Tehditte Değil, Dostluğa İhtiyacımız Vardır!

Tehditte Değil, Dostluğa İhtiyacımız Vardır!


Radikal İki’de yer alan Silah Başına Değil, Masa Başına başlıklı yazımıza Murat Belge Radikal’deki köşesinde “Simetri/asimetri” ve “Nafilelik Duygusu” başlıklı iki yazıyla yanıt verdiğini ilgi duyanlar biliyor. Düzeyine okurların karar vereceğini düşündüğümüz bir yazı ise Rıdvan Akar’dan gelmişti. Arkasından Ayşe Hür Murat Belge hocamızla tartışmaya girdi. Buraya kadar her şey, olumlu ve olumsuz yanlarıyla birlikte aydınlar arası tartışmaya özgü alışılmış bir seyir gösterdi. Derken, konu bir anda, Ertuğrul Özkök’ün yazısıyla şu anda süregiden psikolojik savaş alanına sıçrayıverdi. Özkök bizim görüşlerimizi dolaylı biçimde “özetledi” ve Ahmet İnsel, Murat Belge ve Tarık Ziya Ekinci’nin isimlerini sitayişle anarken, bizi kendi istediği yere koyuverdi. Biz Ertuğrul Özkök’ü bir tarafa koymuş, diğer eleştirilere cevap niteliğinde bir yazıyı yayınlamak Radikal İki’ye gönderdik. Radikal İki yazımızı yayınlamayınca, söz konusu yazıyı Gündem Gazetesi 15 Mayıs 2006 da yayınladı. Düşüncemizi Radikal İki değil Gündem Gazetesi yayınlandı. İsterdik ki tartışmalarımız Radikal İki de sürsün, ama değerli okurlarımız gördüğü gibi bizim böylesi bir olanağımız yok. Değerli hocalarımızın da bu konuda desteklerini alamadık. En azında kendi köşelerinde bu desteği verebilirlerdi.

Bize karşı bu üç ismin, (Ahmet İnsel, Tarık Ziya Ekinci ve Murat Belge) her hangi bir desteğe ya da övgüye ihtiyaç duyacağını düşünmüyoruz. Ama şunu düşünüyoruz: Ertuğrul Özkök gibi “ağırlıklı” bir ismin karşısında, bizim övgüye değil ama sanırız desteğe ihtiyacımız olabilir. Tıpkı bir zaman M. Ali Birand ve Cengiz Çandar desteğe ihtiyaç duyduğu gibi. Yeni bir 28 Şubat dönemine girdiğimiz şu sıralar, bu gerçeği hatırlamakta sayısız yarar olabilir.

Tartışma bu yeni boyuta evrimleşince, artık “Kürtlerle birlikte değil de, Kürtlerin yerine –ve bir iki ‘alternatif’ Kürt’ün de katılımıyla- Kürt sorununu düşünme” tarzını eleştirdiğimizi uzun uzadıya anlatmak anlamsız hale geldi.

Ama yazımızın yorumlanış biçiminin bize karşı bir önyargı yarattığına ve bunun da sözü edilen büyük bir gazetede dile getirildiğine, izninizle değinmemiz gerekecek. İçinden geçtiğimiz kritik dönem, tartışma üslubunun olağanüstü önem kazanmasına neden oluyor. Bu da tartıştığımız konunun, yalnız Türkiye’yi değil, tüm dünyanın gözünü diktiği petrol bölgesini ilgilendiren Kürt sorunu olmasından ileri geliyor. Ortada yalnız tartışan aydınlar değil, savaşan büyük güçler var. O nedenle, tartışma sürecinde birbimizle kurduğumuz her ilişki, kaçınılmazlıkla işte bu savaşan büyük güçlerin propaganda dünyasında yankı buluyor.

Ertuğrul Özkök “Kürt haklarını savunan birçok Türk aydını ve birlikte yaşama kültürünü yerleştirmeye çalışan samimi Kürt aydını, çok önemli ve yapıcı yazılar yazıyor.
Mesela Ahmet İnsel, Murat Belge, mesela Tarık Ziya Ekinci.
Buna karşılık hepimizi çileden çıkartan ilkel kışkırtıcı yazılar da yayınlanıyor. Mesela, şu tezi işleyenler bile var: “Türklerin milliyetçi olmaya hakkı yoktur; ama Kürtlerin milliyetçi, hatta ırkçı olmaya bile hakkı vardır.” O nedenle “Türkler paşa paşa masaya oturacak’ diyenlere bile rastlıyorum.”

Daha da önemlisi şu satırlar: “Bazı Kürt ve fahri Kürt aydınları, artık işi “provokasyon yapmaya” kadar götürüyorlar.”

Arkasından da bizim gibi yazarlara çağrı yapılan şu satırlar geliyor:
“Eğer PKK'lı değillerse, bizim gösterdiğimiz cesaretin onda birini PKK'ya karşı gösterebilirler mi?” Onun “cesaret” dediği şeyi göstermezsek, “PKK’li sayılacağımız” çok açık. Nasıl bir ortamda tartışmaya çalıştığımız sanırız yeterince anlaşılıyor.

“Provokasyon” olarak nitelenen, “Türkler paşa paşa masaya oturacak”, “Türklerin milliyetçi olmaya hakkı yok, Kürtler milliyetçi, hatta ırkçı olma hakkına sahip” diye tahrif edilen bizim de paylaştığımız görüşleri izninizle bir de biz bir kere daha özetlemek istiyoruz:

PKK’li olmayan Kürtlere ve Kürt yasal hareketini temsil eden DTP’ye “PKK’yi lanetleyin, ya da PKK’yi (“derin irade”yi) safdışı bırakın” demenin savaşı önlemek bakımından hiç bir pratik karşılığı yoktur. Çünkü devlet bile, şu anda da PKK’yi lanetleyen Kürtlerle ve Kürt partileriyle masaya oturmanın hiç bir anlam taşımadığını bildiği için onlarla masaya oturmuyor.

Çare, verili savaş durumunu sona erdirmenin politik, sosyo-politik ve sosyo-psikolojik koşullarını yaratmak için, (askeri ya da silahlı güçler savaşırken) hangi tarafı desteklerse desteklesin ya da taraflar karşısında tam bir tarafsızlık konumunda olsun, tüm silahsız, sivil güçler arasında diyalog kurmaktır. Örneğin, bir Kürt Konferansı yaparken, başka koşullarda kimsenin itiraz etmesi mümkün olmasa da, bugünkü verili durumda, o konferansın bileşimine “silahlı şiddetten yana olduğu” gerekçesiyle bir kısım silahsız ve sivil güçlerin temsilcilerini almamak gibi bir yöntemden vazgeçmek gerekir.

Ve nihayet, şu soruna bir çözüm bulunmalıdır: Türk ve Kürt aydınları içinde “PKK’yi reddeden” ve “PKK gerçeğini kabul eden”ler arasında barış sürecine katkıda bulunmak için, bu farklılığa rağmen nasıl bir ortaklık sağlanabilir? Hatta içtenlikle barış isteyen, ancak PKK’ye karşı, örneğin TSK’nin ya da Türkiye Cumhuriyeti devletinin sonuna kadar haklı olduğunu düşünenlerle, böyle düşünmeyenler arasında, barış sorununda bir ortaklık kurulabilir mi? İkinci soru budur.

Peki bu görüşlerimizin “provokasyon”, olarak değerlendirenler provokasyon yapmış olmuyorlar mı?

Değerli yazarlarımız dağdaki telsizlerinden her gün “kayıtsız, şartsız teslim ol” çağrısı dinleyenlerin, Türk aydınları tarafından yapılan “kayıtsız, şartsız silah bırak” çağrıları karşısında, bu çağrıları bir gün bile “herhangi bir ortaklığı öldürmek için birebir” çağrılar olarak değerlendirmediklerini, bu çağrıları, “bir şey yapma imkanı bir yana, bir konuyu birlikte konuşma imkanını bile ortadan kaldıran” çağrılar olarak yorumlamadıklarını, alınmadıklarını, küsmediklerini hatırlatmak isteriz.

Ertuğrul Bey’in farklı düşünce söyleyenlere bu nedenle tahammülü yoktur. Hele Kürtlerle ilgili konularda. Ertuğrul Bey’in tahammülsüzlüğü acaba isminden mi geliyor? Yoksa gizli yapılan kimi anlaşmalar mı bozulduğu için Ertuğrul Bey öfkeli. Kürtlerin ve Kürtlerle ilgili yazılan yazılara günlük yayınlarda “yer vermemek” gibi gizli yapılan anlaşmalar. Öfke bundan mı kaynaklanıyor? Ertuğrul Bey iyi bilmelidir, hiçbir şey öfke kadar insan düşüncesini saptırmaz. Çünkü öfke kendinden hoşlanan, kendini şişiren acımasız bir hırstır, duygudur.

Ertuğrul Bey’e göre Kürtlerde kim oluyor, onlar düşünce söyleyemezler. Hele hele alışa gelmiş düşünceselden farklı bir şey söylemeleri asla olmaz. Yollunu şaşırmış kimi “şımarıkları” da Ertuğrul Bey tehditlerle yolla getirmeye çalışıyor. Çünkü onun gibi düşünenlere sadece “Beyaz Kürtler” gereklidir.

Ertuğrul Bey gibilerin görevi Kürtleri tehdit etmek ve kışkırtmalar yapmak değilse, düşünce tartışsınlar. Düşünce çatışmalarından ne kırılmalıyız, ne de yılmalıyız.

Bu güne kadar kırk bin’in üzerinde insanımız öldü, sayısız değerlerimiz yok olup gitti. Ülkemiz yangın yerine dönmüş, tükeniyor.

Ertuğrul Özkök “Ben Hürriyet Gazetesi’nde “Kürt” kelimesini telaffuz eden ilk yazarım” diyor. Allah Ertuğrul Bey’den razı olsun “Kürt” demeseydi halen o insanların adı “Kart- Kurt” olacaktı.

Ertuğrul Bey”e hangi tarihten beri kendisine verilen köşede Kürt sözcüğünü telaffuz etmeye başladı? 12 Eylül 1980 da sonra onbinlerce Kürt yurtseverinin Diyarbakır zindanlarında, işkencelerden geçtikleri zaman Kürt sözcüğünü telaffuz etti mi? Sayısız değerlerini yitirerek, milim, milim direnerek onurlarını korumaya çalışan Kürtleri telaffuz ettin mi? 150 yıldan fazladır ağır bedeller ödeyerek Promethtus gibi tanrılardan ateş çalarak ısınmaya ve aydınlanmaya çalışan Kürtleri telaffuz etimi. Üç nesildir sürgünde doğan Kürtleri telaffuz ettin mi?

Günaydın Ertuğrul Bey, Kürt sorunu artık sadece Türkiye’nin önemli sorunu değil dünyanın da gündemini oluşturuyor.

Ertuğrul Özkök, barışın sağlanması için bir şeyler söyler, bir şeyler yap! Sayın Özkök, demagojileri ve tehditleri artık bırak. Kürtlerin barış için, bölge halklarının kardeşliği için yitirdikler değerler Kaf Dağı kadar büyüdü!

 


Yazar: Ömer Ağın
Tarih: 2006-05-28


Bu Köşe Yazısının yer aldığı yer: Kurdistan-Post.Org (Com) Kürdistan'in Özgür Sesi
http://www.kurdistan-post.com

Bu Köşe Yazısı için adres:
http://www.kurdistan-post.com/modules.php?name=Niviskar&op=viewarticle&artid=637