Ateşkes ve Aydınlar

Bilindiği gibi uzun bir zamandır , “Ateş kes ilan edil edilsin”,  “Olmaz öyle, ateşkes iki düşman ordusu arasında ilan edilir”, “PKK tek taraflı olarak silah bıraksın”, “Daha çok demokrasi, barış, provokasyon gibi değişler torbadan tombala çeker gibi kullanıyor”    

 “Kürtler  Anayasa’ya kurucu unsun olarak geçmek istiyorlar”, “Kürtçe  ikinci resmi dil olsun” “Devleti yönetenler açık davranmıyor, Kürtleri hiçbir demokratik hakkını vermeyeceklerdir”  vb. tartışmaları süre geldi. Doğru-yanlış, az-çok herkes tartıştı, bir takın düşünce söyledi. Ne yazık ki aydınlarımızı çoğunluğu, üzerinde konuşulan konu hakkında düşüncesi söylemek yerine, Kürt sorunuyla ilgili kimin ne söylediği, hangi sözcüğü kullandığı, kimin elinin nerede durduğu vb. “tahlil” yapmakla yetindiler. Bu günde “ateşkes” ilanıyla ilgili bir suskunluk sürüyor olması anlamlı değil mi?  Bu tartışmalara olanaklarımız ölçüsünde bir kenardan bulaştık...  Biz Kürtlerin ve Türklerin iyi geçinen kardeşler olmasını ve birlikte yeni değerler yaratmasını istiyoruz. En önemlisi Kürt sorunu gerekçe yapılarak Bölgeyi nükleer silah deposu yapmak isteyenlerin olduğu bilinsin istiyoruz.. Başta İran olmak üzere “Bölgeyi” bataklığa sürükleyenlere karşıyız. Klasik savaşların bir anda nükleer savaşlara yükselebileceğini ve tüm bölge insanını (Arabı, Türkü, Kürdü, Farsı vb.) kavurup yok edebileceğini söylüyoruz. Bu gün  Kürt sorunu düşünülenin ötesinde bir konum almıştır. Doğrudan nükleer savaşla ilintili bir duruma gelmiştir.  O nedenle Kürt sorunu çözülmeden Bölgeye barışın gelmeyeceğini söylüyoruz. Bu yeni durum  Kürtlerin de odak noktasındadır ve birincil sorunudur. İşte şimdi yeni bir aşamadayız.

      Ateşkes ilan edildi. Öncelikle ateşkes bir zaaf olarak değerlendirilmemelidir. Kürt sorununu hiçbir kimse silahla çözemez, bu artık iyi anlaşılmalıdır. Her kesin bunu anlamakta başka çaresi yoktur. Ateşkes çağrısında bulunan Kürtler  bunu anlamış durumdadırlar. Ateşkes kararının  arkasında duran mantık budur. Şimdi tek taraflı ateşkesten iki taraflı ateşkese geçiş sorunu önümüzde duruyor. Bu sorunun çözüleceği dönem kritik. Böyle olduğu Başbakan’la ona bağlı olması gereken  (“demokratik ülkelerde” de böyle olan) Genelkurmay Başkanı arasındaki farklılıktan belli. Türkiye’de herkesin soğukkanlı olması gerekirken gergin bir durum var. Gerginlik tüm bölgedeki sorunların, iç ve dış çelişkilerin yumak haline gelmesiyle doğrudan bağlı. Sorunların özü kadar biçimleri de girdaba dönmüştür. Bu nedenle  gerginliği ne askerlerin şahinliği ile ne sivillerin güvercinliğiyle açıklayamayız. Kümeste (Koxeda ) yaşamıyoruz. Dünya küçüldü ve hepimizindir. Bölgede gelecek yüzyılın tarihi yazılıyor. Belki de  dünyanı geleceği bölgenin biçimlenmesine bağlı olarak yol alacaktır. Kim ne tutum takınıyorsa, temsil ettiği güçlerin çıkarları yönünde tasavvur ve tahayyül ettiği işte bu yüzyıl için o tutumu takınıyor. Şu sıralar hiç bir tutumu küçümsemeye gelmez. Topyekun var olmayla, ya da yok olmayla karşı karşıyayız.  Ateşkesi küçümseyen kendisini ateşe atar. Generallerin tutumunu komuta kademesindeki “şahinlere“ bağlayan ve “bu da geçer ya Hu“ diyenler bir adım ötelerini göremez.
           Bölgeyi bir yana bırakalım, Türkiye’ye bakalım. Bugün atacağımız adımlar gelecek yüzyılın Türkiyesi hakkında iki resim önümüze koyuyor: İlk resim, halkların dost, çalışanların müreffeh, gençlerin gelecekten emin, kadınların erkek egemenlikten azade olduğu, barışın dostluğun ve kardeşliğin egemen olduğu, dünya barışına doğru akan  bir Türkiye’yi gösteriyor. Diğerinde ise halkların düşman, çalışanların sefil, gençlerin perspektiften yoksun ve kadınların kurban olduğu bir Türkiye.

        Biz nasıl bir yüzyıl istiyoruz? Bugün takınılan tutumlar işte bu soruya vereceğimiz yanıtla doğrudan bağlıdır. Ateşkes ilanını bu bağlamda ele almayanlar, Çetin Altan’ın deyimiyle, “çağı ıskalayacaklar.“

     Dramatik bir anda yaşadığımızı düşünüyorum. Ateşkesle birlikte yeni bir başlangıç yapabileceğimize dair kuvvetli bir umut taşıyorum. Bölgenin nesnel durumu ve Kürt halkının barış istemi bana bu umudu aşılıyor. Ve bu umudun boşa çıkması durumunda olabilecekleri düşünmek bile istemiyorum. Dramatik andan kastım bu. Bu durumun şaka götürecek yanı kalmamıştır. Kürt halkı köle olmak istemiyor ve Türk halkıyla dostluk ve güven bağlarını artık hiçbir gücün koparamayacağı bir biçimde bağlamak istiyor. Barışseverlerin gücü buradan geliyor.

      Ne yapabiliriz? Bu soru elbette herkese yöneltilebilir. Elimizde bir reçete yok.  Ama yüreğimiz temiz, hesapsız-kitapsız birlik ve dostluk istiyoruz. Hükümetin, askerin, Türk demokratlarının ve Kürt özgürlük hareketinin ne yapması gerektiği hakkında yazıp, çizebiliriz. Ama benim inancım o ki, herkes önce kendisinin ne yapması gerektiğine karar vermeli. Çünkü en inandırıcı tutum sözden çok, “ben şunu yapıyorum, sen de yap“ önerisidir. Politika ahlakının temel sorunu da “sözle eylem“ arasındaki ahenktir. Akıl vermek bedava, akıllanmak pahalıdır. Bir Rus atasözünün de dediği gibi  “akıl alamayanlar, şampanya içemez”.

        Aydın sorumluluğundan söz etmek istediğim sanırım anlaşılmıştır. Tarihin dramatik dönüşüm anlarında aydının sorumluluğu aydın olma sınavından geçip geçmemek sorunudur. İnsan aydın olarak doğmaz, aydın olarak da ölmez. Bu kimseye babasından miras değildir. Her dönemeçte yeniden aydın olunur. Birikimler ve olayların karşısında takınan tavır aydını  bir kez daha tanımlar. Jean Poul Sartre’ın  dediği gibi “aydın angaje olmak zorundadır”. Tüm ömrü her gün yeniden aydın olma sancısıyla geçen, her kritik anda kendi aydın oluşunu yeniden doğuran insana aydın denir. İşte şimdi böyle bir sınavdan geçiyoruz. İnanın hepimiz  eğe varsa “kılıçtan keskin, kıldan ince” köprüden şimdi ve bu dünyada geçiyoruz. Bizin cennete giden yol buradan geçiyor.

      Türk halkından ve Kürt halkından, elbette tüm azınlık halklardan aydınlar olarak hepimizin önünde taşınması zor bir yükümlülük ve sorumluluk duruyor. Savaşanlardan önce, onlar aralarındaki savaşı barışla sonuçlandırmadan önce, biz yalnızca konuşanlar, yalnızca yazanlar, yalnızca çizenler, yalnızca söyleyenler birarada yaşayabilecek miyiz? Önce biz, ayrı ayrı duranlar, ayrı ayrı durarak barış isteyenler, ayrı ayrı durarak birarada yaşamaktan söz edenler biraraya gelebilecek miyiz? Bu soru, yaşadığımız şu kritik anda, aydın ahlakının temel sorusudur. Bunu üzerine başka değerle ekleyebiliriz.

      Savaşanlar barışmanın ve bir arada varolmanın mümkün olup olmadığını anlamak için liberalinden sosyalistine, pasifistinden devrimcisine, İslamcısından laiğine, alevisinden Sünnisize kadar aydınlara bakmakta yerden göğe kadar haklı değiller mi?

           Hepimiz aydınların da farklı toplumsal güçlerin birbirine zıt çıkarlarını yansıttığını biliyoruz. Ama bu zıt çıkarların üstünde sermaye ile emeğin arasındaki uzlaşmaz çelişkinin bile üstünde yer alan varolma güçümüzle ilişkili barış sorunu yükseliyor. Kürt sorunu ile İran sorununun yanyana tartışıldığı şu tehditkar dönemde, Türk-Kürt savaşının İran savaşına ve İran savaşının da bölgesel nükleer savaşa açıldığı açık değil mi? Bugünden bakınca sokaktaki insanın göremeyeceği bu karanlık geleceği görme sorumluluğu aydınındır. Vaktiyle İskra’nın alabaşlığında  “Bir kıvılcım bozkırı tutuşturur“ yazısından duyduğumuz heyecanı, şimdi “bir ateşkes nükleer savaşa gidişi durdurur“ sorumluluğuyla birleştirme zamanıdır. “Tek bir kıvılcım“la dünyayı fethe çıkan aydının, “tek taraflı ateşkes“in anlamını kavrayacağını ummak hakkımızdır.

         Tek taraflı ateşkesten iki taraflı ateşkese, oradan barışa, barıştan kalıcı barışa uzanan bir yol var önümüzde. Bu yolu tutarlı bir şekilde izleyecek olduğumuz zaman, tüm bölgede barışa ve insanlığı yokoluştan kurtarmak için yalnız “güçsüzlerin“ elindekileri değil, nükleer devlerin elindeki termonükleer silahların yok edilmesine yöneleceğimiz açıktır. Türkiye’de aydınların böyle bir yola koyulmaları, aralarındaki düşünce farkları ne olursa olsun yalnız zorunlu değil mümkündür de.

          Büyük yollar her zaman atılan ilk adımla yürünür. Eğer ayaklarımızda hala derman varsa, atılacak ilk adım, “ateşkesi korumak” olmalıdır. Biz aydınlar, “ateşkesi korumak için” birleşebiliriz. Hiç kimseye,  PKK ile birlikte yürümeyi önermiyoruz. Yürüyen zaten yürüyor. Yürümeyeni yürümediği için eleştirmek bize düşmez. Dediğimiz şudur: Ateşkes ilan edildiğine göre, onu boşa çıkartacak her türlü eyleme, silahlı harekata ve provokasyona, bunlar kimden gelirse gelsin karşı çıkmalıyız. Ama araştırarak... Mümkün olan tüm tarafları dinleyerek... Değerli aydınımız Derya Sazak’ın dediği gibi “ Biz aydınlar herkese eşit mesafede durmalıyız”.

         Böylece somut önerime gelmek istiyorum: Henüz erken de olsa, “ateşkese” verilen tepkiler yeterince netleşmese de, ateşkes sürecini gözetmek üzere, ateşkese aykırı her durumu inceleme ve bunların giderilme yollarını bulmak amacıyla bir girişim örgütlemek düşünülmelidir.. Bu girişimde eğer olanak varsa, hükümete ve orduya yakın çevrelerden, aydınlar da Kürt tarafına yakın aydınlar da, kendilerini tarafsız konumda sayan aydınlar da yer almalı. çatışmaların sürdüğü bölgede ateşkes süreciyle ilgili her türlü sorunu çözümüne katkı olmak  üzere bu aydınlar nesnel araştırmalar yapmalı, Diyalogu kabul eden herkesle  görüşülmeli.. Var olan bütün olanaklar bu aydınlara sunulsun. Bu gruba hiçbir yasal engel çıkarılmamalı ve yaptıkları açıklamalara hiçbir  yaptırım uygulanmamalıdır. Gerçek durumu kamuoyuna açıklanmalı...

       Yeri geldiğinde ateşkese rağmen silahlı çatışmaların çıktığı yerde cesaretle araştırma yapan ve ateşkesi barışa taşıyan aydın, gelecek yüzyılı bugünden barış, refah, geleceğe güven, erkek egemenlikten azatlık, kısaca özgürlük, adalet, eşitlik temelinde kuracak olanların da vicdanı haline gelecektir.                                                                                     


Yazar: Ömer Ağın
Tarih: 2006-10-06


Bu Köşe Yazısının yer aldığı yer: Kurdistan-Post.Org (Com) Kürdistan'in Özgür Sesi
http://www.kurdistan-post.com

Bu Köşe Yazısı için adres:
http://www.kurdistan-post.com/modules.php?name=Niviskar&op=viewarticle&artid=754