YOLLAR FEDERASYONU GÖSTERİYOR

 

YOLLAR FEDERASYONU GÖSTERİYOR

 

Federasyon konulu ilk yazıda böylesi bir yapılanma hakkında genel düşünceleri ve devletçi Türklüğün, cumhuriyetlerinin ebediliğine dönük zekayı kusurlaştıran ve kısırlaştıran takıntılarını dillendirmeye çalışmıştım.

Söylemleri ne olursa olsun, şimdiden federasyona doğru iradi veya gayri iradi biçimde yol başlatmış Kuzeyli Kürdlerin çelişkileri, Türklerin takıntıları kadar incelenmeye değer.

İnsanlar yürüdüğü yolu tehlikeli bulduğunda ve hedeflediği menzile ulaşmanın zorluğuna inandığında yolunu değişmeyi tercih eder. Bunda bir kabahat yok. Bir de dış faktörlerin insanı yolundan elemesi var. Kürdler de zaman zaman yol değiştiriyorlar; normaldir.

Toplumsal hedefler de bireysel hedefler gibidir. Sık sık değişir. “Değişmeyen değişimin kendisidir”. Kusursuz bir değim.

Ne var ki, her defa yol değiştirildiğinde bir “geçiş süreci” başlıyor insanlar ve toplumlar için. İnsanlık tarihi kadar uzun bir tarihi olan bitmez tükenmez geçiş süreçleri…

Bir Britanyalı din adamı şöyle buyurmuştu: “Cennetten kovulurken Adem muhtemelen Hevvaya şöyle demiştir: “Benim azizim, bir geçiş süreci yaşamak zorunda kaldık”.

Özgün ve fevkalade dönemlerde yaşıyoruz; bin yıllardır artık.

Ve geçiş süreçleri, insanları önce aklının kıyısından geçirmediği şeyleri kabullenmeye zorlar.

Çokları artık her şeyi kabullenmeye hazırdır; hatta komünizmi bile… Döneminin “üşütük” bir Rusu bu denli endazesiz şaka yapacak kadar zekiymiş…

Geçiş süreçleri ve her şeyi kabullenmeye zorlanışlar, Kürdler için istisna değil; gocunmaya değmez. Yaşamın kendisinin bir geçiş süreci olarak sunulduğunu, ama her şeyi kabullenme zorunluluğumuzun da olmadığını bilmek yeter.

Kürdler; Kayseri usulü eskinin yeni adına sunulmasından, ilahi bir havayla yansıtılan tezlerin, antitezlerin yarattığı kafa karışıklığından, kültürlü muhalefet ve erkekçe düşmanlık yapamayan siyasilerimizin acizliğinden, hiçbir işin kulpundan yapışmadan iyi kötü bir şeyleri devindirmeye çalışanları, elini taşın altına sokanları iğnelemeyi marifet bilenlerin yaygarasından kurtulmak istiyorsa, ilk başta kendisine ve yanı başındakine şu soruyu sormalı: Biz ne istiyoruz? Sunulanlardan ve dayatılanlardan bağımsız olarak ne istediğimizi biliyor muyuz? Ne istediğini bildiğine emin arkadaşlar bu soruyu kendisi ve adına konuşmayı sevdiği toplumu için hakaret sayabilirler. Sorun değil.

Yahudiler, 1898’de Minsk kentinde Rusya Bolşevik partisinin temelini attıklarında da, 20.yy.ın başlarında gemilerle kaçak yollarla Avrupa’dan Orta Doğu'ya yol aldıklarında da kafalarında ve yüreklerinde bir İsrail devleti vardı. Ne istediklerini biliyorlardı.

Özellikle Kuzey Kürdistanlılar ne istediklerini biliyorlar mı gerçekten? Özgürlük, eşitlik, halkların kardeşliği, kültürel kalkınma, sosyal adalet, bölgeler arası ekonomik denge Kürdlerin toplumsal taleplerinin başında gelmektedir. Ancak bu talepler nasıl bir sistem içerisinde gerçekleştirilecektir ve gerçekleştirilebilir? Sorun böylesi somut şekilde koyulduğunda Kuzey Kürdlerin aydın kesimlerinin ve siyasal elitinin uzlaşılabilir eğilimler taşıdığından kuşku duymaya başlıyorsun. Dahası, eğilimlerin asgari müştereklerde buluşturulması noktasında isteksizlik ve sağlıklı eleştiri yoksunluğu ile karşılaşıyorsun.

Ne istediğini bilmeyen bir topluluk “ulusal birlik” oluşturamaz. Geçenlerde Kurdistan Post’taki bir yazımda şu satırlar yer almıştı:

“Kürdlerin çözüm bekleyen birlik sorunlarına “ulusal zeminde asgari müşterekler” ifadesiyle giriş yapmak daha gerçekçi olur kanımca. “Ulusal birlik” ifadesini tırnak içerisine aldım. Bu tanım, “ulus” tanımı kadar karmaşıktır ve Kürdistanın mevcut siyasal, sosyal ve ekonomik koşulları içerisinde ele alınıp değerlendirildiğinde yakıcı birlik sorunlarımızı ifadelendirmeyi zorlaştırmaktadır. Başka bir değimle; düşünsel ortaklıkları tam oluşmamış ve pratikleşen asgari müşterekleri arzulananın gerisinde olan bir ulusun siyasal ve her türden toplumsal güçlerinin ortak hareket ihtiyaçlarını altı bir türlü doldurulamayan “ulusal birlik” sözcüğü ile tanımlamak, beni aşkınlık ve aşırılık kokan kelimeler sarf etmeye zorlardı… Çekindim.”

Hâla çekiniyorum.

“Ulusal birlik” uzlaşmadan geçer. “Birliği”, “faaliyet, hareket ortaklığını”, “ulusal dayanışmayı” programlarına, kongre gündemlerine alan Kuzeyli oluşumların uzlaşma, “düşman” gördüğü kardeşini her türlü ideoloji cenderesinden sıyrılarak bağrına basma yetenekleri var mı gerçekten? O yürekleri var mı?

Kimse alınmasın, şayet toplumu bir organizma olarak kabullenirsek, Kuzeyliler “hatta komünizmi bile kabullenmeye hazır hale getirilmiştir”. Ne istediğini bilmiyorlar. Dinleyenler, ne söylendiğini tam anlamadığında ve söyleyenler söylediklerinden emin olmadığında at izi it izine karışır. Öyle bir durum bizimki.

Somut olarak ne istiyoruz? Yalnız bu soru kafalarımızda netleşince arzuladığımız birlik kapıları yüzümüze açılacaktır. Simgeler, ucu açık konseptler etrafında; çekemezlik, geniş toplum kesimlerinin sempatisini kazananlara dönük kıskançça saldırılar, “iş yapmayıp hep konuşanlara” karşı hakaret savurmalarla “ulusal birliğe”, sade bir değimle, “hareket birliğine” gitmenin olanaksızlığını yıllar öncesinden anlamalıydık. Dönem, yalnız çok somut düşünceler ve idealar etrafında birlik oluşturmanın mümkün olduğunu göstermektedir.

“Piştçiya kasabasında bir okul yapalım, ormancı derneği oluşturalım” ne kadar somut bir düşünceyse, üniterliği savunulan Türkiye’nin Kürdistan sömürgesindeki Amed kentinde yerel yönetimlerin federalizme varacak düzeyde güçlendirilmesini önererek “Kürdlerle eşitliğe” annesiyle oynaşının yatak eşitliği psikolojisiyle bakan Türklerle demokratik cumhuriyet mücadelesi vererek sonuça ulaşılacağını var saymak da bir o kadar somutluktan uzak, Kürd birliğine katkı sunmayan ve belirsiz bir fikirdir.

Doğrudur, her bir Kürd; dünyamızda mevcut siyasal sistemler olan bağımsız devlet, konfederal devlet, federal özerklik ve üniter devlet yapılanması, gelişkin demokratik cumhuriyet çerçevesinde sorunların çözümünden yana tercih yapmak özgürlüğüne sahiptir. Ve Kürdler bu özgürlüklerini kullanmaya çalışıyorlar.

Ancak bu özgürlüğün kullanılması; iç siyasal potansiyelin maksimal düzeyde hareketlendirilmesi için ortak siyasal müştereklerde buluşulma ve dış arenada kabul edilir temsil gücüne ulaşılması zorunluluğunun idrak edilmesine engel olmamalıdır.

“Kürdler birlik olmalıdır” biçimdeki niyetlerimizi sık sık dile getirmekteyiz. Ancak bu birlik nasıl oluşturulacaktır? Hangi somut düşünce etrafında ortak hareket stratejisi Kürdleri birliğe götürebilir?

Son dönemlerde Kürd siyasi zeminde ortaya çıkan tandanslar, Kürdlerin hangi düşünce ekseninde birleşebileceğinin işaretlerini de açıkça ortaya koymuştur:

Yaşanan tüm çelişkilere rağmen, Kürdistan siyasi zeminine boy gösteren oluşumların ve şahsiyetlerin demeçlerinde son dönemlerde bir dizi ortaklıkları izleyebilmekteyiz. Kuzeyli Kürd siyasileri kendi taleplerini değişik kavramlarla ifade etmeye çalışsalar da, verilen mesajları toparlandığında örtüşen, çakışan talepleri görmek mümkündür. İlk başta Kürdlerin istemediklerini sıralayalım:

  1. Hiçbir Kürd örgütü ve şahsiyeti bağımsızlığı güncel siyasal talep olarak ileri sürmemektedir.
  2. Hiçbir Kürd siyasal çevresi, Kuzey Kürdistan ve Türkiye’de Kürdler üzerindeki mevcut statükoyu kabul etmemektedir. Devletin yaratmaya çalıştığı “devlet Kürdleri” dahi “değişim ihtiyaçlarından” bahsederek bu statükonun miadını doldurduğuna parmak basmaktadır.

Sonuç: Bağımsız devlet talep edilmediği gibi, mevcut statüko da benimsenmiyor.

Kürdler’in istemleri nelerdir:

  1. Tüm Kuzeyli Kürd oluşumları ve şahsiyetleri Güney Kürdistan’daki tarihsel gelişmelerin Kürdistan’ın diğer parçaları üzerinde pratik etki yarattığı konusunda hemfikir. (Burada hiçbir kıymeti-harbiyesi olmayan ve kıskançlık içeren demeçleri, satir arası iğnelemeleri göz ardı edelim gitsin).
  2. Güneyde gerçekleşmiş yapılanmanın Kuzeyde de gerçekleşebilir olması düşüncesi, Kuzeyli Kürdleri günbegün federasyon düşüncesine yakınlaştırmaktadır. Güneyde federasyon geliştikçe ve demokratik kurumlar oturaklı hale geldikçe, ülkemizin bu parçasının çekiciliği daha da artmaktadır.
  3. Kuzey kökenli PSK, PDK Bakur, HAK PAR, PDWK ve diğer siyasal oluşumlar, bir çok dernek, sivil toplum kuruluşu, basın organı ve şahsiyetler federasyonu çözüm olarak görmektedirler.
  4. Kuzey Kürdistan’da en fazla kitle tabanına sahip, en canlı askeri ve siyasi güç olan PKK ve ona bağlı Türkiye içerisinde faaliyet yürüten yasal kurumlar, özetle “demokratik cumhuriyet” ve “demokratik konfederalizim” tezini savunmakta. Bu tezleri açıkça savunanlar ve bunlara karşı görüş belirtenlerin tartışmalarının boğuntusuna girmeden özellikle, “demokratik konfederalizm” tezinin federalizm istemlerinden çok da uzak olmadığını, dahası federalizmin daha gelişkin, daha ileri bir boyutunu oluşturduğunu görmek mümkündür. PKK ısrarla ne bağımsız devlet, ne federasyon, ne de özerklik istemediğini dile getirerek, her tür iktidara karşı olduğunu dillendirse de, yerel yönetimlerin güçlendirilmesini, merkezi yetkilerin paylaşılmasını, hatta daha ileri giderek Kürdlerin kendi topraklarında kendi bayraklarını dalgalandırmasının gerekliğini ileri sürmektedir. Nereden bakılırsa bakılsın, böylesi bir yaklaşım, özünde bir iktidar istemidir; yerel yönetimler bir iktidar biçimidir. Bu bağlamda PKK’nin federalizmin esası olan merkezi yönetimle yerel yönetsel birimler arasında yetki paylaşımının Anayasal güvenceye bağlanmasını talep ettiğini açıkça görmekteyiz.

Bütün bu belirtilenlerden şu sonuç ortaya çıkar: Kuzey Kürdlisan siyasal güçleri bugün itibariyle yerel yönetimlerin yetkilerinin artırılmasını, dolayısıyla federalizmin en temel koşulunun gerçekleştirilmesini, yaratılmasını istemekte, bunun mücadelesini vermektedirler.

Bu olumlu bir gelişmedir. Bu gelişme, Kuzey Kürdistan’da nasıl ve hangi düşünce ekseninde birlik oluşturulabileceğini ve oluşturulması gerektiğini de ortaya koymaktadır.

Yollar federasyonu gösteriyor.

hejare_shamil@hotmail.com


Yazar: Hejarê Şamil
Tarih: 2006-07-02


Bu Köşe Yazısının yer aldığı yer: Kurdistan-Post.Org (Com) Kürdistan'in Özgür Sesi
http://www.kurdistan-post.com

Bu Köşe Yazısı için adres:
http://www.kurdistan-post.com/modules.php?name=Niviskar&op=viewarticle&artid=671