soruların can yakıcı ve de zorlu cevapları. Boş ver dediğimiz her an ve olayın arkasında duran o birikinti. Şimdi.

Şimdilerde ben hep ah İstanbul diyorum. Hep ah İstanbul. O sıcak-soğuk, tenha-yoğun, acı-tatlı, seseri-akıllı, oruspu-namuslu ikileminde yıllarımı bir çırpıda harcayıp beni kendisinden uzak mekanlara bırakan celladımı özlüyorum.

Yahya Kemal özlemi misali “ Bir kez olsun tepeden o şehre bakmak istiyorum“. Ve sonrasında en kuyutu Tarlabaşı ara sokaklarında gezinip Kurtuluş´tan Nişantaşı´na oradan adeta denize basbasa Maçka sırtlarından Dolmabahçe´ye inip kendimce bilinmez hayallere dalıp öylece aylak aylak dolanmak istiyorum.

Hiç bir şey ile ilgilenmeden, telaşı, kayagıyı, saçma sapan hayat ikilemlerini bir tarafa bırakarak dalgaları seyre dalıp soytarıca dolanmak istiyorum. Ne anahaber bültenleriyle, ne son otobüs ve vapur saatleriyle, ne yakınlaşan ihtilal seslerini ne de son derbi maçın sonucu ile ilgilenmeden öylece yol boyu sıralanan eskimiş Vakıfbank banklarında dinlene dinlene Galata´ya kadar yürümek istiyorum. Eski sevgililerimi arasıra anımsayıp, homurtularla uzaklaşıp denizde bir noktaya dönüşen, bir noktayken giderek devasa bir kütleye dönüşen vapurları iskeleden uğarlamak ve karşılamak istiyorum.

Jeton kuyruğunda sabırsızca bekleyen o yorgun gözlere aldırmadan öylece Sarayburnu´na kıvrılıp orada akşamı bekleyip Kadıköy´den, Üsküdar´dan, Galata ve Beşiktaş´tan yükselen ışık demetlerinin denize bıraktığı o renk cümbüşünü seyre dalıp ılık ılık esen rüzgara karşı yeleğimi ilikleyip gökyüzünde yıldız aramak istiyorum.

Ve mümkün olsaydı eğer adım adım üstüme doğru çöken hüznü dağıtmak için bir Samsun sigarası yakıp oradan Sultanahmet´e çıkar giderdim. Orada yalnızlığımı dağıtmak istercesine kalabalığa karışıp eski bir han kapısına iliştirilmiş gibi duran bir çay ocağında sıcak bir çay yudumlardım. Tramvay duraklarında itise kakışa inip binen insan yığınlarına bakıp hınzırca gülümsedikten sonra öylece o meşhur eylemlerin mekanı Beyazit Meydanı´na çıkıp orada yıllar önceki üniversiteli halimi düşlerdim. Ve onlarca arkadaşımı dağ yollarına uğurladığım İstanbul Üniversitesi kapısında oturup yaşlı teyzelerden buğday taneleri satın alarak güvercinlere savururdum.

Acıktığımı hissettiğimde ise Laleli´linin o fuhuş kokan bunaltıcı havasını arkamda bırakır Aksaray´a inerdim. Orada herhangi bir kebab salonuna girerek ocak başında oturur güzel bir acılı adana yerdim. Süleymaniye tarafından gelen ahşap ev yangını naraları duyarsam eğer o tarafa doğru koşup, o şehrin nasıl o tarih kokan ahşaplarla çatır çatır yok oluşa doğru sürüklendiğini göz yaşlarıyla izlerdim.

Ve o hüzün bulutuyla ağzıma gelen tüm küfürleri sağa sola savurarak üçüncü sınıf bir otelin kapısını çalıp soluk ışıklar altında yitik birer varlık gibi ortalıkta gezinen yüzlere hiç bakmadan aldığım gibi 216 numaralı oda anahtarımı odama çıkardım. Orada muhtemelen çatlamış ve dökülmüş bir aynadan kendime bakıp, dağılan saçlarımı ıslatıp düzeltir ve haftalar öncesi orada unutulmuş bir gazetenin iç sayfalarından haberler okurdum.

Ve bende kendimi orada her şey senaryosuna uygun olsun diye saat gecenin 24.00 nü vurduğunda ölüme uçururdum. Hiç bir gerekçeye sığınmadan, hiç bir gerekçe aramadan.

Sadece ve sadece başkasına da yaşanacak bir şeyler kalsın diye. Ama bir ad koyulmasını illahi isteyenler de olursa;

AH İSTANBUL denmesini canı gönülden isterdim.


Yazar: Kenan Engin
Tarih: 2007-04-03


Bu Köşe Yazısının yer aldığı yer: Kurdistan-Post.Org (Com) Kürdistan'in Özgür Sesi
http://www.kurdistan-post.com

Bu Köşe Yazısı için adres:
http://www.kurdistan-post.com/modules.php?name=Niviskar&op=viewarticle&artid=923