Sahi nedir eşcinsellik? Biz nasıl tanımlarız eşcinselliği?
Eşcinsellik olunulan bir şeymi mi yoksa edinilen birşey mi? Bir tabu olarak eşcinsellik her ne kadar toplum içerisinde kimi zaman tartışma konusu olsa da her defasında aslında çok da bahisi yapılması gereken bir konu olarak görülmez. Yada ayıp ve gereksiz görülür.
Böylesi bir yaklaşımı biraz olsun deşmek niyetine daha çok sorulardan örülü cümleler sıralamak ve yazmak istedim. Böylesi bir yazıya neden olan ise birkaç gün önce birkaç arkadaş ile Londra Universitesi´nde düzenlenen ve The Guardian´nın ortadoğu editörünün yönettiği "Unspeakable Love-Konuşulamayan Sevgi" adlı ortadoğuda eşcinsellerin
yasak ilişkisini ele alan panel oldu.
Burada farkettiğim şu oldu ki, gercekten biz de fazlasıyla gizlenilen, inkar edilen ve biraz da horgörülen bir durum (bir tercih) olarak görülüyor. Peki bu inkar ve redetmenin sağlam veya haklı temeli var mıdır?
Ucu açık bir soru.
İsterseniz çok ayrıntıya girmeden temel bazı sorularlarla konuyu kendi içine doğru bükelim. Öncelikle ana bir soru ile başlatıp içe doğru yönelelim.
Sizce eşcinsellilk bir fiziki gereklilikten ötürü müdür yoksa patolijik yani bir hastalık mıdır yada gelişen dünyanın beraberinde getirdiği bir düşkünlük müdür? Siz bu sorunun neresindesiniz?
Sorularla devam edelim. Mesela siz yıllardır arkadaşlık ettiğiniz bir arkadşınzın birgün tesadüfen eşcinsel olduğunu öğrenseniz nasıl tepki verirsiniz? Ya da kardeşiniz veya kızkardeşiniz birgün size böylesi bir ilişkisinin olduğunu ima etse ne hisseder ve nasıl davranırsınız?
Kızınız veya oğlunuzun böylesi bir ilişkisi olduğunu öğrendiğinizde tepkinizin ölçüsü ne olur? Sanırım kimimiz dışımızda yani yakın çevreden uzak birilerinin eşcinselliğinden bahsedildiğinde ya gülüp "ya buda neyin nesi" ya da olabilir normaldir deyip geçecektir. Ama söz konusu yakın çevre olunca reaksiyonun biçmi oldukca hırçınlaşır diye düşünüyorum.
Haklı mıyım?
Peki nedir sahi bu tabunun gerçek adı? Sahiden bir hastalık hali mi? Yada çağın getirmiş olduğu doyumsuz insan tipinin yeni bir keşf mi?
Panelde konuşan editörün Lübnan, Türkiye,İran, Suriye eksenli yaptığı
araştırmada çıkan sonucu bakılacak olursa, orient kültürüne ve aile yapısına çokda uzak duran bir ilişki biçmi olarak
algılanıyor ortadoğuda bu durum.
Peki bu durumda doğuda oldukca yaygın hatta batıya göre daha yaygın ve uzun tarihlerden beri edinilmiş bir kültür olarak olageldiğini kanıtlayan verileri nasıl açıklamak gerek? Eşcinselliğin doğu edebiyatında oldukca sık bir tema haline getirilmesi sizce bir tesadüf müdür?
Birkaç örnek ile devam edelim.
Nedim´in:
"Bir safa bahşedelim gel şu dil-i
nâşâde
Gidelim serv-i revanım yürü Sadabâd'e
İşte üç çifte kayık iskelede amade
Gidelim serv-i revanım yürü Sadabâd'e."
Nedim´in serv-i revanım olarak Sadabad´e davet ettiği gence duyduğu ilgi Sadabad´e aşka davet edişi ve yine Eflaki´nin Ariflerin Menkıbeleri adlı eserinde nakl etiği şu cümleler: "Yine nakledilmiştir ki bir gün Şemseddin, seyahati esnasında bir şeyhe rastladı. Bu şeyh mahbubperestlik (genç erkekleri seyretme) illetine tutulmuştu. Nerede genç bir çocuk gorse onun yüzünü temaşa etmekten kendini alamazdı. Şems ona "Hey, bu ne haldir?" diye çıkıştı. Şeyh "Güzellerin yüzü ayna gibidir. Ben Tanrı'yı o aynada müşahede ediyorum". Sizce eşcinselliğin bu toprakların çokda ötesinde birşey
olmadığını ima eder mi etmez mi?
Diğer taraftan Selçuklu Sultanı Melikşah´ın oğlu Sencer´in her gece Hint kılıcını kuşanıp kendi çadırından "ay yüzlü" gençlerin çadırına gidişini, Osmanlı sultanı IV. Murat´ın Ermeni dönmesi Musa Melek Çelebi ile yaşadığı amansız aşkı, Emevi, Abbasi Osmanlı saraylarının mutluluk kaynağı olan yüzlerce oğlanın bulunuşunu bir tesadüfe mi bağlamak lazım yada Yalçın Küçük gibi kimi yazarların idda ettiği gibi efendi-köle ilişkisinin sapkın bir sonucu olarak mı
algılamalı?
Neron´un Roma´yı yaktığında kendisine koca olarak kendi kölesini seçişi bu durumu dahada doğrular mı acaba?
Yine doğu edebiyatının ustaları olarak bilinen Attar´ın eserlerinde eşcinselliğin insani bir edinim oluşu vurgusu, çok sık rastlanan oğlan tasvirleri ve hatta bu tür aşkların bir sufiyi daha da olgunlaştıracağı fikrine nasıl cevap vermeli? Yine Sadi´nin Bostan ve Gülistan eserinde eşcinselliği örtülüde olsa övüşü, Nefi´nin ahbabı Gelibolulu Ali´nin XVI. yüzyıla ilişkin tasvirlerinde: "Günümüzde
namertlerin tüysüz-türüzsüz, bıyığı ve sakalı çıkmamış ve güzelliği meydanda olan iyi huylu gılman(Oğlan-delikanlı)'a rağbeti, güzel ve
cazibeli kadınlara gösterilenden daha çoktur." sözleri nasıl yorumlanmalı?
Ve son söz mahiyetinde divan şiirinin köştetaşı Fuzuli´ye dönüp dinleyelim:
"Sabah usturasını bilemiş, güneş kılıcını taşa çalıp o ay gibi tellaka bağlılığını göstermiş… Başlar, onun amber kokulu usturasının hareketinden, suyun dalgalanıp kabarcıklar meydana getirmesi gibi neşelenip tertemiz oluyor… Her kılımın ucunda bir baş olsaydı ve sevgilim onları saç gibi doğrasaydı, kanlar döken usturasından yine de kaçmazdım…" sözleriyle, hamamda saç tıraşı yapan bir erkek tellaka övgüler yağdırışını neye bağlamak lazım?
Ve sorularımı tekrar ile bitiriyorum. Sahiden sizce bu bir hastalık mı yoksa insane doğasında olan birşey mi bu durum? Ya da ikiside mi?
Bir arkadaşnızın eşcinsel olduğunu sonradan öğrenseniz nasıl tepki verirsiniz? Kendiniz eşcinsel olsaydanız nasıl davranırdınız? Kızınız, kardeşiniz veya oğlunuzun böylesi bir eğlimi olduğunu öğrenseniz nasıl bir tutum sergilerdiniz?
Ve daha birçok soruyla devam ettirilecek ucu açık bir zincir. Ama sorduğum soruların cavbanı öğrenmek isterim velhasıl. Sahi nedir bu vaka? Yada bir vaka mı bu sahiden?
Yazar: Kenan Engin
Tarih: 2006-11-20