FEDERALİZM ZAMANI

Hejar Şamil

FEDERALİZM ZAMANI

1.yazı

“Bölünmez Bütüncülere” Tavsiye

Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da ulus devlet-demokrasi; ulus devlet-federalizm (üniter sistem-federal yapı); yine federalizm-demokrasi tartışmaları, kişiyi somut düşünce ve sonuçlardan çok, absürd polemiklerin boğuntusuna itmektedir ne yazık ki. Bu kavramlar üzerinde düşünce yürütüldüğünde, karşıt tezlerin inandırıcı bilimselliği ve toplumsal koşulların zorunlu değişim ihtiyaçlarından kaynaklanan rasyonalist düşünce savları ile değil, abuk sabuk “ebedilik” retorikleri, özgünlük şiarları ve yaşamı boyunca tek bir kes kendisi olmaya cesaret edemeyenlerin beyinlerine püflenmiş “bozulmaz ezber” ile karşılaşırsınız sık sık. Trajik bir durumdur.

Kürdler “özgürlük” dedi. Türkler, “Türk olunca özgürsün” dediler.

Kürdler “özerklik” dedi. Türkler “bölünmez bütünlük” dediler.

Kürdler “bağımsızlık” dedi. Türkler, “bölünmez bütünlük” dediler.

Kürdler “federasyon” dedi. Türkler “bölünmez bütünlük” dediler.

Bu “bölünmez bütünlüğün” bir parçası olan Kürdlerin bölünmez bütünlüğün içerisinde kendi adına hiçbir şeyi yok ne var ki. Sen bir birliğin parçasısın, bütünlüğü oluşturan unsursun sözde, ama kendin yoksun! Bölünmez bütünlüğün yasaklı ve olmayan parçası Kürdler… Anekdot!

Kürdler, Türkiye’de her kes ve her şey olabilirler: Bilim adamı, şarkıcı, işçi, tetikçi, başbakan olabilirler. Ancak Kürd olamazlar. Bu bölünmez bütünlüğü bozar. Peki, bölünmez bütünlüğü kim oluşturmuş? Türkler, Kürdler ve gayrileri, diyorsun. Ama Kürdler yok ki… Bölünmezliğini de Bütünlüğünü de Anayasanla garantilemişsin. Ancak Anayasanda Kürd yok. Olmayan bir şey nasıl bir bütünlük oluşturur? Anekdot!

“Bütüne dokunma, parçaya el sürme, doğra doyunca, ye!” Bunu da bir Azeri sözü.

Son günlerde Kürd siyasal çevrelerinde ulus devlet, federalizm tartışmaları belli bir boyut kazandı. Ulus devlet sözcüklerini duyup anımsayan gibi beynime hemen “bölünmez bütünlük” kelimeleri takılıyor. Şimdi de öyle oldu. Türkler için ulusal devlet her şeyden önce bölünmez bütünlük demektir. Bu kelimeleri kafamda bildiğim dillere çevirdiğimde Türkçe’deki anlamı çıkmıyor bir türlü. Çünkü dilini bildiğim halkların ülkelerinde fizik bilimine önem veriyorlar.

Ne alakası var? Alakası şöyle: Her bütünün kendisi bir şeyin, şeylerin parçasıdır; her bütün de parçalardan oluşuyor. “Bölünmez bütüncülerin” fizikten anladıkları bir şey yok galiba. Osmanlı tarihini okuyup öğretmekte bir mahzur yok, “şapka devrimi” sürecini incelemenin de ayıbı olmaz. Ruslar da Bolşeviklerin 20’lerde büyük hayallerle kurdukları evlilik çiftlikleri dönemlerini ilgiyle araştırıyorlar. Ama bölünmez bütüncü kardeşlerimizin biraz da fizik okuması fena olmaz. Faydalı bir bilim dalıdır fizik.

Ulus Devlet Diye Başlamıştık…

Aslında ulus devleti bir çırpıda kötülemenin bir alemi yok. Çıkış süreci itibariyle ilerici bir sistemdi. Şimdi de örneğin, yürütülen bir ankete göre ulus devlet Fransa’da yaşayan Fransızlar, kendilerini dünyanın en mutlu insanları olarak tanımlamışlardır…

Devletlerin idari sistemlerini değerlendirirken, onun demokratikleşme düzeyini, insan ve topluluk haklarına saygısını, ifade özgürlüğünü, yasalarının çağdaşlığını, yürütme organlarındaki saydamlığı, mahkeme sistemindeki adalet prensiplerini baz almak daha doğrudur. Yalnızca, ulusal/üniter devlet mekanizmasında olmayan, federal devletlerdeki merkezi ve yerel özerk/federe eyaletler arasındaki Anayasaya dayalı yetki paylaşımı prensiplerini temel alarak federasyon iyidir, ulusal devlet kötüdür sonucuna varmak, basit bir yaklaşım olur.

Ulus devlet- federasyon karşılaştırılması yapılacaksa, son yıllarda ulus devletler ve federatif yapılar içerisinde baş gösteren etnik dalgalanmalara göz atmak konumuz açısından açıklayıcı nitelik taşıyabilir:

20. yy.ın sonu ve 21. yy.ın başlarında etnik birimlerin merkezkaç eğilimleri güçlü olmuştur. Sovyetler Birliği ayaktayken, ulusal kurtuluş mücadeleleri genellikle sosyalist eğilimli bağımsız devletlerin kurulmasıyla sonuçlanmaktaydı. Sovyetler Birliğinin çöküşünden sonra da SB’nin kendisi dahil, milli-kültürel, siyasal haklarının çiğnendiği düşüncesini taşıyan etnik birimlerin bulundukları federal, ulusal, totaliter devletlerde merkezkaç eğilimlerinin güçlü olduğu gözlenmiştir. İlgi merkezimizdeki Kafkaslar, Balkanlar ve Ortadoğu’da bu tandanslar devam etmektedir.

Son 10-15 yılda eski SSCB, Yugoslavya Federasyonu, Irak, Türkiye vb. ülkelerde yaşayan etnik birimler kendi özerk, federatif ve bağımsız devletlerini oluşturmak için ciddi mücadele vermiştir. Gidişat; ister ulus, isterse de federal devletlerde olsun, etnik toplulukların merkezkaç eğilimleri; siyasi ve milli-kültürel sorunları adaletli çözüme kavuşuncaya dek sürecektir. Fransa ve Türkiye ulus devletlerinde Korsika ve Kürd sorunu, Rusya federasyonunda Çeçenistan, Tatarıstan, Başkurdistan sorunları, Anayasal Monarşi sistemli federatif İspanya devletinde Bask sorunu, totaliter-teolojik İran’da Kürd ve Azeri sorunu, ve monarşik Suriye’de Kürd sorunu nihai sözüme kavuşana kadar kanayan yara olmaya devam edecektir.

Üniter Türkiye’de Kürd Sorunu Çözülemez

Yukarıdaki örneklerden göründüğü gibi etnik sorunlar, yalnızca ulus devletlerde değil, federal sistemle yürütülen devletlerde de mevcuttur. Bu gerçeklik; nasıl ulusal, nasıl federatif devlet ve nerede ulusal, nerede federatif devlet sorularını gündeme getirmektedir.

Son yılların gelişmeleri, Federal Rusya’nın ve Federal İspanya’nın etnik bazda yaşanan sorunları çözme yolunda akılcı ve kapsayıcı adımlar attığına tanıklık etmekte. Bu devletlerde yıllardan beri merkezi yönetimle yerel yönetimler arasında yetki paylaşımının yasalarla garantiye alınması, bunun devlet adamları ve halk tarafından içselleştirilmiş olması; hükümetlerin etnik, milli-kültürel sorunların sözümü yolunda toleranslı ve akılcı adımlar atmasını kolaylaştırmaktadır.

Dominant halk (aslı unsur, ulusun nüvesi) dışındaki etnik birimlerin haklarına kıskançlıkla yaklaşılan Fransa ve Türkiye gibi devletlerin mevcut ulus-devlet statükosunu koruyarak etnik-kültürel sorunların nihai çözümüne ulaşması olası değildir. (İran ve Suriye totaliter rejimlerinin ise bir kere çökertilip yerinde başka sistemlerin oluşturulması gerekmektedir).

Somut olarak, Kuzey Kürdistan’da ve Türkiye’deki Kürd sorunun özü; kendi kendini yönetme sorunu olup tabiatıyla ulusal-siyasal bir sorundur. Kürdlerin yaşadığı kültürel, sosyal, eğitimsel ve ekonomik sorunlar, temel sorunun yalnızca parçalarıdır. Türkiyelilerin ve Kürdistanlıların çağdaş demokratik ilkeleri benimseme, içselleştirme ve uygulama sorunları da tüm yakıcılığı ile gündemdedir. Ancak demokratikleşme, veya demokrasi; Kürd sorununun esası değil, çözümü hızlandıran ilkeli adımlar serisidir, uygulama biçimidir. Çözüme zemin olacak bir rejimdir de, diyebilirsiniz. “Kürd sorunu demokratikleşme sorunudur” dediğinizde ise meselenin ulusal boyutunu bir tarafa itmiş olursunuz.

Demokratik enstitüleri, yasaları, uygulamaları, içselleştirilmiş demokrasi kuraları ile Türkiye’den on yıllar ileride olan Fransa ulus devleti, Korsika sorununu çözmekte acizse, nedenini demokrasinin azlığında değil, devlet idare sisteminin, ulus devlet modelinin ve hatta “demokratik cumhuriyet” yapılanmasının kendisinde aramak icap eder.

Topraklar Değil, Yetkiler Paylaşılmalı

Dolayısıyla, Türkiye’de Kürd sorununun çözümü için ilk adım olarak devlet idari sisteminin değişmesi, Ankara’nın yerel yönetsel birimlerle yetkilerini paylaşması gerekmektedir. Yerel yasama, yürütme, mahkeme organlarının merkezi yönetimle eşgüdüm içerisinde çalışma prensipleri Anayasal güvenceye bağlanmalıdır.

Tabii ki, bunun isimi federasyondur. Federalizmdir.

Kuzey’de Kürd siyasal yükünün ağırlığını omuzlayan kesimler, daha çok konfederalizmi öne çıkarıyorlar. Konfederalizmden bahsettiklerinde, böylesi bir sistemde oluşturulacak yerel yetki mercilerine ve merkezi koordinasyon görevleri ile donatılmış birimlere esrarengiz misyonlar biçerek, konfederalizme, belli bir sınır içerisinde yaşayan toplulukların en kapsamlı siyasal birimi, yani devlet birimi olma dışında bir anlam yüklemeye çalışıyorlar. Nasıl yorumlarsınız, yorumlayın, topluluklar arası ilişkilerin siyasal, hukuki düzenlemesi söz konusu olunca, konfederalizm; bağımsız devletlerin gönüllü birlikteliğinden oluşan bir sistem olmaktan öte bir anlam taşımaz. Öte yandan, günümüz koşullarında Kürdler açısından federalizm mücadelesi daha gerçekçidir, daha kolaydır. Çünkü federalizmde merkezi yönetimle yerel yönetimler Anayasal güvence çerçevesinde yalnızca yetki paylaşımına gidiyorlar; dolayısıyla topraklar değil, yetkiler paylaşılıyor.

Türkiye’nin Geleceğini Jeopolitik Pozisyonu Değil, Etno-politik Pozisyonu Belirleyecektir

Türkiye’nin üç kıtanın kavşağında yerleşmesinden kaynaklı elverişli jeopolitik konumu, onun değişik dünya güçleri ve bölge devletleri arasında manevralar yaparak ayakta kalmasını ve siyasal-ekonomik kazanımlar elde etmesini kolaylaştırmıştır. Teknolojinin ve iletişim hızının dünyamızı küçülttüğü ve giderek de küçülteceği çağımızda jeopolitiğin önemlini kaybettiğini iddia etmek safdillik olur. Jeopolitik bir siyasi sermayedir aslında. Dünyamız globalleştikçe, her tür sermaye el değiştiriyor ve ortak kullanıma açılır… Bu konuyu başka bir yazıda ele alacağım için yalnız şunu söylemeyi yeterli buluyorum: Türkiye’nin geçmişini önemli ölçüde jeopolitik pozisyonu belirlemiştir, geleceğini ise etno-politik pozisyonu belirleyecektir.

Kuzey Kürdistan sorununun da, Türkiye’nin Kürd sorunundan kaynaklı diğer yan sorunlarının da anahtarı federal çözümdür. Türkiye’nin etno-politik pozisyonu ve çevresinde baş gösteren olaylar, böylesi bir gelişmeyi zorunlu kılacaktır.

Yakın gelecekte ento-politik durumun, bir çok devletin idari sisteminin yeniden şekillenmesinde temel rol oynayacağına tanık olacağız.

Mesela, nüfuzunun yoğunluğu dominant halktan oluşan ve etnik “ağırlıklara” sahip olmayan Ermenistan, Beyaz Rusya, Yunanistan gibi devletlerin demokratik ulus devlet biçiminde mevcudiyetini sürdürmesi zor olmayacaktır. Ancak Türkiye, İran, Afganistan gibi etnik konfederasyon nitelikli devletlerde merkezi yönetim, yetkilerini yerel yönetsel birimlerle paylaşmak zorunda kalacaktır.

Türkiye cumhuriyeti devleti, imha, inkar, işkence, yalan-dolanlarla kendi çevresinde yarattığı çamur içerisinde usanmadan patinaj yapmaktadır. O araba, o çamurdan çıkmaz! Ta ki, fizik bilimine önem verilene kadar. Dikkatlere sunulur…

SÜRECEK…


Yazar: Hejarê Şamil
Tarih: 2006-06-03


Bu Köşe Yazısının yer aldığı yer: Kurdistan-Post.Org (Com) Kürdistan'in Özgür Sesi
http://www.kurdistan-post.com

Bu Köşe Yazısı için adres:
http://www.kurdistan-post.com/modules.php?name=Niviskar&op=viewarticle&artid=645