
Güney Kürdistan ekonomisi
Güney Kürdistan’da özgürlüğe doğru uzun yürüyüşü ABD’nin Irak’a müdahalesi ile yeni bir aşamaya girmiştir. 2’inci körfez savaşından 4 yıl sonra Irak’ın statüsü ve Kerkük’ün geleceği dünya kamuoyounda en çok tartışılan konuların başında gelmektedir. Kürtlerin Kürdistan’ın statüsü konusundaki federasyon çözümünde ısrarlı tavırları ve aralarındaki bölünmüşlüğe son vererek birliklerini oluşturmaları Kerkük ve diğer bölgelerin Kürdistan’a dahil edilmesiyle taçlandığında Kürdistan önemli petrol üreticileri arasına girecektir. Petrol üreticisi bir ülke olmak ; Kürdistan’a ekonomik anlamda büyük bir olanak sağlayacaktır. Yalnız, petrolun varlığı önemli bir zenginlik kaynağı olmasına rağmen, sosyal ve politik anlamda ciddi problemlerin habercisidir.Kürtlerin Güney Kürdistan’da özgürlüğe doğru uzun yürüyüşü ABD’nin Irak’a müdahalesi ile yeni bir aşamaya girmiştir. 2’inci körfez savaşından 4 yıl sonra Irak’ın statüsü ve Kerkük’ün geleceği dünya kamuoyounda en çok tartışılan konuların başında gelmektedir. Kürtlerin Kürdistan’ın statüsü konusundaki federasyon çözümünde ısrarlı tavırları ve aralarındaki bölünmüşlüğe son vererek birliklerini oluşturmaları Kerkük ve diğer bölgelerin Kürdistan’a dahil edilmesiyle taçlandığında Kürdistan önemli petrol üreticileri arasına girecektir. Petrol üreticisi bir ülke olmak ; Kürdistan’a ekonomik anlamda büyük bir olanak sağlayacaktır. Yalnız, petrolun varlığı önemli bir zenginlik kaynağı olmasına rağmen, sosyal ve politik anlamda ciddi problemlerin habercisidir.Çünkü, ekonomileri petrole dayalı ülkeler ile başlıca petrol üreticisi ülkelere siyasal rejim açısında baktığımızda ; Norveç, İngiltere, Venezuela ve ABD dışındaki ülkelerin diktatörlükle yönetlildiği açıktır. Monarşiyle yönetilen ülkelerde ; petrolun sağladığı büyük rant monarşik yönetimlerin değişimi engelleyerek monarkların (Suudi Arabistan, Kuveyt, BAE, Baheryn, Katar, Şah dönemi İran’ı vb.) iktidarlarını kemikleştirmelerine olanak sağlamış ve /veya sağlamaktadır. Diğer taraftan, büyük miktarda rant yaratan petrol iktidarı elinde tutan oligarşiye ve diktatörlere kendilerini yeniden üretmelerinde gereken kaynağı yaratmıştır. Suharto, Iran Şahı, Aliyev, Nazarbayev ve Saddam Huseyin (aşağıda daha detaylı olarak ele alınacaktır) gibi dikatatörlerin iktidarda uzun süre kalmalarında petrol belirleyici faktörlerden birisi olmuştur. Rusya ve Meksika gibi ülkelerde ise petrol iktidarı elinde tutan oligarşinin daha da zenginleşmesini sağlamakta ve iktidar değişikliklerini çok zorlu bir süreç haline getirmektedir. ABD’de ise petrol lobisi iktidara kimin geleceğini belileyebilecek güçte olduğundan Amerikan demokrasissnin sınırlarını belirlemektedir. Venezuela gibi ABD’ın arka bahçesi konumunda çıkma girişimi, uluslararası petrol şirketlerinin tepkisine neden olduğundan halkçı Başkan Chavez’e karşı uluslararasın bir komplonun geliştirilmesine neden olmuş fakat başarılı olamamıştır. Afrika’da ise petrol iç savaşların (Angola, Nijerya ve Cezayir) ve savaşların en önemli nedenlerinden birisidir. Petrolun ciddi anlamda politik sorunlara neden olmadığı iki ender ülke ; Norveç ve İngiltere olmuştur. Bu iki ülkede petrol ; belirli bir ekonomik gelişmişlik düzeyinden sonra bulunmuş olup ülke ekonomisinde diğer ülkelere nazaran daha az rol oynamaktadır. Petrol aynı zamanda ciddi sosyal sorunlara da neden olmaktadır. Bu büyük zenginlik kaynağı devlet yönetimini elinde tutan küçük bir azınlık tarafından kontrol edildiğinde ; halkın büyük bir kısmı bu kaynaklardan çok sınırlı ölçülerde faydalanabilmektedir. Dolayısıyla, ülkede çok zengin bir kesim ile çok yoksul halk kesimlerinin varlığı ciddi gerginliklere neden olmakta ve bunun sonucu Iran ve Endonezya’da olduğu gibi şiddetli tepkiler doğurarak diktatorlerin kovulmasıyla sonuçlanabilmektedir. Fakat, azgelişmiş ekonomiye sahip bu ülkelerde demokratik bir gelişim sağlanamadığından, yeni diktatoryal yönetimlerin doğuşuna yol açmış ve/veya açabilecektir. Bu kısa panaromadan sonra Irak döndüğümüzde, Irak 1’inci Dünya savaşından sonra, 1916’da yapılan Sykes et Picot anlaşmasının bazı değişikliklere uğramasının ardından suni-i olarak kurulmuş bir devlettir. Irak’ın devletleşmesinde petrol ile jeo-stratejik kaygılar belirleyici olmuştur. Osmanlı’nın üç vilayeti Musul (Güney Küurdistan), Bağdat (sunni arap) ve Basra ( şii arap) bir araya getirilerek İngiltere mandası altında Irak krallığına dönüştürülmüştür. Kürdistan’ın petrolleri ise Büyük devletlerin ortaklığı ile kurulan Irak petrol şirketi bünyesinde güç dengelerine göre paylaşılmıştır. Dıştan destekli krallık 1958’da, BAAS’ın ordu kanadı tarafından yapılan bir darbe ile sona erdirilmiş ve 1968’e kadar 2 generalin Kasım ve Arif) yönetimi altında kalmıştır. 1968’de ise Hasan el Bakr ve Saddam Hüseyin ikilisi önderliğinde BAAS iktidarı bir iç darbe ile geçirmiş ve Saddam Hüseyin 1978’den itibaren Irak’ın tek hakimi ve diktatörü olmuştur. 1968’den 2003’e kadar dünyanın en kanlı diktatörlerinden birisi olarak halkların korkulu rüyası olmayı petrol manivelasını çok iyi kıullanarak batılı devletleri de arkasına alarak başaran Saddam Hüseyin ancak dışardan gelen bir müdahale sonucu iktidardan uzaklaştırılmıştır. Eğitim olanaklarının sınırlı olması ve devlet imkanlarını ellerinde tutan bürokrat, politikacı ve subaylar BAAS içinde yer alarak petrol rantının sağladığı muazzam miktardaki parayı kendi pozisyonlarını konsolide etmekte kullanmışlardır. Zayıf bir sanayi alt yapısına sahip olan Irak’ta Saddam yönetimi iktidarını sağlamlaştırmak için mevcut aşiret yapılarını dağıtarak, yeni aşiretler yaratarak ve kendilerine bağlı aşiret şefleri kanalıyla Irak’ı kontrol etmiştir. Saddam Hüseyin’in 35 yılda yurt dışına aktardığı servetin miktarı 40 milyar dolar dolaylarında olduğu tahmin edilmektedir. Ayrıca, Irak’ta ki muhalifler ile İran ve Kuveyt savaşları için heba edilen kaynaklar rahatlıkla 100 milyarı doları geçmektedir. Eğer, yönetime bu olanakları sağlayan petrol gibi bir kaynak olmasaydı Saddam Hüseyin yukarıda açıklananları yapabilirmiydi ? Dolayısıyla petrol, bir diktatörun zülmünü arttıran bir kaynak olmuş ve Saddam’ın zülmünü katmerli hale gelmesini sağlamıştır. Petrolun diktatoryal sapmalara yol açmadığı iki nadir ülke olan İngiltere ve Norveç bu konumlarını sağlam ve zengin ekonomilerine borçludur. Bundan dolayı, zayıf ve yoksul bir alt yapıya sahip Güney Kürdistan’da petrol, büyük imkanların yanı sıra büyük tehlikelerin de habercisidir. Yani Güney Kürdistan’da, yönetim petrol rantını kullanarak sosyal sorunları erteleme yolunu seçerse ekonomi tamamen tek ürüne dayandığında otorıter eğilimlerin güçlenmesine yol açabilecektir. Sömürgeleştirilen ulusların eliti genellikle sömürgeci eliti taklit etmektedir. Güneydeki Kürt eliti Saddam yönetiminin hatalarından dersler çıkararak, bu rejimin hatalarına düşmeden, ekonomik yapıyı tek bir ürüne dayandırmak yerine üretim ekonomisini teşvik eden bir yapıyı oluşturmaya çalışmalıdır. Ekonomisi bir ürünün rantına değilde, üretim ekonomisine dayanan bir ülkede farklı çıkar grupları güçlenerek demokrasinin alt yapısını hazırlayacaktır. Yalnız üretime dayalı ekonomik sistem, işleyiş olarak ülkenin doğal kaynakları ile ihtiyaçlarının envanterinin çıkarılması sonucu öncelikle yatırım yapılacak alanların tespitinden geçmektedir. Güney Kürdistan’ın en önemli kaynakları sırasıyla petrol, gaz, su, tarım ürünleri, hayvancılık, turizm, ulaşım ve benzerleridir. Petrol ve gaz elde edilecek kaynaklar küçük bir azınlığın elinde tehlikeli bir silah olmaktan çıkarılarak, ülkenin tümden zenginleşmesine aktarılmalıdır. Bunun için ülke ekonomisinin yatırım yapılacak alanlar tespit edilerek, yatırımlar bu alanlara yönlendirilmelidir. Böylece, bugüne kadar diğer petrol üreticisi ülkelerin düştüğü petrol rantı tuzağına Kürdistan’ın düşmemesi sağlanarak demokratik, gelişmiş bir ekonomik yapı ve refah düzeyi bir Kürdistan yaratmanın yolu açılabılecektir. Yazar: Ahmet Alim Tarih: 2007-03-14
|