Kürt Sorunu ve DTP

Türkiye bugün ağır bir risk ve tehditlerle karşı karşıyadır. Cumhuriyet kurulduktan 1990 başına kadar komşu Sovyetlerle kapitalist dünya arasındaki dengeye dayanan Türkiye, günümüzde hiç bir zaman olmadığı kadar insanlık ailesi içinde izole edilme korkusuyla yaşıyor. “Türkiye bölünecektir” korkusu doruğa çıkmıştır. Belli çevreler “kimsenin gücü Türkiye’yi bölmeye yetmez” deseler de, general düzeyine çıkmış korkuyu kapatmaya, gizlemeye yetmiyor.

1959 yılında başlayan AB ile bütünleşme stratejisi krize girmiştir. Türkiye Kıbrıs sorununda, Ermeni sorununda yalnızlaşmıştır. Irak’ın yeni durumuyla değişen güçler dengesi, çözücülüğünü koruyan Kürt sorunu, Türkiye’nin bölgedeki rolünü tartışmalı hale getirmiş, bölgesel çatışmaların dışında kalma imkânı giderek azalmıştır.

Bugünkü hükümet ne derse desin, kimi makro göstergelerdeki nispi iyileşme eğilimleri ne olursa olsun, Türkiye’nin ekonomik gelişmesi tehditler altındadır. Ülke içinde barışın güvence altına alınmadığı bir durumda, ekonominin motor güçlerinden biri olan turizm gelirlerini, “sıcak para” akışını, yabancı sermaye yatırımlarını da güvence altına almak söz konusu olamaz. Yalnız bunları değil, Türk mali sermayesini ve hatta endüstri sermayesini bile ülke içinde tutmak ve güvence altına almak zorlaşmıştır. Günümüzde sermayenin uluslararası dolanımı, bilimsel, teknolojik gelişme temelinde, baş döndürücü bir hız kazanmıştır. Türkiye kendi iç barışını güvence altına almadıkça, bölge devletleriyle ekonomik ilişkilerini istikrarlı bir biçimde yürütemez. Türkiye ekonomisinin eşitsiz gelişmesinin yarattığı bölgeler arası ekonomik gelişme uçurumu, Kürt sorunundaki çözümsüzlük nedeniyle bir kaosa yol açacak durumu yükselmiştir.

Durum bütün çıplaklığıyla ortadadır. Bugünkü ekonomik durum, Kürt sorununda çözümsüzlük sürdüğü ve çatışmalar beklenmedik bir anda ülkeyi sardığı gün, tarihimizin görmediği bir krizle yüz yüze gelecektir. Yirmi yıl süren savaşın etkileri altında çöken ekonomik durumdan, 1999 yılından beri süre giden görece barış koşulları sayesinde çıkıldığını unutmamak gerekir. Buna karşılık, elde edilen ekonomik kazanımlar kalıcı olmaktan çok uzaktır. Ekonomi son derecede hassas dengeler üstünde oturmaktadır. Savaş, masaya fırlatılan bir Anayasa kitapçığının yol açtığı krizle kıyaslanmayacak ölçüde bir krizin başlangıcı olabilir. Böyle bir kriz Türkiye’yi uluslararası müdahalelere büsbütün açık hale getirir. Türkiye gelecek perspektifini yitirebilir.

Türkiye bugün denetimden çıkmış bir sosyal ve kültürel altüst oluş sürecini yaşıyor. Emek-sermaye çelişkisinin üstünü örten, tehlikeli bir kutuplaşmanın sosyal temeli derinleşiyor. Milyonlarca insan iş bulma umudunu yitirmiştir. Kürt coğrafyasından metropollere yönelik göç dalgası, kentlerde Kürt gettolarına yol açıyor. Suçluluk akıl almaz boyutlarda yaygınlaşıyor. Uyuşturucu üretim, dışına atılmış ve gözden çıkarılmış nüfusu toplumu tehdit ediyor. Şiddetin en kaba biçimleri yaygınlaşıyor ve her alanda düşmanlıklar boy veriyor, kol geziyor. Bu toplumsal yozlaşma en çok gençleri ve kadınları vuruyor.

Kürt dilini inkarın, Kürt kültürünü yok sayılmanın bedelini Türk toplumu, kendi değerlerini alçaltarak ödüyor; Nobel ödülünü kazanan Orhan Pamuk’la kıvanç duyma olanağını bile yitiriyor. Hümanizmin girmediği eve ırkçılık, “ötekileştirme”, nefret, kin virüsleri giriyor. TV kanalları perspektifini yitirmiş, milyonlarca insanı neredeyse delirmenin eşiğine getiriyor. “Ünlü olma”, ekranlarda sergilenen yapay yaşama kavuşma hayalleri, genç insanların yaşamını karartıyor. Böyle bir toplumda yolsuzluğun, rüşvetin en tepelere kadar tırmanmış olmasında, her şeyin parayla alınıp satılır olmasında şaşılacak hiç bir yan yoktur. Türkiye çok ağır sosyo-kültürel risk ve tehditlerle karşı karşıya gelmiştir.

Oysa başta Kürt sorunu olmak üzere, sorununu çözmüş bir Türkiye, uluslararası belirsizliklerden, ekonomik kaos beklentilerinden kurtulma yoluna, belli ki Kürt sorununda çözümsüzlüğün sürdüğü koşullara göre, çok daha kolay girebilir ve bunların yarattığı sosyo-kültürel sorunları çözme olanağına bugüne göre çok daha hızla kavuşabilir.

Kürt sorununu çözen Türkiye’de Kürt coğrafyasının bayındır kılınması, gelişip serpilmesi mümkün olacak, böylece göçlerin önü alınabilecektir. Bugün için “Kürt gettoları” sayılan ve kimi devlet güçlerinin bilinçli olarak “Haremleştirdiği” varoşlar, Kürt sorunu çözüldüğünde, kadim Kürt kültürünün hümanist derinliğini kazanacak, Türk ve Kürt kültürleri arasındaki alış veriş her iki toplumun bir diğerini düşman görmesini önlemekte büyük rol oynayacaktır.

Kürt sorununu çözen bir Türkiye’de Türk gençliğini şiddete, “ötekileştirdiğine” karşı düşmanlığa, cinayet ve linçlere sevkeden ırkçı-milliyetçi etki zayıflayacak, birbirini anlama, kardeşleşme duyguları güçlenecektir. Kürt sorununu çözen Türkiye’de şiddetin her biçiminden uzaklaşma, erkek egemen topluma özgü belirtileri ortadan kaldırma yolunda elverişli koşullar ortaya çıkacaktır. Her türlü etnik ve dini bağnazlığın yerini kültürler arası uygar ilişkiler ve bütün dinlerin ve mezheplerin birbirleriyle diyalogu ve devletin tüm inanışlar karşısında özgürlükçü laik tarafsızlığı gelişecektir. Türk Halkı, Kürt Halkıyla, kadını ve erkeğiyle kaynaşacak, toplum düşmanlık toplumu olmaktan, dayanışma toplumu olmaya doğru adım atacaktır. Daha ilkokulda, çocukların aynı anda iki dili, Türkçe’yi ve Kürtçe’yi öğrendiği bir Türkiye, iki dilli her toplum gibi, tüm dünya dillerini öğrenme yeteneğini kazanmakla kalmayacak, Anadolu hümanizmi Kürt sorunu çözüldüğü zaman Rönesans çağına girecek, bugünkü sosyo-kültürel kaosun yerini insancıl, bilimsel yepyeni bir sosyo-kültürel iklim alacaktır.

Kürt sorununu çözmüş bir Türkiye, yalnız istikrarlı ekonomik gelişme olanaklarına kavuşmuş olmakla kalmayacak, aynı zamanda refahın sosyal-adalet temelinde paylaşılmasını sağlama olanağına da kavuşacak. Emekçilerin refahı bakımından da Kürt sorununun çözümü büyük olanaklar yaratacaktır. Kürt sorununu çözmemiş bir ülkede emekçilerin yaratılan zenginlikten pay alma mücadelesinin zayıfladığı şu son yirmi yıllık savaş boyunca artık kanıtlanmıştır. En önemlisi, Kürt sorununu çözmüş Türkiye, bütçesinin aslan payını, Kürt isyanlarını bastırmak amacıyla askeri harcamalarda kullanmaktan kurtulacak, serbest kalan kaynaklar ülke kalkınmasına harcanacaktır. Ekonomik gelişmenin Kürt sorunundaki çözümsüzlükten dolayı kesintiye uğramasını önlemek, ekonomik gelişmenin en büyük ve yapısal sorununu çözmek demektir.

Kürt sorununu çözmüş bir Türkiye Ermeni soykırımı sorununda, kendisine karşı yükselen tepkileri büyük ölçüde yumuşatacaktır. Daha da önemlisi, Kürt sorununu çözen bir Türkiye, Güney Kürdistan’la dostluk ve iyi komşuluk ilişkilerini kurabilecek, aradaki sınırı barış sınırı haline getirebilecek, bölgede kendisine stratejik bir dost edinecektir. Bunun en büyük sonucu, her biri bulunduğu ülkelerin demokratik güçleriyle stratejik ittifak içine girecek olan, bütün parçalardaki Kürt oluşumlarının Türkiye ile dostluk ve işbirliği içine girmesi, birbiriyle keskin bir rekabet içindeki bölge devletleriyle Türkiye arasında askeri çatışma riskini azaltacak büyük bir tampon bölgenin, ortaya çıkmasını sağlayacaktır. Kürt coğrafyası bir barış havzası haline gelecektir. Kürt coğrafyasında barışın egemen olması, tüm Ortadoğu’ya barışın gelmesi demektir, halkların kardeşliği demektir.

Türkiye 1950 yılından beri girdiği parlamenter rejimi sağlam temellere oturtamamıştır. Üç askeri darbe, bir “post modern” darbe, bugün de her konuda süregiden asker kaynaklı müdahaleler, ülkenin bütün kurumlarına bir ahtapot gibi sızan “derin devlet”in kontrgerilla faaliyetleri, Türkiye’de demokrasinin temel sorun olduğunu gösteriyor. Yani egemenlik toplum “adına kayıtsız şartsız TBMM’de” değildir. Onun da üstünde askeri vesayet rejiminin iradesi yer alıyor. Askeri vesayet rejimini üreten, onu “gerekçelendiren” başlıca neden Kürtlerin demokratik haklarından yoksun olmalarıdır.

Türkiye Cumhuriyeti tarihinin Kürt isyanları ve askeri darbeler tarihi olması rastlantı değildir. Bu kısır döngüyü aşmak Türkiye’nin temel sorunudur. Ama daha da önemlisi, uluslararası gelişmeler, bölgedeki durum Kürt sorununda çözümsüzlüğü sürdürmenin, bugün var olan sınırlı demokratik rejimi de çok ağır risk ve tehdit altına almasına yol açıyor. Toplumsal ve etnik gerilim öyle bir noktaya gelmiştir ki, en küçük bir kıvılcım ülkeyi ateşe verebilir. Kürtlerin ve Türklerin birlikte yaşama koşullarını tehdit altına sokmaya hiç kimsenin hakkı yoktur. Türkiye’nin bölgede biricik demokratik İslam ülkesi oluşuyla övünenler, demokrasinin daha öte gelişmesi şöyle dursun, bütün kurum ve kurallarıyla tehlikede olduğunu görmelidirler. AB yolunda atılan sınırlı demokratik adımlar, bugün büyük ölçüde anlamını yitirmiştir. Toplum anti-demokratik yasaların ve 12 Eylül anayasasının değiştirileceği umutlarını yitirmeye başlamıştır. Seçim barajı, Türkiye’nin temsili kurumlarına katılmak isteyen Kürt toplumunda politik rejim temelinde uzlaşma duygularını yıpratıyor, parlamenter çözümlere olan umudu yok ediyor. Var olan parlamenter rejim çerçevesinde söz ve karar sahibi olma umudunu yitiren Kürtlerin bugün de karşılarında duran farklı yollara gözlerini çevirmesi birlikte yaşamak isteyen herkesin üzerinde durması gereken en önemli gerçekliktir.

Kürt sorununun uluslararası bir sorun haline dönüşmesi, bu sorun temelinde savaşı da uluslararası bir sorun haline getiriyor. Ve Türkiye bu nedenle bölgesel savaşlara bulaştığı gün, var olan sınırlı demokrasiden de eser kalmayacak, Türkiye derin bir karanlığa yuvarlanacaktır.

Kürt sorununu çözmüş bir Türkiye AB yolunda elde ettiği demokratik kazanımları koruyabilir ve demokrasiyi daha da kökleştirebilir.

Kürt sorununu çözmüş bir Türkiye’de askerin siyasete müdahalesinin başlıca dayanağı ortadan kalkacak, “bölücülük” korkutmacısıyla demokrasiyi sınırlama çabaları gerekçesiz kalacaktır.

Kürt sorununu çözmüş bir Türkiye’de bir zamanlar NATO tarafından kurulan ve bugün “derin devlet” olarak tanına gizli bir orduya da ihtiyaç kalmayacaktır. Hukuk dışı para-militer örgütlerin varlığını hiç kimse, hiç bir gerekçeyle savunamayacaktır. Bu güçlere dayanarak hiç kimse demokratik kurumlar ve bireyler üzerinde baskı kuramayacaktır. Kışla ile parlamento arasındaki çatışmayı sona erdirmek mümkün olacak, TBMM’nin üstünlüğü kurumlaşacak.

Kürt sorununu çözmüş bir Türkiye’de “bizi bölmek isteyen dış düşmanlar” korkusu sona erecek, her an bir iç savaşın uçurum kenarında durmanın yarattığı bütün gerilimler bitecek, insanlar geleceklerine korkusuzca bakmaya başlayacaktır.

Kürt sorununu çözen bir Türkiye Avrupalı olmaya hak kazanacaktır. Türkiye AB’ye ister alınsın, ister alınmasın, Kürt sorununu çözmüş bir Türkiye uygar dünyanın onurlu bir üyesi olacaktır. Ve şu da açıktır ki, demokrasi, gelmiş geçmiş tüm hükümetlerin üzerinde yürümek istediği AB yolunun son durağı değil, başlangıç kilometresidir. Kürt sorununda çözümsüzlük, Türkiye’nin demokrasi sorununda çözümsüzlük demektir.

Biz güvenle iddia ediyoruz ki, Türkiye’de hiç bir parti Türkiye’nin demokratikleşmesine katkıda bulunma bakımından, DTP’nin sahip olduğu potansiyele sahip değildir. Türkiye’de hiç bir parti Türkiye’nin barışçı çıkarlarına katkıda bulunma bakımından, DTP’nin sahip olduğu potansiyele sahip değildir. Türkiye’nin sosyo-kültürel sorunlarını çözmeye katkıda bulunma bakımından, hiç bir parti DTP’nin sahip olduğu birikime sahip değildir

DTP’nin Kürt sorununu barışçıl yollarla, eşit haklılık temelinde çözme yaklaşımı, Türkiye’nin bugün karşı karşıya olduğu tüm uluslararası tehditlerin aşılmasına Kürt toplumunun barışçı ve demokratik katkısını dile getirmektedir.

Türkiye’nin ekonomik kalkınma ve refah yolunda istikrarlı gelişmesi, DTP’nin çözmek için çaba harcadığı Kürt sorununun çözümüyle yakından ilgilidir.

DTP’nin Kürt sorununu barışçıl yollarla ve eşitlik temelinde çözme programı, Türkiye’nin sosyo-kültürel gelişmesinin önündeki risk ve tehditleri aşma sorununa Kürt toplumunun barışçı ve demokratik katkısını dile getirmektedir.

DTP’nin tüm Türkiye için bir şans olduğunu gösteriyor. Türkiye’nin hemen hemen tüm temel sorunları Kürt sorununda çözüme bağlıdır ve DTP Kürt toplumunun güvenini elde eden önemli bir parti olarak, Kürt sorununda çözüm programını ortaya koyma hakkına sahiptir.

DTP’nin sorunları çözüm perspektifi, Türkiye’nin uluslararası sorunlarını, ekonomik sorunlarını, toplumsal, kültürel sorunlarını ve demokrasi sorunlarını çözme yaklaşımıdır.

DTP bu gücünü demokrasiye, barışa ve adalete olan inancından almaktadır. DTP Kürt halının dinamizmine inanıyor.

DTP Kürtlerin ulusal demokratik birliğini, hem demokrasinin önemli kazanımı, hem de Kürt halkının temel güvencesi olduğunu güveniyor. Bu nedenle Kürtlerin ulusal demokratik birliğinin yol alması için var gücüyle çalışıyor. Her fırsata buldukça Kürtlerin demokratik birliğinden, Türk halkı ve demokrasi güçlerinin korkmamasını dile getiriyor ve tüm demokrasi güçlerini Kürt halkının haklı davası etrafında birleşmeye çalışıyor.

DTP Türkiye’nin bütün sorunlarına sahip çıkıyor ve onları çözümü için mücadele ediyor.

Bu konumuyla DTP, bugün var olan bütün partilerden çok daha fazla Türkiye’nin partisi olmaya haz kazanmıştır. DTP işte bu sorunların köklü bir biçimde çözülerek, uluslararası saygınlığı olan, müreffeh, istikrarlı ve demokratik bir Türkiye Cumhuriyeti’nde barışa, eşitliğe ve özgürlüğe ulaşılmasında kendi rolünü oynamak istemektedir.

DTP, Türkiye’nin karşı karşıya olduğu sorunların çözümüne, Kürt halkının katılımı ve katkısı olmadan, bu sorunların çözülemeyeceğini ilan ediyor. Aynı zamanda DTP, Türkiye’nin karşı karşıya olduğu sorunların çözümüne, tüm Kürt halkının yapıcı katkısını, tam bir inanç ve cesaretle taahhüt ediyor.

Sorun şudur: Türkiye, demokrasinin önünde duran risk ve tehditleri, DTP’nin katkısıyla aşmak istiyor mu, istemiyor mu?


Yazar: Ömer Ağın
Tarih: 2007-02-20


Bu Köşe Yazısının yer aldığı yer: Kurdistan-Post.Org (Com) Kürdistan'in Özgür Sesi
http://www.kurdistan-post.com

Bu Köşe Yazısı için adres:
http://www.kurdistan-post.com/modules.php?name=Niviskar&op=viewarticle&artid=879