Demokrasinin Güvencesi Kürtler

Bu topraklarda Kürtler, ülkenin dört bir yanına irili ufaklı kümeler halinde dağılmış bir azınlık değildir. Yaşadıkları öz topraklarında çoğunluktur. Tarih boyunca da çoğunluk olmuşlardır.

Metropollerde ise, kimi yufka yüreklilerin sandığı gibi, “yardıma, himmete, kayırılmaya muhtaç” ya da “saklanıp, korunacak” bir “kültürel müze eşyası” da değiller. Muazzam bir “ucuz emek ordusu” olarak, ülke ekonomisinin en zahmetli, en ağır, en riskli, en yıldırıcı sektörlerini, yarattıkları kütlesel artık-değerler onlar sırtlarında taşıyor. Doğup büyüdüğümüz topraklarda mağruruz. Metropol varoşlarındaki kirimizi ve pasımızı, döktüğümüz mübarek alın terimiz her gün yıkıyor. Tarihleriyle, kültürleriyle, zengin dilleriyle, mücadele gelenekleriyle, her ulusta olduğu gibi, övünülecek ve utanılacak bütün yanlarıyla, Kürtler de insanlık ailesinin eşit bir üyesidirler. Bu eşitlik onlara tanınmamış olsa bile, dahası zorlan elerinden alınmış olsa bile, günümüzde Kürtlerin bu eşitliği hak etmiş olduğunu hiç kimse inkar edemez. Kürtler yürüttükleri mücadeleyle, katıldıkları risklerle Türkiye gündeminin ortasına oturdular.

Tarihsel olarak, Türklerle eşit olduğumuzu kanıtlamışız. Hem ulusal değerlerimizle hem de bu topraklar için verdiğimiz mücadeleyle eşit, ortak bir halk olduğumuz görülmüştür. Halkların kardeşliğine inanan ve bu uğurda sayısı özveride bulunan bir halkız. Balkan savaşlarında, Ortadoğu milletlerin Osmanlıdan kopuşu sürecinde, Ulusal kurtuluş Savaşının çetin koşularında gösterdiğimiz vefakar ve güven verici duruşumuza tarih tanıktır. Kuşkusuz “resmi” olmayan tarih tanıktır. Daha 1919 da Mondros Ateşkesin hemen ardından İstanbul’da toplanan Kürt Teali Cemiyeti: “Türk kardeşlerimiz bu kadar zor durumda iken “Bağımsız Kürdistan kurmamız ahlakı değildir” kararını alarak Türk halkıyla kaderlerinin bir olduğunu gösterir.

Biz “milliyetçi” değiliz ve milliyetçilikten uzak durmak için bütün “aşağılamalara” rağmen direniyoruz. Eşitlikten söz etmemiz bundandır. Halkların kardeşliği bayrağını bunu için yükletiyoruz. Daha lohusa dönemimde olan “Kürt Federe Devleti “Bölgedeki” tüm halklara kardeşlik çağrıları yapıyor. Ne başkalarının bizden üstün olduğunu, ne de bizim başkalarından üstün olduğumuzu bir gün bile kabul etmedik. Bunun kanıtı açıktır: İsyanlar, başkasının üstünlük iddialarını reddetmenin kanıtıysa, bugüne kadar bu isyanları, aşağı gördüğümüz bir ulusu mahvetmek için Türk-Kürt boğazlaşmasına, iç savaşa dönüştürmeyi azimle engellemiş oluşumuz da, kendimizi başkalarını yok etme hakkına sahip, üstün bir millet olarak görmediğimizin kanıtıdır. Hangi siyasal biçim altında olursa olsun, biz Türklerle eşit haklı kardeşler olarak bir arada yaşamak istiyoruz. Bizde Türk ulusu gibi geleceğimiz hakkında özgürce karar verme hakkına kavuşmak istiyoruz.

Her ulus, kendi tarihindeki ileri olanla her zaman gurur duymuştur. Çünkü o “ileri” olan, içinden çıktığı ulusun başkalarından üstün olduğunu değil, tüm insanlık ailesinin eşit haklı bir parçası olduğunu kanıtlamıştır. Gurur duyulan “ileri” böyle bir şeydir. Türkler, tarihlerindeki uygarlık anıtlarıyla, insanlığa yaptıkları katkılarla, aralarından çıkan Şeyh Bedreddinlerle, M. Suphilerle, Denizlerle, Mahirlerle ne kadar gurur duysa azdır. Kürtlerin de tıpkı Türkler gibi, ne bir fazla, ne bir eksik gurur duydukları bir tarihleri var. Tıpkı Rusteme Qure Zal, Selhattine Eyubu, Ahmedê Xani, Seyit Rıza, Fehmi Fırat, ve yeni bir çok yeni Kürt kahramanıyla gurur duydukları gibi.

Ama tarih tuhaf bir zigzag yaptı. Şu anda Kürt demokratik, özgürlükçü hareketi, Türklerle birlikte yaşadığımız bu topraklarda, bizi ülkenin tüm yazgısında büyük bir rol oynamaya aday haline getirdi. Demokrasinin ana nesnesi haline geldik. Bölge demokrasisinin ana unsuru ve güvencesi olduk. Kim ne derse desin nesnel durum budur. Gelecekte tarih olanı yaşıyoruz, dahası tarih yazıyoruz. Diğer yandan bin bir nedenle sol kolu zayıflayan, sol ayağı kötürüm, sol gözü miyop, sol kulağı sağır Türk ulusunun, yeniden sağlığa kavuşması, bugünkü somut tarihsel anda, kendi rönesansını yaşayan Kürt toplumunun atacağı adımlara bağlıdır. Türk ulusu, er ya da geç yeniden sağlığına kavuşacak, onun da sol kolu gürbüzleşecek, sol ayağı yürüyecek, sol gözü kartallar gibi görecek ve sol kulağı işitecektir. Ama bugün Türk toplumunun temsilcileri darbelerle, bin bir tertiple, kendi içindeki zaaflarla güçten düşürülmüştür. Türk Demokrasi güçleri yeniden dirilecektir, dirilmek zorundadır. Bugün hala direnen, çırpınan zayıf Türk solu, Türk demokrasisi, Türk liberalizmi, hatta Türk özgürlük yanlısı İslamı, Türk bağımsız, demokratik aleviliği, bilmeliyiz ki Kürt özgürlük hareketinin dayanışmasına su ve hava kadar ihtiyaç duyuyor. Bu nedenle bir Kürtlerin yükü bir kat daha ağırlaşmıştır. Kürtlerin de, Türklerin de çıkarı bu ağır yükü kaldırmamızdan geçer.

Etrafı derin devletle, milliyetçi, şöven, ırkçı, militarist, yayılmacı saldırgan güçlerle çevrili olan Türk demokrasi güçlerine ikircimsiz, inandırıcı ve cesaret verici bir şekilde dayanışma elimizi uzatmamız Kürt özgürlük hareketi için en büyük görev olmalıdır. Kuşkusuz biz Kürtler, elbette içinden geçtiğimiz bu ölüm-kalım günlerinde dayanışmaya muhtacız. Gezegenimizin vicdan sahibi insanlarının bize dostluk elini uzatmasını haklı olarak bekliyoruz. Bunu talep de ediyoruz. Ama her Kürt şunu bilmeli ki, iki elimiz kanda bile olsa kardeşine yardım etmek bizim en büyük geleneğimizdir. Tıpkı Kürt Tali Cemiyetinin 1919 da yaptığı gibi.

Hrant Dink kardeşimizin hunharca öldürüldüğü gün, DTP’li kardeşlerimizin, yani yirmi beş yıldır ölümlere alıştırılmış, ölümlerin eşiğinde tutulmuş olan insanların, sanki ilk defa politik bir cinayet görüyormuşlarcasına gözlerinden döktükleri yaşlar bizim, asırlardır kanatılan vicdanlarımızın bugün de ne kadar genç, ne kadar dokunaklı ve ne kadar kucaklayıcı olduğunu gösterdi. Onbinlerce Kürt insanının Ermeni kardeşimizin hüzünlü tabutunun arkasından, kendi acılarını yüreklerinde bastırarak yürümesi, her biri birer kurban adayı olan Türk aydınlarını, demokratlarını, solcularını yüreklendirdi. Biz haklı olarak Türk aydınlarından seslerini yükseltmelerini ısrarla istiyoruz. Ama onlara, seslerini yükselttikleri her durumda, bugünkü gücümüzle orantılı karşılık veriyor muyuz? Onları yutmak isteyen karanlığa karşı onlarla yeterince dayanışma içinde oluyor muyuz? Bu soruyu sormamızın ve gücümüzün bilinciyle davranmamızın, şu anda, bu topraklarda gerçek dayanışma gücünün Kürt özgürlük hareketi olduğunun bilincine varmamızın zamanıdır.

Ufukta kara bulutlar hızla birikiyor çünkü.


Yazar: Ömer Ağın
Tarih: 2007-02-11


Bu Köşe Yazısının yer aldığı yer: Kurdistan-Post.Org (Com) Kürdistan'in Özgür Sesi
http://www.kurdistan-post.com

Bu Köşe Yazısı için adres:
http://www.kurdistan-post.com/modules.php?name=Niviskar&op=viewarticle&artid=873