Bir ülke köy-köy, mezra-mezra kazanılır. Askeri olarak da böyledir, siyasi olarak da.
40 milyonu aşkın Kürt ulusunun önünde bir Kerkük sınavı vardır. Filen ve tarihsel açıdan Kürt olan Kerkük’ün hukuksal olarak da Kürt devletinin sınırları içerisine alınması, Kürt ulusunun güncel sorunlarının ilk sırasını işgal etmektedir.
Bu sorun Kürtler açısından 2007 yılında muhtemel gözüken ABD-İran gerginliğinin daha da boyutlanmasından, Türkiye’deki cumhurbaşkanı ve parlamento seçimlerinden, PKK’nin ateşkesi sürdürmesinden veya durdurmasından daha önemlidir.
Çünkü söz konusu olan fili ve tarihsel bir kazanım, bağımsız Kürdistan devleti yönünde atılan azman bir adımdır.
Kabul edelim, veya etmeyelim, Güney Kürdistan olayları, oradaki kazanımların pekişmesi Kürdistan’ın diğer parçalarındaki mücadeleyi olumlu etkilemektedir. En azından çağdaş tarihimizdeki Güney gelişmeleri, direk veya dolaylı olarak Kürtler açısından yönlendirici rol oynamaktadır.
Kerkük sorunu yalnızca Kürdistan federe devletinin, Adnan Müfti, Celal Talabani, Mesut ve Neçirvan Barzani cenaplarının sorunu değildir.
Televizyon başında oturup “Bravo Mesut’a ve Neçirvan’a Kerkük konusunda nasıl da yerinde bir açıklama yaptılar” diye kendimizi tatmin ediyoruz. Bu açıklamalardan kaşınan Kürtlerin olduklarını ise bir tarafa bırakıyorum.
Kerkük söz konusu olduğunda “kan dökülür, Araplar, Türkmenler, Kürtler birbirine girir” biçiminde endişeler öne sürmek fazla anlamlı degildir. Kerkük Kürtlerin olunca, orada kan duracaktır. Hewler’de, Süleymaniye’de durduğu gibi. Kürtlerin olmayınca, Kerkük’te kanın durması uzun sürer.
Kerkük’ün kazanılması ile birlikte Mahabad ve Amed kazanımlarının kapıları açılacaktır. Kürlerin özgüveni boyutlanacaktır. Süreç böyle işliyor. Kürtler kendi düşüncelerinde Kürdistan’ı çoktan kazanmıştır. Önemli olan fili kazanımlardır.
Güney Kürdistan dışındaki diğer parçalarda ve diasporada faaliyet yürüten Kürt siyasal- toplumsal örgütlerinin ve aydınlarının Kerkük çabaları yetersizdir. “Kerkük Kürt’tür “demekle iş bitmiyor. Ciddi bir katkı da sunulmuş olmuyor.
Her bir Kürt insanının, hele-hele örgütlerinin bir Kerkük planının olması ve bu temelde Kürt ulusal dayanışma örgütlenmesine gidilmesi gerektiğine inanıyorum.
Anti-Kürtçülerin “Kerkük Kürtlerin eline geçerse, Kürdistan’ın bağımsızlığı çok daha kolaylaşır” tespitleri doğrudur.
Kuzey Kürdistan örgütlerinin kendi aralarında birlik arayışları son dönemde daha da artmıştır. Her dört paçadaki oluşumların ve aydınların katılımı ile ulusça birlikte hareket etme (Ulusal Birlik) çabaları da süregelmiştir. Demokratik cumhuriyet, federal yapı, sosyal, kültürel hak talepleri ile siyaset yürüten bu oluşumların çok geniş çerçeveli amaçlar temelinde bir araya gelmeleri kolay olmuyor.
Birlik adımları somut amaçlar ve taleplerle başlatılabilir. Kerkük’le mesela! Kürdistani oluşumların tamamı ve aydınlar Kerkük’ün eski bir Kürt kenti olduğunu bilmiyor mu? Ve bu kentin Kürt federe devleti sınırları içerisine dahil edilmesini istemiyor mu?
O zaman neyi bekliyoruz? Hep asgari müşterekler arıyoruz. Azami müşterek elimizin altında.
Kürt siyasal güçlerini ortak hareket stratejisine götürmesi düşünülen Kürt Ulusal Konferansının zemini “KERKÜK KONFERANSI”NDA atılabilir.
Diğer yandan uluslar arası kamuoyuna, tüm Kürtlerin Kerkük davasının arkasında olduğu mesajını vermekle birlikte son tarihimizde ilk kez (EVET İLK KES!) bütün Kürt halkının ortak iradesini hep beraberce beyan etmiş oluruz.
Bu ulusal birliğin kendisidir zaten!
Bir ülkenin köy-köy, mezra-mezra kazanıldığını başta da söylemiştim…
Yazar: Hejarê Şamil
Tarih: 2007-01-26