Savaşa son vermek

Çözüm başka şey, savaşa son vermek başka şey!

Son günlerde Kürtlerle ilgili medyaya bol miktarda haber düştü, çok sayıda köşe yazarları kendilerine ayrılan köşede bu soruna değindiler, düşünce söylediler. Abdullah Öcalan“ateş kes ilan edebilirim” dedi. ABD, Kürt sorunu için “çözümü” için kordinatör atayacağını söyledi. Mesut Barzani yeni işaretler veriyor. En dikkat çekeni 6 Ağustos’ta Radikalde çıkan Avni Özgürel’in yazısı oldu. Bütün bunlar yeni bir dönemim işareti midir? Bu soruların yanıtını bugünden vermek zor. Ama özellikle Avni Özgürel’in Radikal’de “Tuzağın eşiğinde Türkiye” başlığı ile yayınlanan yazısı, üzerinde ciddiyetle durmaya layık bir yazı. Tuhaf olan şudur ki, “Öcalan’la mutakabat”tan söz eden bu yazı, medyada “derin” bir sessizlikle karşılandı. Biz yazının yankılarını boşuna bekledik. Bu sessizliği, izninizle, yazının önemsizliği ile değil, tam tersine büyük bir önem taşıdığı gerçeğiyle açıklamak istiyoruz.

Özgürel’in yazısını analiz edebilmek için, bu yazıyı, böyle bir analize temel oluşturacak kimi tezlerimizin açıklanmasına ayıracağız. İkinci yazıda Özgürel’in yazısını bu tezler ışığında analiz etmeye çalışacağız.

Şu sıralar Kürt sorunu ile ilgili her kim konuşursa “çözüm” hakkında konuşuyor sanıyoruz. Bu da kafaları karıştırıyor, diyalog olanaklarını daraltıyor. Örneğin “ateşkes” dendiği zaman bunu “çözüm” sanmak gülünç olur. “Ateşkes” Kürt sorununda “çözüm”le ilgili bir öneri değil, savaşla ilgili bir öneridir çünkü. Kürt sorunu çözülmemiş bir sorundur ve bu çözülmemişliğin sonuçlarından birisi de silahlı çatışmalardır, savaşlardır. O nedenle Kürt sorununda çözüm ile savaşı sona erdirme arasında bir eşitlik yok. Şimdi sihirli bir el ansızın savaşı sona erdirse ne olur? Kürt sorunu çözülmüş mü olur? Hayır! Yalnızca ve yalnızca savaş sona ermiş olur.

İlk söylemek istediğim tez bu: Kürt sorununda çözüm başka şey, Kürt sorununu savaşla çözmek başka şeydir.

Kürtler, Kürt sorununu savaşla çözmek istemediklerini, barış istediklerini artık bıkkınlık uyandıracak kadar sık ve vurguyla dile getiriyorlar. Savaşın sona erdirilmesinde top devletin, hükümetin, askerin elinde. Onlar karar aşamasındadır. Bu karar şudur: Kürt sorununda çözüm isteyen Kürt güçlerini askeri şiddet yoluyla mı bastıracaklar, yoksa onlara Kürt sorununda çözüm için silahsız mücadele yolunu tastamam ve eksiksiz mi açacaklar?

Savaşla ilgili soru işte budur. Bir kere daha tekrar edersek, bu sorunun kapsamı dardır, Kürt sorununda demokratik ve adil bir çözüm sorununu henüz kapsamamaktadır. Kürt sorununda çözüme gitmenin yönteminden söz edilmektedir: Silahlı mı, silahsız mı? Mesele bu kadar basittir. Bugün gündemde olan ve artık Türkiye’nin karar vermesi gereken de bu yöntemlerden hangisinin tercih edileceğidir. İlk adımda “ateşkes”, güven verici bir dizi önlem, devletin Kürtleri silahlı direnişe zorlayan, Başbakan’ın sözleriyle söylersek “tarihsel hataları”nın bir tür özeleştirisi olarak “genel af”, “Demokratik Cumhuriyet’e doğru” büyük bir adım olarak, Kürtlerin Kürt sorununda demokratik çözüm sağlamak için eksiksiz örgütlenme özgürlüğü, parlamentoya katılmanın önündeki tüm engellerin kaldırılması... Bütün bunlar Kürt sorununda çözüm değildir. Kürt sorununda çözüm için mücadele yöntemlerinden silahsız mücadeleyi tercih edip etmemekle ilgilidir. Yukarıdaki talepleri yerine getiren bir devlet, Kürtlere şunu demiş olacaktır: Buyurun amaçlarınıza silahla değil, silahsız yoldan ulaşmak için çalışın...

Hepsi bu kadar mı? Kuşkusuz değil. Eğer devlet Kürtlere yukarıdaki taleplerle sınırlı bir silahsız yol önerirse, bunun demokratik bir temele kavuşturulması gerekir. Bu temel nedir? Bu temel, Kürt sorununda silahsız ve yasal yoldan her türlü çözümü sınırsız olarak ve özgürce savunma hakkının tanınması demektir. Varolan Anayasa’da, yasalarda köklü bir değişiklik demektir bu. Böyle bir değişiklik olmadığı durumda, savaşı sona erdirecek olan yukarıdaki tüm adımlar atıldıktan sonra, elde edilen sonuç ne olur? Elde edilen sonuç, uğranılan yıkımlar, ödenen bedeller sayılmazsa, yeniden savaş öncesi duruma dönüşten başka bir şey olmaz. Savaş öncesi durum ise özetle şudur: Kürt sorununda demokratik, adil, eşit haklı çözüm için mücadele etmek yasaktır.

İşte bu yasak kalkmadıkça Kürt sorununda silahlı çatışmalar dönemini kapatmış olmazsınız. Yasak, yasağa karşı silahlı direnişin anasıdır çünkü.

Üstelik bu yasak, yirmi yıllık çatışmalar, kanlı altüst oluşlar içinde kendisini aşiretlere bölünmüş ve henüz ulus düzeyine yükselememiş bir gerilikten, modern uluslara özgü bütün özelliklerini kazanarak doğuran Kürt halkının elde ettiği demokratik bilinç ve mücadele deneyimi karşısında öyle kolayca uygulanamaz. Artık, isyan eden aşiretleri birbirine kırdırarak, ağaların, dedelerin içinden milletvekilleri, bakanlar çıkartarak, mezhep farklarıyla oynayarak ve keyfi jandarma baskısıyla bu yasaklar Kürtlere dayatılamaz. Eskiden yasaklara boyun eğiş durumundan, yasaklara karşı silahlı çatışma durumuna geçiş dönemini uzatmak mümkündü devlet için. Bugün artık böyle değil. O nedenle Kürt sorununda demokratik çözümün her hangi bir biçimini silahsız ve yasal yoldan savunmayı yasaklayan Anayasal ve yasal yasaklar kaldırılmadan bugün savaş sona erse bile, barışı güvence altına almak artık mümkün değildir.

İkinci tezimiz de budur.

Demek ki, çözüm değil, fakat çözüm için silahlı yoldan, silahsız yola geçişin iki düzlemi var. Birincisi, acil önlemlerdir: Karşılıklı ateşkes, devletin tarihsel hatalarının otokritiği anlamında “genel af” v.s. bu acil önlemleri kapsar. İkincisi, köklü demokratik önlemlerdir. Bu da Kürt sorununda Kürtlerin her hangi bir çözüm biçimini özgürce seçmelerinin önündeki her türlü Anayasal ve yasal engellerin kaldırılmasından ibarettir. Bu ikincisi, Kürt sorununda silahsız yola geçişin, tüm Türkiye için derin bir demokratik içerik taşıdığını gösterir. Birinci önlemler, şu andaki savaş durumuna son vermeyi, ikinci şık ise elde edilen barışın güvence altına alınmasını sağlar. Kürt sorununda çözüm değil, silahlı yoldan, silahsız yola geçişle ilgilidir bu adımlar.

Bütün bu adımlar atıldıktan sonradır ki, geriye Kürt sorununda demokratik, adil, eşit haklı çözüm uğrundaki mücadeleyi silahsız ve yasal yoldan sürdürmek kalır. Bu çözüm ise, kültürel özerklikten, yönetimsel özerkliğe, federasyondan, konfederasyona ve Kürtlerin hiç istemediği ayrılmaya kadar uzanan bir yelpazeyi kapsar. Kürtler bu çözümlerden birini seçme özgürlüğüne sahip oldukları zaman, Türklerle Kürtlerin kardeşleşmesini hiç bir güç, hiç bir başka devlet yıkamayacaktır. Yeter ki Türkiye Cumhuriyeti devleti bu kardeşleşmeyi yıkmaya kalkışmasın.

Deniyor ki, devlet Kürt sorununda bütün seçenekleri özgürce benimsemeye izin verirse bunun sonu devletin bölünmesine varır. Kürtler şu anda ne denli “birlik ve beraberlikten” söz ederse etsin, onlara neden güvenelim?

Ortada bir güven sorunu olduğu açıktır. Ama yukarda dile getirilen güvensizliğin hiç bir temeli yokken, Kürtlerin devletin sözlerine güven duymamaları için çok güçlü tarihsel ve pratik nedenler var. Eğer ortada bir güvensizlik varsa, bilinmeli ki, bu güvensizliğin yaratılmasından Kürtler sorumlu değil. Çünkü Kürtler Türklere ve devlete verdikleri hiç bir sözden geri durmadılar. Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş tarihi buna tanıktır. Ama devlet iktidarları Kürtlere verdikleri hiç bir söze, hiç bir zaman sadık kalmadılar. Kürtler ve onların önde gelen temsilcileri, bıkmadan, usanmadan Mustafa Kemal dönemine atıfta bulunurken, bunu birilerinin gülünç bir şekilde yakıştırdıkları gibi, “Kemalizm’e hayranlıklarından” değil, tarihsel gerçeklere işaret etmek ve güvensizliğin tarihsel kaynağını ortaya koymak için yapıyorlar. O nedenle “özgürlük tanırsak, Kürtler verdikleri sözlere uymaz” iddiası, Kürtlere karşı yöneltilmiş, haksız, temelsiz ve insafsız bir suçlamadır. Devlet güven verici önlemler almalı diyen Kürt özgürlük hareketi yerden göğe kadar haklıdır. Kürtler yüz yıldır kendilerine verilen sözlere, ahmaklıklarından değil, verilen söze güvenilmeli diyen kendi kadim geleneklerinin icabı olarak güvendiler ve bunun bedelini her defasında ödediler. Bugün yine de güvenmek istiyorlar. Kandırılmayı göze almadan güven duyulabilir mi? Şimdi devlet de Kürtlerden bir şeyler öğrenmeli, “kandırılmayı göze alarak, Kürtlere güvenmeli.”

Ömer AĞIN


Yazar: Ömer Ağın
Tarih: 2006-08-25


Bu Köşe Yazısının yer aldığı yer: Kurdistan-Post.Org (Com) Kürdistan'in Özgür Sesi
http://www.kurdistan-post.com

Bu Köşe Yazısı için adres:
http://www.kurdistan-post.com/modules.php?name=Niviskar&op=viewarticle&artid=717