
Eşcinsellik, tepkilerve düşündürdükleri
EŞCİNSELLİK, TEPKİLER VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ
04.11.06 tarihli Ek-Politika´da kaleme aldığım ve sonrasinda Kürdistan Post adlı sitedede yayınlanan "Eşcinsellik?!" yazısından sonra olumlu olumsuz oldukca fazla e-mail aldım. Aslında daha fazla kritik, görüş ve öneri beklerdim. Ama şu gerçek ki toplum olarak okuduğumuzu orada bırakma alışkalığına kötü bulaşmışız. Asıl olması gereken bir tartışma yaratma, bir görüş alışverişi zemini oluşturup gizli ve saklı kalanı ortaya çıkarıp pasiv bir okuyucu olmaktan çok aktiv, eleştiren, ekleyen ve çıkaran okuyucu olma biraz bize zor geliyor. Yani düşünsel olarak hantal olduğumuzdan, olanı olduğu gibi kabul ediyoruz ya da dudak büküp "buda neyin nesi" dercesine olduğu yerde bırakıyoruz.
Ama geçen hafta yayınlanan makaleme gelen tepkiler biraz olsun beni yanılttı ve umutlandırdı. Bu durumdan şu sonucu çıkarmak mümkün sanrım; Eşcinsellik gerek kavramsal olarak gerekse de yaşanılan boyutu ile fazlasıyla bize yabancı. Bir hayat fenomeni olarak yabancı olmasına karşın bir o kadarda tartışmaya ve anlaşılmaya ihtiyaç duyan bir gerçek. Ayrıca ciddi bir merak konusuda tabi toplumda.
Geçen hafta kaleme aldığım aslında sadece giriş mahiyetinde sorularla örülü bir yazı denemesiydi.
Biz bu sorunun bu gerçeğin neresindeyiz?
Sahiden sağlıklı bir bakış açısı edinmişliğimiz var mı eşcinsel yaşamın tercihlerine?
Eşcinsel olmak bir hastalık mı yoksa erkek veya kadın olmak gibi üçüncü bir cins tanımlaması mı?
Bununlada kalmayıp soruyu dahada somutlaştırarak; kızınız, oğlunuz veya bir arkadaşınız ve hatta babanızın veya annenizin eşcinsel olduğunu öğrendiğinizde nasıl bir tepki verirdiniz? vb vb sorularla devam eden daha çok bir tepki beklentisi ile yazılmış sorulardı.
Makalemi n bir diğer amacı ise kimilerinin idda ettiği gibi, eşcinselliğin batının değil doğunun geleneksel kültürünün bir parçası olduğunu ve bunun fazlasıyla örneklerle açıklamanın mümkün olduğunu göstermekti.
Peki yazı amacına ulaştı mı derseniz, bilmeyerek ve bana rağmen de olsa evet derim. Lakin birçok okuyucu arkadaşın görüşlerini dile getirmesi, paylaşma gereği duyması buna işaret.
Gerek Avrupa gerekse de Türkiye´den gelen tepkiler bana aslında eşcinselliğin çok da bizim dışımızda olmadığını ve hatta içimizde hala keşfedilemeyen bir buzdağı niteliğinde bir şey olduğunu gösterdi.
Özelikle Kürt eşcinsellerin tepkileri beni fazlasıyla sevindirdi diyebilirim ve kavram olarak "Kürt eşcinselleri, yurtsever eşcinseller" çok da duymadığım kavramlar olarak literatürüme girdi.
Aslında K ürt eşcinsellerine yönelik bir yazı olmamasına karşın bu noktada tepkilerin yoğunlaşmasını doğrusu oldukca enteresan buldum. Çünkü bugüne kadar Kürtler arasında sadece iki kişi arasında fısıldanarak ve birazda kayık bir gülümsemeyle dile getirlen gerçeğin, açıkca tartılşılmasını sevindirici buldum.
Bundan ötürü bu tepkilerden birkaçını sizinle paylaşmak istiyorum. Böylelikle sanırım konu tarafların ağzıyla dahada anlaşılır hale gelebilir.
Türkiye´den yazan ve yurtsever bir eşcinsel olduğunu belirten arkadaş: " Merhaba.. İstanbul'da olduğum için Yeni Özgür Politikayı periyodik olarak tarayamam dolayısıyla, forum sayfasında çıkan yazınızı ancak bugün görebildim. Öncelikle basına gelen her yazının değerli olduğunu yakından biliyorum. Hatta bazen okurların ilgisizliğinden yakınan bir basın mensubuyum. Detaylı bir konu sanırım minnetimi belirtebilmişimdir bir kaç kelime ile. Foruma yazdığınız yazı son derece eril bakış acısıyla yazılmış ve sürekli sorularınızın ardından hiç cevap bulunmamış daha çok kafa karışıklığı yaratan tıbbın kabul ettiği bir realiteyi göz ardı ederek yazılmış. Değerli yoldaşım siz o yazıyı yazarken bir eşcinsele ya da Kürt Eşcinsele sordunuz mu? Kürt halkı eşcinselliği yeni yeni tanımaya başlamışken ve Demokratik Ekolojik Toplum paradigmasıyla bağlantılı olarak bunun zamanı gelmişken, patolojik konuları cümleler arasına sokuşturmanın çok gereksiz olduğunu düşünmekteyim. İçinde ki erkeği öldürememiş bir çok erkeğin verdiğiniz tarihsel örnekler ile nasıl sırıttıklarını düşünmek ise ayrı bir konu. Nacizane eleştirilerimi sunuyor kaleminizde başarılar diliyorum.." diyerek düşüncelerini dile getrirken,
Almanya´dan yazan eşcinsel arkadaş Hasan ise: "sayın kenan engin ! 4 Kasım tarihli eşcinsellik üzerine yazdığınız yazınızı okudum. Bende eşcinsel bir yurtsever olarak bu konuyla ilgili düsüncelerimi dile getirmek istiyorum. 32 yaşındayım. İstanbul Teknik Üniversitesi nden bir bölümden mezunum. İki yıldır Almanya da yaşıyorum [...] eşcinselliği en iyi bir eşcinsel anlatabilir bence, çünkü heteroist ve faşist düzende en çok kullanılan ve duble ezilen tek insanlardır. Bende bizim toplumumuzda akıl almaz anlayışlarla karşılaştım. Ama kendimle barışık ve vasıflarımdan memnunum yaşamımı beni ben yapan değerlerim üzerinden üretiyorum. Yani gerçek kendim oldukca yaşama değer katıyorum ve yaşamda bana değer katıyor. Ben yaşadığım sorunlu süreçler boyunca çok araştırdım ve çok yaşadım, cinsellik üzerine yazacak kadar birikimliyim. Insanlarımız heteroist yaşamı yeterince tanımazlarken, eşcinsellik her zaman seks sofrasında en güzel çerez olmak zorunda kalacak. Bu ne bir hastalıktır nede bir tercihtir, özellikle tercih kelimesi o çok bilmiş anlayış budalalarının söylemidir. Bende bir eşcinselim ama 12-13 yaşlarıma geldiğim de durupta ben homoseksuelmi olsam heteroseksüelmi olsam diye düşünmedim. Bende zaten bir yansıma vardı, kendimi bildiğim en küçük yaşımda bile farkı görüp. Ama isimlendirememden dolayı belli bir yaşa kadar farkı kör bakışı görmekle yaşadım. Yani tabiattan aldığım birşeyi kimse bana şu yada budur demesin. İnsanlar genelde yok söyle olmuş yok böyle yetişmiş gibi güncel maddelere bağlayarak örneklerler ama hiç ilgisi yok. örneğin ben gayet iyi bir çocukluk geçirdim, beni bu cinsel kimliğime iticek çevre sorunlarım yada koşullarım olmadı ,çok şanslı ve eğitimli bir aile ortamında yetiştim ama eşcinselim. yalnış yönelme ya da taciz yada benzeri yaklaşımlarla eşcinsellik yaşamış insanlarda, bu durum psikolojik davranış bozukluklarına yol açar, yani özünde yani ruhunda eşcinsel duyguları taşımıyorsa"
diyerek düsüncelerini belirtiyor.
Buradan şu sonucu çıkarmak mümkün sanırım. Eşcinsellik bizim toplumumuzun bir parçası. Kimilerinin -ki bu kimileri çoğunluğu temsil ediyor- idda ettiği gibi bir hastalık yada tercih değil tam aksine erkek veya kadın olmak gibi bir gerçek. Biz nasıl kadın veya erkek olmayı tercih edemiyorsak, eşcinsel olmayıda tercih edemeyiz.
Burada İstanbul ´dan yazan arkadaşın "eril bakış açısı ile yazılmış", ile Almanya´dan yazan arkadaşın "bence eşcinselliği en iyi bir eşcinsel anlatabilir" değerlendirmelerine katılmamak mümkün değil. Ama şuda bir gerçek ki, bugüne kadar en fazla gözardı edilen bir sorun olmasına rağmen hiçbir Kürt eşcinseli bu soruna parmak basacak bir yaklaşıma gerek basın gerekse de daha farklı araçlarla basvurmamıştır. Tüm ülkelerde bu yönlü dernek, basın, toplantı, seminer vb. vb. yollarla sorun gündemleştrilirken, bizde eşcinseller ya kendilerini gizlemişlerdir ya da toplumun baskısı karşısında kendi kaderlerine razı olmuşlardır.
Ve hatta şunu söylemek mümkün; Kürt ve Türk eşcinsellerinin büyük çoğunluğu bu gerçeği kendine itiraf etmekten veya bir ikinci kişiyle paylaşmaktan ısrarla kaçınmıştır. Kendi gerçeği toplumun değer yargısına yenik düşmüştür. Tabi burada amaç eşcinselleri suçlamaktan öte bir gerçeğe işaret etmek. Lakin doğu toplumlarının din ve geleneklerle örülü dokusunun eşcinsel eğilimlere karşı oldukca acımasız olduğu tartışma götürmez bir gerçek. Ama Kürt ve Türk aydın çevrelerinde eşcinsel olanların bu durumu gözardı etmeleri ya da görmezden gelmelerini anlamak mümkün değil. Oysa onlar aracılığıyla biraz daha yakınen tartışılmış olunurdu, ama görülen o ki herkes kendi dünyasında durup soluklanıyor.
Durum böyleyken Kürt eşcinselleri bana göre sadece kendilerinin anlaşılmasını beklemekten öte kendilerini anlatmaları gerekir. Bunun hem kendilerinin kendilerine karşı olan güvensizliği hemde başkalarının onlara karşı olan önyargılarını kıracaktır. Binlerce eşcinsel Türk ve Kürt kadın ve erkeğinin vereceği çabanın birşeyleri değiştericeği kanaatindeyim.
Makaleye tabi sadece eşcinsel arkadaşlardan değil aynı zamanda kadın ve erkek okuyuculardan da gelen tepkiler oldu. Eşcinsel olmayıp bu soruna daha çok "patalojik bir sorun" olarak bakanlar olduğu gibi İstanbul´dan sevgili Nuran´ın: "Merhaba Kenan! Çok ilginc bir makale bu. Gerçekten beni düşündürdü. Homosexuell arkadaşlarım olduğu halde ve bunu normal karşılaştığım halde, yeğenlerimin homosexuell olmalarından çok korkuyorum. Ich bin eine Doppelmoralistin " sözleri de başka bir soruna işaret ediyordu.
Baska bir okuyucu ise; " Sorduğunuz soruları başka türlü sordum kendime. Arkadaşımın, kızımın (Oğlum olmadığından onun adına düşünemiyeceğim) cinsel tercihi beni ne kadar ilgilendirir diye. Karşı cinsle ilişkisini yargılayamıyorsam kendi cinsinle olan ilişkisini yargılayabili miyim diye. Canlıların temel içgüdusü uremek üstünedir diye düşünüyorum. Onun için aşık olurlar onun için aile kurarlar. Dolayısıyla bu ögreti insanların normali olmuş bunun dışında ki yaklaşımlar yasak veya haram olmuş.Toplumlarda bu konuda iki yüzlü davranış sergilemişler. Kimsenin cinsel tercihi kimseyi ilgilendirmez diye düşünüyorum."
Sizlerle paylaştığım gelen mesajlardan birkaçının göstermiş olduğu şu ki: Eşcinsellik kavram olarak da, yaşanılan boyutuylada herkes tarafindan farklı tanımlanan birşey.
Yoksa mesaj gönderen Kürdistan Post okuyuculardan bir arkadaşın eşcinselleri "Sapık" veya "Dinsiz" olarak tanımlaması boşuna olmasa gerek.
Sanırım yine en iyi sözü söyleyecek olanlar eşcinsellerin kendileri olacaktır. Onlar bu cesareti gösterdiklerinde toplumda oluşmuş tipik önyargılar elbette kırılacaktır. Aksi halde eşcinseller bizim toplumda çoğunluk tarafından sadece gülünülüp geçilen "zavallı insanlar" yada "lanetlenmesi gereken ve kötü bir alışkanlığa bulaşmışlar" olarak görülecektir. Belki ağır bir itham ama gerçeği bu.
Sizce de böyle değil mi? Yazar: Kenan Engin Tarih: 2006-11-20
|