Rıza Altun ve Mehmet Eşiyok

Her bir insan oğlu; acıları, mutlulukları, kalleşliği, erdemliliği… ile bir dünyadır. Özelliklerimiz görecelidir. İyi ve kötü insan tanımlaması dünyayı siyah ve beyaz görenlerin, görmek isteyenlerin ve gösterenlerin bir icadıdır. Kafama eserse, saygı duyduğum anne Tereza’nın veya Cevahirlel Nehru’nun kusursuz insan olduklarını savunmaya kalkışanlar karşısında sevmediğim Neron’un veya Stalin’in kötü olmadıklarını savunma gücüm yeter mesela. Her kesin gücü yeter buna.

Umurumda bile olmayan anne Tereza gibi, fazla ilgimi çekmeyen Stalin’in de bir yaz akşamı çınar yapraklarının hafif kımıldanışından gönüllerinin ısındığını ve tanımsız zevk aldıklarını görür gibiyim.

Umurumda olan ve manevi ilgimi çeken Kürt devrimcilerinin yalnız duyduklarını değil, düşündüklerini bile ruhumla ve tüm varlığımla hissedebiliyorum. Ekiz doğan kişilerin birbirlerinin açılarını kendi bedenlerinde hissettikleri türden bir duyumsamadır bu.

Kimliği, mevkisi, tanınmışlık düzeyi, partisel ilişkisi… ne olursa olsun, Kürtlerin tüm devrimcileri değerlidir. Dünyanın, hak etmediği bir kaderle boğuşmak zorunda bırakılan en kadersiz halkının kaderini devindirmek istemiş ve bunun için ruhunu, duygusunu, düşüncesini, güçünü yatırmış insanlar ulusal saygıyı ve savunulmayı fazlasıyla hak etmişlerdir.

İnsan değerlidir. Halkının kendi kökleri üzerinde daha mutlu bir yaşam sürdürebilmesi arzu ve hayali ile varlığını ortaya koyan, zamanın gidişatını devindirmek için çarpışan devrimci insanlar, suya sabuna dokunmadan her akşam çocuklarına bir parça ekmek götürmek için çırpınan insanlar kadar değerlidir.

Bugünlerde Fransa’da yürütülen bir operasyonla 14 PKK’li; yurtsever Kürt insanı göz altına alınmış ve tutuklanmıştır. Türkiye dış işleri bakanı ve ABD Türkiye büyük elçisinin açıklamalarından anlaşılan, operasyonun eşgüdüm içerisinde yürütüldüğü ve kapsamının genişletilmek istendiği yönünde. Operasyonun neden gerçekleştirildiğinin bir sürü nedenini sıralamak olasıdır. Fakat esasın; son dönemlerdeki Güney Kürdistan gelişmeleri, Ermeni jenosidi meselesi ve Kıbrıs sorunu sebebiyle gerginleşen Türkiye-Avrupa ve Türkiye-ABD ilişkilerinde dönemsel yumuşama yaratmak, Türkiye’ye hiçbir stratejik sıkar sağlamayacağına rağmen, bu devletin gönlünü hoş etmek olduğu görülmektedir.

Devletler arası işbirliği sonucunda yurt dışında bulunan yurtsever Kürt insanlarının tutuklanarak Türkiye’ye teslim edilmesi yıllardan beri süregelmiştir. Türkiye içişleri bakanı Abdülkadir Aksu’unun açıklamasına göre, çoğunluğu PKK’liler olmak üzere „Türkiye’nin de yer aldığı uluslar arası güvenlik ve işbirliği anlaşmaları çerçevesinde 2003’te 52, 2004’te 41, 2005’te ise 23 olmak üzere toplam 116 örgüt mensubu yakalanarak, Türkiye’ye teslim edilmiştir“.

Son yıllarda PKK yöneticilerinden Muzeffer Ayata Almanya’da, Rıza Altun Fransa’da, yine PKK’nin eski yöneticilerinden olan PKK ile yolları ayrılmış Hasan Atmaca Almanya’da, Dursun Ali Küçük Gürcistan’da ve Mehmed Eşiyok İsveçre’de gözaltına alındı.

Birkaç ay önce Muzeffer Ayata’nın Almanya’da tutuklanması ile başlayan örgütün Avrupa’da sıkıştırılması sürecine örgüt, top yekun bir direnişle yanıt vermek kararlığındadır. Bu kararlılığında haklıdır. PKK’nin; tutuklamalar ve akabinde sürecek mahkeme süreçleriyle örgütün kriminalize edilmek istenmesine var olan imkanlarıyla direnmesi ve bu olayları gerek Avrupa’da, gerekse de Türkiye’de bir halk hareketliliği yaratma fırsatı olarak değerlendirme çabaları siyasal mücadelenin doğasından kaynaklanmaktadır. PKK, bu tutuklanmalara ve gelişmesi muhtemel operasyonlara olan gücü ile direnecek, Türkiye de aynı kararlılıkla yabancı topraklardaki bu savaşımda daha fazla başarı elde etmeye çalışacaktır. Sonuçta belli bir süreden sonra birkaç PKK’linin uzayan mahkeme süreçleriyle, ola bilsin ki, bazılarının Türkiye’ye teslim edilmesiyle gündem kapanacaktır. Ve olayların bu tür gidişatında Türkiye’nin herhangi stratejik bir başarısı, veya PKK’nin stratejik bir yenilgisi söz konusu olmayacaktır. Belki tarafların taktik kazanımları ve kayıpları tartışılabilir.

PKK’nin korunma refleksleri ve direniş mantığı ile bu süreçte yürüteceği siyasal girişimlerini haklı buluyor ve destekliyorum. Hatta bu durumda savunma pozisyonunda olan örgütün, operasyon olaylarını direniş hamlesinin başlangıcı olarak değerlendirip geniş halk kitlelerini ayaklandırma, yeni örgütleme zemini yaratma ve tabanındaki pasifize olmuş kesimleri harekete geçirme yönüyle süreçten Türkiye’den daha başarıyla çıkma olasılığı bile vardır. Bu, izlenecek politikalara bağlıdır. Fakat sürecin genel Kürt davasına katkıları ve kayıplarının ulusal kaderi etkileyecek düzeyde olmayacağına inandığım için beni şuan en fazla düşündüren gözaltına alınan insanların kaderi, genel bir değimle devrimci-demokrat insanların kaderine yaklaşım olayıdır.

“Devrimleri örgütleyen dahiler, gerçekleştiren fanatikler, ürünlerini yiyenler ise burjuvalar ve sıradan insanlardır” ezberine inanarak bunun bir kader olarak kabullenmesi doğru değildir. Devrimci süreç içerisinde yer alan kişiler, kader mahkumları olamazlar, olmamalıdırlar.

Rıza Altun’un yeniden neredeyse ömrünün yarısını geçirdiği Türk zindanlarına gönderilmesi ve gençliğinin tamamını dağda-taşta geçiren Mehmet Eşiyok’un ömrünün devamını Türk işkence hanelerinde sürdürmeye itilmesi Kürt ulusuna karşı bir hakaret olayıdır. “Halkının özgürlük davası için ayağa kalkan insanların yeri zindanlardır” demenin başka bir adıdır bu.

Hasan Atmaca, Rıza Altun, Dursun Ali Küçük ve Mehmet Eşiyok 2003 yılından sonra PKK içerisinde kızışan sağ-sol çekişmelerinin sağ kanadında yer alan kişiliklerdendi. Sağcı gurubun teoriysenlerinden olan Rıza Altun, parti içi mücadele doruk noktasına ulaştığında çark ederek, kendini belirsiz bir konuma itti. “Sağcı” arkadaşları onun unvanına “kalleşlik etti” dediler, “solcu” arkadaşları ise “Ankara grubundan olmanın akılcılığı ile hareket etti” kelamını sarf ettiler. Parti yapısı içerisinde samimi davranışlarından dolayı sevilen genç komutan Mehmet Eşiyok sağcı eğilime inancının tam olmamasından dolayı bireysel çıkış yolları aradı. BDT örgütü sorumlusuyken, kendi sağcı arkadaşlarının telefonlarına yanıt verme gereği bile hissetmedi. Hasan Atmaca ve Dursun Ali Küçük; bu iki düşünce devrimcisi, muhtemelen kendilerini “sağlam zeminlere” atarak “sağcı” temeldeki mücadelelerini devam ettirmek arzusundaydılar… Önemli değil. Geçekten önemli değil. Kürt davasına sapına kadar bağlı bu değerli insanlar, kendi git-gellerini kendileri açıklamaktadırlar ve açılayacaklardır.

Bu insanlara sahip çıkmak her bir Kürt insanının görevidir.

Şimdi PKK, Avrupa’da ve Türkiye’de Rıza Altın ve 13 arkadaşının özgürlüğü için eylemler başlatacak. Mehmet Eşiyok’a, Dursun Ali Küçük’e, Hasan Atmaca’ya kim sahip çıkacak? Örgütle bağlarını kopardıklarından dolayı, ömrünü Kürtlerin özgürlüğüne adamış bu yurtsever insanların Türkiye’ye teslim edilmesine ve Türk zindanlarında çürütülmesine göz mü yumacağız?

PKK, bu eylemleri yaparken, “kendi insanlarının” kaderine itinalı yaklaşımla birlikte, direnme refleksleri, siyasal kazanç argümanları, kendine göre doğru bulduğu mücadele tarzını daha da boyutlandırma önceliklerini de göz önünde bulundurarak hareket edecektir. Ne var ki insani değer olgusuyla siyasal-devrimci mücadelenin gerekliklerini buluşturmak ve örtüştürmek her zaman mümkün olmuyor.

Yurt dışında tutuklanma ve yurtseverlerin Türkiye’ye teslim edilmesi olaylarına örgütsel mantıkla değil, ulusal ahlaki bir anlayışla yaklaşmak, örgütler üstü bir direniş ve duyarlılık gösterilmesini dayatmaktadır. Ulusal ahlaki anlayışın yerleşik hale gelmesi, en başta ulusal vicdani sorumluluğun gelişimini gerektirir. Ulusal vicdani sorumluluk, ulus davasına emek vermiş kişiliklerin tamamına itinalı yaklaşımı vacip kılmaktadır.

PKK geleneğinden gelen, gelmeyen Kürtlerin tamamının, hatta PKK’ye muhalif pozisyonda duran yurtsever insanlarımızın tamamının Rıza Altun, Muzeffer Ayata ve arkadaşlarına sahip çıkmaları gerektiğine inanıyorum. Onlar tüm doğruları ve yanlışları ile yaşamlarını halkımızın özgürlüğüne adamışlardır.

Aynı duyarlılıkla, tüm yurtsever Kürt potansiyeli ile birlikte PKK’nin de imkanlarını ortaya koyarak, 20 yıldan fazla örgüt saflarında devrimci mücadele yürütmüş Hasan Atmacalara, Dursun Alilere ve Mehmet Eşiyoklara sahip çıkma büyüklüğünü ve erdemini gösterebilmesi önemlidir.

Böylesi bir ulusal davranış, ulusal bir kaynaşmaya zemin olabileceği gibi, hem Kürdistani örgütler, hem de örgüt dışındaki toplumsal zeminde bir ahlaki liderliğin gelişmesine katkı sunacaktır.

Avrupa ve Avrasya’dan sorumlu ABD dışişleri bakan yardımcısı Fried’in “Milliyet” yazarı Yasemin Çongar’a Hrant Dink cinayeti ile ilgili yaptığı açıklamada sarf ettiği şu sözler çok anlamlıdır:

“Ben, İstanbul'daki cenazede, "Hepimiz Hrant Dink'iz, Hepimiz Ermeniyiz" diyenlere bakınca, bu ahlaki liderliğin Türkiye'de mevcut olduğunu görüyorum.
Bu, "Daha iyi bir yol var ve biz onu temsil ediyoruz" demektir. Bu Türklüğe hakaret değildir. Bu büyük bir tavırdır. Bu Türklüğün potansiyeli konusunda harika bir mesajdır."

Aynı duyarlılıkla Rıza Altun’u ve Mehmet Eşiyok’u savunma gücüne ve yüreğine sahip olma, PKK’ye ve PKK muhalifliğine hakaret olmadığı gibi, büyük bir tavır olup Kürtlüğün potansiyeli konusunda harika bir mesaj niteliği taşımaktadır ve de “İyi bir yol var ve biz onu temsil ediyoruz” demektir.

Aynı duyarlılıkla Rıza Altun’u ve Mehmet Eşiyok’u savunma gücüne ve yüreğine sahip olma, PKK’ye ve PKK muhalifliğine hakaret olmadığı gibi, büyük bir tavır olup Kürtlüğün potansiyeli konusunda harika bir mesaj niteliği taşımaktadır ve de “İyi bir yol var ve biz onu temsil ediyoruz” demektir.

Ve her bir Kürdün ulusal kaynaşmaya götüren bu yolda yürüme ve ahlaki liderlik yapma şansı vardır.


Yazar: Hejarê Şamil
Tarih: 2007-02-11


Bu Köşe Yazısının yer aldığı yer: Kurdistan-Post.Org (Com) Kürdistan'in Özgür Sesi
http://www.kurdistan-post.com

Bu Köşe Yazısı için adres:
http://www.kurdistan-post.com/modules.php?name=Niviskar&op=viewarticle&artid=872