KÜRT DİLİ UYDURMA MIDIR?

 

İkinci dünya savaşında Moskova önlerinde Kızıl Ordu’yla, Hitler orduları arasında çok şiddetli çatışmalar olduğu sıralarda bir Kızıl Ordu eri Hitler ordularına esi düşer. Günlerce süren maddi ve manevi işkencelerden sonra bir gün Kızıl Ordu’ya mensup olan eri bir SS subayının önüne çıkarırlar. SS subayı kendinden emin bir şekilde esir düşen ere Komünizmi ve Sovyet düzenini kötüleyen, Hitler’i öven bir propaganda yapmaya başlar. Konuşması uzadıkça uzar. Esir er hiçbir tepki vermeden, adeta cansız bir halde SS subayını dinler. SS subayının konuşması saatlerce sürer, ama erin “taş gibi kesilmiş” tavrında bir değişiklik olmaz. Erin bu tavrına SS subayı hem kızar, hem de erin “cansız” bir şekilde onu dinlemesinin nedenini de merak eder. Merakını gidermek için kızgın bir üslupla ere, “saatlerdir konuşuyorum hiçbir tepki vermiyorsun, ne oldu sana, niçin öyle put gibi duruyorsun?” der. Esir düşmüş Kızıl Ordu eri kendinden emin ve sakin bir üslupla SS subayına “Ben yaşamımda ilk kez etten ve kemikten bir nazi görüyorum. Nasıl bir yaratık olduğunu anlamaya çalışıyorum” der... Tıpkı 1943 yılında gösterdiği kahramanlıklardan dolayı “Lenin Madalyasını” kazana Kızıl Ordu eri Vasili Zeyitsev gibi.

Ben ise yaşamımda ilk kez “etten ve kemikten” bir nazi görmediğim halde her nedense Hürriyet gazetesinde bir makaleyi okurken Kızıl Ordu erinin SS subayına söylediği sözü anımsadım...

2 Aralık 2006 da Hürriyet gazetesinde kendisine ayrılan köşede Özdemir İnce Bey, “Olmuyor Hasan Cemal Bey” başlığıyla bir yazı yazmış. Daha yazının birinci cümlesinden Hasan Cemal’e çok kızdığı hemen anlaşılıyor. Kızma nedeni de çok bellidir, biz bunları bir tarafa bırakıp Özdemir İnce’nin sorduğu kimi sorulara bakalım.

“- Kürt dili ne zaman yasaklandı?
- Kürtçe yasaklanmadan önce bir yazılı edebiyat dili miydi?” “Bu sorular sorulmaz ve doğru yanıtlar alınmazsa bütün suç cumhuriyetin üzerine yüklenir.” Diyor. Bir an Özdemir İnce’nin iyi niyetle bu soruları sorduğunu kabul ederek onlara cevap ariyalım. Kürt dili İnce’ye göre yasaklanmamış. Sayın İnci bu memlekette çocuklarına kendi anasının adını, yanı Berivan; Zozan, Helin, Hazal vb isimleri verenler senelerce mahkemelerde süründüler. Kürtçe isimlerin nüfus memurluklarında keyfi listelerle yasaklandığını duymadınız mı? Kürt yerleşim yerlerinin bütün isimleri değişti. “Cîyê Şîro” (Sut Dağı), “Kanîyo Bêno” (Kokulu Pınar), Deşta Êngule (Düz Ova), Gunde Çeperê (Dörtyol Köyü) ve binlerce değiştirilen isimler...

Doğduğumuz köylerin, mahallelerin, kentlerin, çimdiğimiz ırmakların, göllerin ve göletlerin, çıktığımız dağların ve tepelerin Kürtçe adlarının birer birer değiştirildiğinden habersiz misiniz? Siz bir köşe yazarı olarak bunları duymadınız mı? Duymamış olabilir misiniz? Bir yazar bu kadar ruhsuz ve yalnızca “etten ve kemikten” olabilir mi?

  • Kürtçe yasaklanmadan önce bir yazılı edebiyat dili miydi?” diye soruyorsunuz.

Eğer ortada kötü niyet yoksa üstelik şair olan bir köşe yazarı bu kadar cehalet içinde olabilir mi? Biz iyi niyetli olduğunuza inanarak cehaletinizi hoşgörüyle karşılayıp bunu gidermeniz için kimi bilgileri aktaralım:

Evet Kürtlerde yazılı edebiyatın çok geliştiğini söyleyemeyiz. Bunun pek çok nedenleri var. En önemli neden Kürt dilinin uzun yıllar yasak olmasıdır. Kürtlerin uzunca bir zamandan beri devlet olma olanaklarını yakalayamamış olmaları bir başka ve en önemli nedendir. Siz Türkçe okuma, yazma öğrenmenin hapis yoluyla sağlandığını yoksa unuttunuz mu? Çocuklarını ilkokula göndermeyen kimbilir kaç veli cezalandırılmıştır Türkiye’de. Bugün Türkiye’de sekiz yıllık öğrenimin isteğe bağlı olmadığını, Türkçe’nin devlet zoruyla öğretildiğini, bunun da, çocukların kendi ana dillerini öğrenme hakkından kaynaklandığını, devletin anne ve babalar istemese de çocukların kendi dillerini öğrenme hakkını korumak zorunda olduğunu, bunu da yasa zoruyla sağladığını size hatırlatmak gerekir mi? Kürtler uzun bir tarihsel dönem boyunca Kürt çocuklarının ana dillerini öğrenme hakkını koruyacak bir devlete sahip olamadılar. Tam tersine, bildiğiniz gibi, Kürt çocuklarının kendi ana dillerinde tıpkı Türk çocukları gibi eşit haklılık temelinde eğitim görmeleri anayasayla ve yasalarla yasaklandı.

Kürt gerçekliğinin inkarı, aynı zamanda Kürt dilinin inkarına dayandı. Siz Cumhuriyet tarihi boyunca Kürtçe diye bir dil olmadığını iddia eden devlet adamlarını tanımadınız mı? Şu son zamanlarda, TV ekranlarında utanç duymadan Kürtçe’nin derme çatma bir lehçe olduğunu, dil olmadığını iddia eden ırkçılar arasından hiç mi dostunuz yok? Sahi, siz, Sayın İnce, bir Kürt dilinin var olduğunu kabul ediyor musunuz, etmiyor musunuz? Oysa Kürt dilinin yapısı itibarıyla geliştirilmeye elverişli bir dil olduğu uluslararası dilbilimcileri tarafından kabul edilmektedir. Kürtçe gramer en az Türkçe gramer kadar sağlam temellere sahiptir. Bu dil öylesine zengindir ki, bağrında bu bölgede var olmuş hemen tüm uygarlıklarının dilleriyle de kendisini zenginleştirmiştir. Ve hiçbir Kürt dilbilimcisi, sizin yaptığınız hataya düşmeyecek, “arı Kürtçe” yaratma adını, bu bölgesel ölçekli Kürt dilini yoksullaştırmayacaktır. Biz kendi dilimizdeki Arapça, Farsça, Türkçe, hatta Rusça, Ermenice kökenli sözcüklerden utanmıyoruz, bu sözcüklerin “arı Kürtçe” sözcüklerle, bizim dilimizde kardeşçe, barış içinde, mükemmel bir sentez yaratarak iç içe yaşıyor olmasından gurur duyuyoruz. Ya siz?

Bir devletin resmi dili olma ayrıcalığından yoksun, aynı zamanda yazılı dil haline gelmesi baltalanmış, yasak edilmiş, Türkçe bilmediği için mahkemelerde, devlet dairelerinde ve askerlik sırasında pek çok kere ayrımcılığa uğratılan insanların “vatandaş Türkçe konuş” tehditleri altında yaşattığı ve üstelik yazılı edebiyat yarattığı bir dildir Kürtçe. Siz, bize “19. yüzyılda yaşamış beş Kürt romancı ve beş Kürt şair sayın” bakalım diye üstten bakıyorsunuz. Kürt romanının Türkiye’de yeni yeni geliştiğini, Türk romanına göre henüz emekleme çağında olduğunu kabul ediyoruz. Bu gecikme Türkiye’de Kürtçe yazı yazmanın uzun yıllar yasak olmasından başka neyle açıklanabilir? Bugün Kürtçe romanlar pıtrak gibi gün yüzüne çıkıyorsa, bu olgu, Kürtçe yazma uğrunda Kürtlerin ödediği ağır bedellerin ürünüdür. Ve siz, bırakın Türk romanı ile Kürt romanının kronolojik kıyaslamasını. Devlet desteğine sahip Türk dilinde yazılan romanların tarihi ile Avrupa ve Rus romanlarının tarihsel kıyaslamasını bir deneyin. Ve sorun kendi kendinize: Bu geriliğin nedeni nedir? Geriliğin nedeni, romanlarında mükemmel bir Türkçe kullanan Orhan Pamuk’u aldığı Nobel nedeniyle aşağılayan şairler olmasın sakın?

Kürt edebiyatında “klasik” eser niteliğini kazanmış pek çok yapıt vardır. Kürt edebiyatı üzerine derli toplu çalışma yapan Rus Aleksandır Jaba’dır. Jaba 19. yüzyıl ortalarında Erzurum’da konsolosluk yapmıştır. Konsolosluğu sırasında Kürt din adamlarının ve aydınlarının yardımıyla Kürt dili, folkloru, tarihi ve edebiyatı üzerinde araştırmalar yapmış ve sayısız belge elde etmiştir. Çalışmaları Leningrat’ta Kürdoloji Enstitüsü’nde ve Saltikof Şedri Kütüphanesi’nde saklanmaktadır. Bu iki yerde çok sayıda başka Kürt belgeleri saklanmaktadır. Daha o günlerde dünyanın bir çok yerinde bile bunun gibi Kürt edebiyatın olduğunu biliyoruz. En önemlisi 14.YY’dan beri Kürt yazılı edebiyatı olduğunu biliyoruz. Örnek mi?:

Kürt lirik yazar Perişan Dinawari ( ölümü 1395’tir).

Bilinen en eski Kürt şair Eli (Ali) Hariri’dir.

Melıe-i Ciziri, (ya da Şeyh Ahmet 1570 – 1640): Aşk ve sufilik üstüne şiirleri yazmıştır. Şiirleri medreselerde okunmuştur, özelikle ‘mele’ ve ‘faki’ denen dini eğitim gören kişilerce sevilmiş ve onların üzerinde büyük etki yaratmıştır.

Gerçek adı Muhamed olan Fakiyê Tayran’ın (1590-1660 yılları arasında yaşamıştır) en büyük eseri Hespê Reş’tir (Kara At). 1965’te Moskova’da Kürtçe-Rusça olarak yayınlanmıştır.

1417-1491 yılları arasında yaşamış Mele Ahmedê Batê divanı vardır. Kürtçe Mevlud yazmıştır. Hakkarilidir. “Zembilfroş” adındaki öyküsü Kürtlerce çok sevilir.

15. yüzyılda yaşamış da daha önce sözünü ettiğim Şerafeddin Bitlisi Kürt tarihini yazan çok yönlü bir aydındır.

17.yüzyılda yaşamış Selim Süleyman Ûsıf û Zelixa (Yusuf ve Zeliha) öykünün yazarıdır. Elyazması eseri Saltikof Şedri Kütüphanesi’nde bulunmaktadır.

Ehmedê (Ahmedê) Xani Kürt edebiyatının en önemli isimlerindendir. (1651 – 1707) yıları arasında yaşamıştır. 1694 yılında yazdığı Mem û Zin kitabı dünya klasikleri arasında sayılır. (Memê Alan û Zinê Botan) Bunun dışında Nûbar ve Akida İmanê adında eserleri vardır. Mem û Zin ilk kez 1920 yılında İstanbul’da Jîn dergisi tarafından basılır. Daha sonra Halep’te, Şam’da Erbil’de defalarca basılmıştır. Ahmedê Hani’nin mezarı Beyazıt’tadır. Kürtlerin “kutsal mekanı” haline gelmiştir.

Mem û Zin kadar Kürtlerin yaşamında önemli bir yeri olan diğer bir Kürt destanı da Dım Dım destanı’dır. Kürt Prensi Xani Lap Zerri’nin (Altın Kollu Han) Safevi Kralı l. Abas’a karşı Dım Dım Kalesi’nin savunmasını anlatır.

Hakkarili olan 1689 – 1748 yıllarında yaşamış olan Şerif Han da önemli bir Kürt Şairidir.

İsmailê Bazidi 1645 – 1709 yılları arasında yaşamıştır. Çok sayıda Kürtçe Şiirleri ve Gulzar isimli Kürtçe sözlüğü vardır.

Murat Han 1737 – 1784 yıllarında yaşamıştır. 19.yüzyıl Kürt edebiyatının en verimli dönemidir. Divanı Kürtler tarafından çok okunan Naili, Şeyh Maruf, Mevlana Halid, Şeyh Celal, Molla-i Hati, Celadet Bedirhan ve nice Kürt edebiyatçısı bu dönemde yetişmişlerdir.

Kürtler bu güne kadar çok sayıda kitap, gazete ve dergi yayınladılar. Bunları içinde Jîn dergisinin önemli bir yeri vardır.

17.yy da yaşamış Ahmedê Xani’nin Memê Alan û Zin romanını bu gün çok iyi okuyup anlayabiliyorum. Kürtçe bu kadar güçlü bir dildir ve her türlü baskılara karşı koyabilişiz bir grametik yapıya sahiptir.

Peki şimdi Sayın İnciye bende bir soru sorayım: Sayın İnci siz yüz sene önce yazılmış bir “Türkçe” metini Arapça, Farsça, Kürtçe ve Osmanlıca sözlük kumlanmadan ya da bir tercümandan yararlanmadan okuyarak anlayabiliyor musunuz?

Yazımı 1926 da yazılmış Kürt Filozof Fehmi Fırat’ın Kürtçe yazmış bir şiiriyle bitirmek istiyorum.

 

 

 

“GİLİYA DARAN

Şevek ji şevan rojek ji rojan

Roj li ser çiyayê Cebexçûrê çû ava

Êzingvan hatin

Di bin dareke mazî ya kevnar de

Werîsê xwe danîn erdê

Û bivir danîn ser kevirek

Li benda ronahiya sibê sekinîn

Dara mazî gazî dor û berê xwe kir

Gote wan:

“Ev weha nabe

Bivir dîsa va ye hatiye

Piştî qasekî wek hergavî

Dê serê we bibire

Divê em ji xwe re serokekî hilbibjêrin

Da ku ew bivir re mijûl bibe.

Jê hêvî û rica bike

Belkî li me rehmê bike."

Wan wê dara mezin a kevnar

Ji bo xwe kirin wekîl

Wê darê gazî kir û got:

“Begê min ma qey ne bes e?

Eva bi salan e hûn serê me dibirin

Kokên me ji erdê radikin

Bi tevlî ku em darê mazî

Ji darên din gelekî fêdetir in

Her çi darên din salê berekî wan hebe

Lêbelê yên me salê sê-çar berên me hene

Mazî, gangol, gijik, şepik, antûve, berzî

Pelên me dibin alifê pez

Şaxên me dibin şewata tenûran

Êzingên me dibin ardûyên zivistanan

Darên me dibin miryaqên xaniyan

Rayên me avê ji bin erdê dikşînin

Dibe jiyan ji bo erd û zeviyan."

Bivir got:

“Heso tu bi du aliyan ve şaş î

Carekê tu hêviya însafê ji min dikî

Mixabin ew di cewherê min de tune

Ya duduyan ez hêza xwe ji te digrim

Serê te bi destê te dibirim

Her tu nedî min destîbivir

Ha ez, ha ev kevir."

Ev mesela kurdan e

Derdê serê derdan e

Hinek heramzade ne

hinek kankor ewlad hene

Heta kurd destgir û piştgirên neyar bin

Hertim dê di bin nîr de bîçare û belengaz bin.”

Fehmi Fırat

(TÜRKÇESİ)“

AĞAÇLARIN SÖYLEŞMESİ

Gecelerden bir gece, günlerden bir gün

Güneş Çapakçur dağını aşıp gitti

Oduncular gelip

Yaşlı bir meşe ağacının altına oturdular

Kıldan yapılmış urganını yere,

Ve baltayı da bir taşın üzerine bıraktılar.

Umutla yeniden gün ışığının yükselmesini beklediler.

Yaşlı meşe ağacı çevredeki ağaçlara seslendi

Onlara dedi ki,

“Bu böyle olmaz

İşte gene balta geldi

Birazdan, her zaman olduğu gibi

Her birimizin başlarından kesmeye başlayacak

Bizler aramızdan bir yönetici seçmeliyiz

Ki gidip balta ile

konuşsun

Kendisinden ricada bulunup, beklentilerimizi dillendirsin

Belki bize acır.”

Çevredekiler bu büyük ve yaşlı ağacı kendilerine vekil seçtiler

O meşe ağacı yüksek sesle dedi ki;

“Beyim artık yetmez mi?

Yıllar yılıdır başlarımızı

kesiyorsunuz

Köklerimizi yerlerinden söküyorsunuz

Meşe ağaçları olarak bizler,

Tüm diğer ağaçlardan daha yararlıyız!

Ötekilerin yılda tek ürünleri varken

Bizlerin yılda üç-dört ürün verdiği oluyor

Mazi, gangol, giji şepik, berzi ( ne yazık ki bu sözcükleri Türkçe’si yok)

Yapraklarımız keçilere yem olur,

Dallarımız tandırların yakacağı olarak kullanılır

Odunlarımız kış ocaklarının yakacağıdır

Düzgün dallarımız damların örtülmesinde kullanılır

Köklerimiz suyu toprağın derinliklerinden alır

Bu ekinlerimize,tarlalarımıza hayat verir.”

Balta yanıtlamakta gecikmez

“Sen iki yönden de yanılıyorsun

Bir kere benim insafa gelmemi bekliyorsun

Ne yazık ki bu benim özümde yoktur.

İkincisi ben gücümü senden alırım

Başını senin ellerinle keserim her zaman

Sen bana sap vermezsen eğer,

Benim taştan bir farkım kalmaz!”

Bu Kürtlerin de sorunudur.

Tüm dertlerimizin kaynağıdır, ilkidir.

Kimilerimiz haramzadedir

Kimilerinin ‘kankor’ (nankör) evlatları var

Kürtler düşmanlarıyla el ele tutuşup onlara destek oldukça

Boyunduruk altında, çaresiz ve zavallı kalacaklardır”

Çevirmen (Berdevik) Naci SUMELİ

Ömer AĞIN


Yazar: Ömer Ağın
Tarih: 2006-12-03


Bu Köşe Yazısının yer aldığı yer: Kurdistan-Post.Org (Com) Kürdistan'in Özgür Sesi
http://www.kurdistan-post.com

Bu Köşe Yazısı için adres:
http://www.kurdistan-post.com/modules.php?name=Niviskar&op=viewarticle&artid=809