Kürt Sorunu Medlerin Kayıp Olmuş Vazosu mudur?
Kürt Sorunu Medlerin Kayıp Olmuş Vazosu mudur?

          Avni Özgürel Radikal Gazetesi’nde 16 Ağustos tarihli yazısında özetle şunları yazdı:
          “Kanımca çözüm arayışında ilk radikal adım Öcalan'la varılacak kapsamlı bir mutabakattır. Bu mutabakatın bir ayağı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'na tartışmasız saygı taahhüdüne mukabil Kürt asıllı vatandaşlara bireysel kültürel hakların tamamının eksiksiz şekilde sağlanacağı taahhüdüdür.
Diğer ayağı ise şiddet eylemlerinin son bulması, örgüt saflarındaki herkesin Türkiye'ye dönmesinin sağlanmasıdır.
Yeter mi, hayır. Buna bağlı olarak atılabilecek ikinci adım terör suçlarını kapsayacak bir genel af çıkarılmasıdır... Bunun Öcalan'la ilgili yanı düzenlemenin onun tarafından benimsenmesidir. Cezasını ortadan kaldırmayan, ama İmralı yerine tecrit şartlarını kaldıran, kendisinin bulacağı bir yerde denetim açısından çevresi boş bir arazi düşünülebilir- ikamet zorunluluğuna dayalı bir infaz düşünülebilir.
Ardından genel seçim için konulmuş ülke barajının düşürülüp parlamentoda temsil imkânının sağlanması gerekir.  Bu da yetmez, Türkiye tarihinin en büyük eğitim ve yatırım paketini hazırlayarak kamu kaynaklarını bölgeye akıtmalıdır.”
        Bu satırlar, özellikle Öcalan hakkındaki yaklaşımlar alışılagelmiş yaklaşımlar değildir.
        Bu yazıyı yazmadan önce, Özgürel’in “cüretkar” görüşleri hakkında medyaya yansıyacağını düşündüğümüz tepkileri boşuna bekledik. Yazı büyük ölçüde sessizlikle geçiştirildi. Bu sessizlikte,  “Öcalan’la kapsamlı bir mutabakat” önerilmesi ve af konusundaki düzenlemenin “Öcalan tarafından benimsenme” koşuluna bağlanması görüşünün yarattığı büyük şaşkınlığın rolü olsa gerek. Daha da önemlisi, susanlar, bu yazının kaynağı hakkında belli ki yeterince bilgililer. Herhangi bir liberal ya da solcunun böyle bir yazı yazdığını düşünün ve yaratacağı faşist tepkileri bir hesap edin. O zaman suskunluğun derin anlamını anlarsınız.
        O halde Özgürel’in yazısı ciddi bir analizi hak ediyor.
        Özgürel devlet ve devlet türevi politik çevrelerde hangi güçlerin eğilimini yansıtıyor?
        Öyle görünüyor ki, Avni Özgürel’in temsil ettiği eğilim, askeri yöntemlerde direnmenin mutlak bir yenilgiyle sonuçlanacağını anlamış bulunuyor. Son zamanlarda ordunun verdiği kayıpların AKP’ye yakın çevrelerde bir zaaf olarak değerlendirildiğini hatırlayalım. “Gerillayı dağdan indirme planı” ile ilgili medyada yayınlanan haberleri Genelkurmay’ın yalanladığını da unutmayalım. Sınırdaki askeri yığınağı da gözden kaçırmayalım. Özgürel’in yansıttığı eğilimin orduya ait bir eğilim olmadığı anlaşılıyor. Şöyle yazmış:
         “Ankara'nın yanlış analize dayandığını söylerken sadece AKP veya CHP'nin yanlış değerlendirme yaptığını söylemiyorum; bürokrasinin, en önemlisi de ordunun karşı karşıya olunan fotoğrafı doğru okuduğundan kuşkuluyum...”
         İnanılmaz gibi gelecek ama bu eğilim, bir ucu MHP’ye, öteki ucu istihbarat örgütlerine kadar uzanan çevreleri içeriyor. Özgürel’in biyografisi ve Devlet Bahçeli hakkında –idam cezasının infaz edilmemesinde oynadığı rol bağlamında- yazdıkları bunun işareti.
         Bu çevrelerin amacı ne?
         Avni Özgürel’in “çözüm” önerisi yukarda yaptığımız alıntıda açıkça ifade edilmiştir. Bu önerinin amacı, Kürt sorununa ABD’nin ve onunla birlikte Barzani ve Talabani’nin “karışmasını” önlemek, gelecekte bir “ayrılığa” imkan vermemek ve Kürtleri Türkiye’ye “entegre” etmektir.
         Avni Özgürel’in “çözüm”ü budur.
         Türk milliyetçi çevrelerinde “yarı resmi” eğilimlerden birinin bu “çözüm” önerisi karşısında Kürt bakış açısı ne olabilir? Bu konuda kişisel görüşlerimizi dile getirmek isteriz.
         Türk milliyetçi çevrelerindeki eğilimlerden birisi için “çözüm” olan bu öneriler, Kürtler açısından yalnız ve yalnızca çözümün “ön koşulu” olarak bir anlam taşıyor. Avni Özgürel her ne kadar Kürt sorununda “çözümü”,  burada yaptığımız alıntıda dile getirilen “bütünsel” adımlardan ibaret saysa da, bu adımlar Kürt sorununu çözmez. Yalnızca Kürtlerin silahlı yoldan silahsız yola geçmeleri için koşulları olgunlaştırır. “Olgunlaştırır” derken, bunu bilerek yazıyoruz. Çünkü silahlı yoldan silahsız yola geçişin koşulları Avni Özgürel’in önerdiği adımlarla bütünüyle sağlanamaz. Bu adımlar, savaşı durdurur. Ama tarih boyunca çatışmalara neden olan durumu kökten ortadan kaldırmaz. Avni Özgürel’in önerisi, Kürt sorununda değil, savaş sorununda bir uzlaşma önerisinden ibarettir. Bu uzlaşmada Avni Özgürel, bugünkü açmazdan çıktıktan sonra, kendi milliyetçi amaçlarına ulaşmak için “soluk alacağı” bir zaman dilimini kazanmayı düşünüyor. Kürt özgürlük hareketinin de böyle bir “soluklanmaya” ihtiyacı var mı? “Var” deniyorsa, böyle bir uzlaşma elbette, sonucunu güçler oranının belirleyeceği bir uzlaşma olarak mümkündür.
       Böyle bir uzlaşmayı kabul edip etmemek, Kürt özgürlük hareketinin somut durumu değerlendirmesiyle sonuçlandırılacak bir iştir. Biz bu konuya girmeyi gerekli görmüyoruz. Ancak, silahlı yoldan silahsız yola geçmek, Kürt sorununda çözüm için tek bir adım atılmasa bile, şu koşullarla bütünüyle sağlanabilir:
        Birincisi, Kürt kimliğinin Anayasa ile kabul edilmesidir. Çünkü Kürt kimliğini kabul etmeyen bir Anayasa, Kürt sorununun çözümünde silahsız yola kapalıdır. İkincisi, Kürtlerin Kürt olarak örgütlenme ve düşünce özgürlüğünün kayıtsız şartsız tanınmasıdır. Çünkü Kürtlerin Kürt olarak örgütlenme ve düşünce özgürlüğünü tanımayan bir Anayasa, Kürt sorununun çözümünde silahsız yola kapalıdır. Üçüncüsü, Kürtlerin Kürt olarak kendi bağımsız düşünceleri ve politik örgütleriyle parlamentoda temsilinin önündeki tüm engellerin kaldırılmasıdır. Çünkü Kürtlerin parlamentoda kendi kimlikleri, kendi düşünceleri ve örgütleriyle temsilini engelleyen bir Anayasa, Kürt sorununun çözümünde silahsız yola kapalıdır. Avni Özgürel’in önerileri bu açıdan bakıldığında sınırlı önerilerdir.
          Dikkat edilirse, kimlik, örgüt-düşünce özgürlüğü ve parlamentoda temsil, Kürt sorununun çözümüyle değil, Kürt sorununu silahsız yoldan çözme koşullarının yaratılmasıyla ilgili taleplerdir. Kürt sorununda şu ya da bu çözümü reddetse bile, bir kişi eğer demokrasiden ve parlamenter rejimden yana ise, bu taleplerden yana olmak zorundadır. Çünkü ona bu taleplerle, kendisinin reddettiği çözüm konusunda onunla barışçı, yasal, parlamenter alanda mücadele teklif edilmektedir. Bu talepler yaşama geçtiği gün, Kürt sorununda silahlı yoldan çözüm arayışlarının hiç bir meşruiyeti kalmayacaktır. Sanırım bunun tersinin de doğru olduğu İnsan Hakları Evrensel Beyannamesini okuyan herkes tarafından değerlendirilecektir.
           Savaşı Avni Özgürel’in yazısında dile getirilen çerçevede durdurmak mümkün olabilir. Ama barışı güvenceye almak ve kalıcı hale getirmek, bizim yukarda çizdiğimiz çerçeve dışında olası değildir. Çünkü Kürtler Kürt sorununda kendi çözümlerini silahla dayatmak için silaha sarılmadılar. Onlar, Kürt sorununda kendi çözümleri uğrunda silahsız yolla mücadele imkânlarının olmadığı koşullarda, ister onaylayalım, ister onaylamayalım, silahlı mücadele kararı verdiler.
          Demek ki tercih Kürtlere ait değil. Devlet karar aşamasında. Ya Kürtlere, kendi çözümleri uğrunda silahsız mücadele yolunu tastamam ve eksiksiz açacak, ya da bu savaşı sürdürecek. O nedenle, bugünkü aşamada biz, barış uğrundaki taleplerimizi Kürt tarafına değil, devlet tarafına yöneltmenin biricik demokratik tavır olduğunu dile getiriyoruz.
          Öcalan’la mutabakat arayışı konusunda Avni Özgürel’in yazısını okumayı ise, bu konudan vebadan kaçar gibi kaçanlara, özellikle kimi Kürt aydınlarına bir kere daha tavsiye ediyoruz. Hiç bir bedel boşuna değil: Devletin hiç değilse bir kolu, Kürt “realitesi”ni kabul etmektedir.
          Şimdi soru şu: Bunu “komplo” teorileriyle mi açıklayacaksınız, yoksa bu görüşleriniz ne olursa olsun, Kürt analarının, evlatlarının yüz yıllık kahırlı sabrı ve direnişiyle mi? Bu tercih de sizindir.
         “Türkiye hadiseye sadece terör ya da şiddetin önünü kesmek diye bakarsa, tarihi bir hata yapmış olur. Olayın terör boyutu yanında ekonomik, sosyal, siyasal, psikolojik cephelerini kapsamayan bir çözüm arayışı bizi içinde çıkılmaz bir labirente iter… Kanımca çözüm arayışında ilk radikal adım Öcalan’la yapılacak kapsamlı bir mutabakattır…” diyor, öbür yandan, “Kürt asıllı vatandaşlara bireysel kültürel hakların tamamını eksiksiz şekilde sağlanacağı taahhüdüdür.” diyerek bir çırpıda Kürt sorununu içini boşaltıp sadece bireysel haklar düzeyine indirgiyor.  Her şeyden önce kendi kendiyle çelişkiye düşüyor.  Bir yandan Kürt sorununu bireysel kültürel bir sorun olduğunu yazıyor, diğer yandan “Olayın terör boyutu yanında ekonomik, sosyal, siyasal, psikolojik cephelerini kapsamaya bir çözüm arayışı bizi içinden çıkılmaz bir labirente iter”   Bu anlayış Avni Özgürel önemle vurgu yaptığı diyalog çağrısını da gölgelemiyor mu?
          Kürt sorununu sadece “bireysel kültürel” bir hak olarak görmek, geçmişte söylenen “Kürt yok, dağ Türkü var” düşüncesinden pek bir farkı bir anlam taşır mı?
          Kuşkusuz buralara takılmanın zamanı değildir, ama Kürt sorununun içeriğini görmeden de güven veren ve kalıcı diyaloglar geliştirmek olası mıdır?
         Kürt sorunu baskı ve eşitsizliğe karşı duran bir halkın adalet arama sorunu değil mi? Bu sorun, Kürtlerin kendilerini yeniden öretmeleri için gerekli olan koşulara kavuşmak başka ne olabilir?
          Kürt sorunu,  tarihte yaşanmış ve zamanla yok olmuş ahlakı bir sorun da değildir. Ya da Medlerin,  kayıp olmuş bir vazosu değildir ki bulunu yerine konulduğunda ortadan kalksın.
            Bu sorunun tarihi, ekonomik, psikolojik, politik yanları vardır. Bu görülmediği müddetçe kimi geçici “rahatlamalar”  sağlansa bile bu sorunu gündemde inmeyecektir.

                                                                                                                        Ömer AĞIN

Yazar: Ömer Ağın
Tarih: 2006-08-28


Bu Köşe Yazısının yer aldığı yer: Kurdistan-Post.Org (Com) Kürdistan'in Özgür Sesi
http://www.kurdistan-post.com

Bu Köşe Yazısı için adres:
http://www.kurdistan-post.com/modules.php?name=Niviskar&op=viewarticle&artid=721