Hejar Şamil
SAÇMALIK
Kadının rolü hakkında “ev hizmetçiliği ve fahişelik dışında her hangi bir şeyler dile getirdim anda beni anda feminist olarak tanımlıyorlar”.
Deym Rebekka Uest
(İngiliz yazar
1892-1983)
Türk devletinin Allah’tan aşağı en büyük tapınak olduğuna iman getirip bu olguyu anlam bilme saçmalığına tutulanlar, Kürtlüğü Kürtlerin kafasından, yüreklerinden silme çabası dışında ve devleti bir Kürtün beynine, ruhuna daha yerleştirmekten gayri Kürtlükle ilgili her hangi bir şeyleri dile getirenleri PKK’li olarak tanımlıyorlar.
Türk devletinin, Kürtlüğü PKK’lilikle eşit ele alma yaklaşımı, PKK için bir artıdır, üstelik şereftir. Son yıllarda bu örgüte yapılan tüm haklı-haksız eleştirilere rağmen, PKK böylesi bir şereflendirilmeyi direnişçi geçmişiyle fazlasıyla hak etmiştir. Ancak devletin görevi, en baş düşmanı saydığı PKK’yi şereflendirmek olmasa gerek?!
Bu soruya “baştan beri PKK ile Türk devleti işbirliği içerisinde olmuştur, şimdi de Kürt sorununu çözümsüzlüğe itmek için paralel politikalar yürütmektedirler” biçiminde yanıt verme basitliğini, siyasal karşıtlığın insanları kendi yanlına inanmaya zorlayan saçmalığı olarak tanımlayarak geçelim. PKK’nin narsisçi inatçılığından dolayı Kuzey Kürdistan siyasal zemininde Kürtler arası hoşgörü ortamı yaratma sorumluluğunun bilinci ile hareket edemediğini de geçelim. Yapılan hakaret boyutlu eleştiriler, söz konusu yetersizliğe denk değildir.
Soru şuydu: Neden devlet kafalı her Türk için devletin icazet çerçevesi dışında “Kürt” kelimesini dile getiren her kes “PKK’lidir?
Türk yönetim erkanı saçmalık tutkunudur; en kısa yanıt budur.
Bir dönemler, Kürt ulusal bayrağındaki yeşil, kırmızı ve sarı renklerinden oluştuğu için trafik lambalarındaki renklerin değiştirilmesi Türk siyasal çevrelerinde tartışılmıştı. Yüzeysel bakıldığında böylesi bir öneriyi sunan siyasetçiye aptal adam, yada budalanın teki dememiz gerek. Türk devlet adamlarının, siyasetçilerinin, devleti kafasında taşıyan “bilim adamlarının” ve sıradan vatandaşların yüzlerce böylesi budalaca önerilerini ve emellilerini hatırladığımızda ise bu işin, yani bu saçmalığın köküne inmek zorunluluğu ortaya çıkar.
O günden bu güne devletçi Türkler değişti, saçmalıktan arındılar demeyin. Mantalite aynıdır. Son yıllarda devlet sisteminde kaba ellerle zevksiz bir makyaj yapılmış, hafiften bir görüntü değişikliği ortaya çıkmıştır. Bu yılın Mayısında Ulusal Demokratik Çalışma Gurubu üyeleri İbrahim Güçlü, Zeynelabidin Özalp ve Ahmet Sedat Oğur’ün, bir basın açıklaması yaptıkları sırada göz altına alınıp “PKK terör örgütünün amacının propagandası yapmak suçunu işledikleri” gerekçesiyle tutuklanmaları saçmalığın daniskasıdır. Adamlar PKK’ye göbekten muhaliftir bir kere. Ancak budala buna bakmaz ki… Neden bakmadığını, bakmaması gerektiğini açıklamaya çalışacağız işte.
Unutmadan söyleyeyim: Geçen yılın sonunda “Peri” yayınevinde iki kitabım yayınlamıştı: “Gülnar ve Öcalan. Öcalan’ın Moskova Günleri” ve “Diaspora Kürtleri. Sovyet Kürtleri hakkında tarihi güncel inceleme” isimli her iki kitap hakkında “PKK propagandası yapıldığı” gerekçesiyle Türkiye mahkemelerince dava açılmıştı. İsminden de belli olduğu gibi “Diaspora Kürtleri”, PKK ile alakası olmayan konuda yazılan bir inceleme kitabıydı. Ne var ki, bu kitabın davası aylarca sürdü ve yayıncım değerli Ahmet Onal’ın başı aylarca ağrıtıldı. Ancak boydan boya PKK’yi konu alan “Gülnar ve Öcalan” hakkında “takipsizlik kararı” verildi. Şimdi bu budalalık değil de nedir?
Saçmaya tutkunluk; düzenli düşünen, eğitimli ve bilgili insanlardan ve de oturaklı siyasal sistemlerden uzak bir durum değildir. Saçma tutkunlarının kendi amaçlarında başarılı olduğu da istisna sayılmaz. Saçmalık ve budalalık davranışlarıyla başarıya ulaşan insanların yaşamını incelemiş çokça akıllı insan geldi geçti dünyamızdan. Polonyalı espri ustası Henrik Yagodzinskiy (1928) “Bana anlamı gösterin; hangi saçmalığı ve budalalığı isterseniz yapayım” demişti.
19 yy. Rus tarihçisi Vasiliy Klyucevskiy ise “En yenilmez insan; aptal olmayı kendisi için korkunç görmeyen kişidir” buyurmuştu.
Yanlış mı?
Memuru, bilim adamı, siyasetçisi ile “Büyük Türk devleti”ni korumanın anlamını Kürtlerin inkarında ve imhasında gören her Türkiyeli, Yagodzinskiy’in bahsini ettiği biçimde en akıl dışı saçmalığı ve budalalığı yapmak güçündedir.
Diğer yandan Türk devlet yetkilileri, Kürtlerin ezilmesi için makul saydıkları hiçbir akıldışlılığı suç olarak görmemektedirler. Şimdi mantık bu, muhakeme yürütme tarzı böyle. “Amaca ulaşmak için her yöntem makuldür” diyen Makiavelli, akıl öğretmiyordu kimseye; siyasete bulaşan, nefsine ve kariyerine düşkün insanın hücrelerine kadar işlemiş var olan bir olgunun tahlilini yapıyordu.
Amaca ulaşmak için akıldışlılığı, saçmalığı ve budalalığı erdem görenlerin mantığı kendi zemininde sağlamdır aslında. Türkiye’nin 70 yıldan beri Kürtlere yönelik yürüttüğü saçmalık serisindeki mantık her zaman şöyle olmuştur: 1. Kürtler yok sayılmalı ve bastırılmalı. 2.Kürtleri Kürt olduklarından ötürü ezmek kabul görmediği için “terörist” (daha önceki Kürt isyanları döneminde “şaki”, “haydut”) olarak lanse edip ezmeli, başını kaldıranın kellesi koparılmalı.
Kürtlerin kanı, gözyaşı ve üzüntüleri üzerinde kurulan bir devlet gerçeği var. Ermenilerin başına getirilenler, Kürtlerinkinden daha az feci değildir. Bu böyle bir devlettir. Geçmişi böyle olan bu devletin; koruyuculuğunu yapanlar ne bileyim ne ilkelerine sadakat yeminleri içmekten ve içtirmekten usanmadıkça, geleceği değişmez ve geleceği de geçmişinin kanıyla sulanmıştır demektir. Kan, gözyaşı, üzüntü ve işkence Türk devletinin var oluş anlamı kapsamına girer. Bu anlam için her saçmalık yapıldı, yapılıyor, yapılacaktır.
Türkiye’de 80’de başlayan silahlı mücadele hedeflediği sonuçlara ulaşmadığı ve bunun itirafını yaptığı dönemden sonra bırakın baştan beri umutsuz yaşayanları, hatta kendini canıyla, kanıyla kurtuluşa adamışlar bile Türk devleti koruyucularının “bu devlet sonsuza kadardır” propagandalarının ağına takıldılar. “20 yıl silahlı mücadele yürütüldü, ama DEVLETİN BİR ÇİVİSİ DAHİ OYNAMADI” diyenlerle devrimci-yurtsever kesimler içerisinde sıkça karşılaşılır oldu.
Bunun nedenini kendi aşiretsel çıkarlarını korumak için Türk devletinin itimadını kazanmak hevesiyle Şex Sait’in oğlu Ali Rıza’nın İran’a geçmesine engel olmak isteyen, daha sonra Türklere baş kaldırıp Ağrı’da soylu bir direniş sergileyen değerli Bro Heski Tello’nun; Ebdulselam Barzani’yi Türklere teslim etme girişiminde bulunan büyük Kürt kahramanı İsmail Ağa Simko’nun siyasal psikolojilerinin içimizdeki devamında aramak yerine Atatürk’ün dehasında ve ne bileyim İsmet İnönü’nün Lozan’daki “namertliğinde” arama basitliğine düşüldü.
Hayır!
Kürtler Türk, Arap, Fars gücünün kurbanı olmaktan çök kendi zayıflığının rehini olmuştur tarihten bu yana. Güçlü Türkiye efsanesi, zayıf Kürt öyküsünün devamından başka bir şey değildir.
1923’ten bu yana yüz binlerce Kürdün kanı üzerinde kurulan, geçmişiyle yüzleşmekten korkup tiril tiril titreyen Türk devletinin çarmıhta tuttuğu Kürdün ellerinin, ayaklarının çivisi oynamışsa, gömdüğü Kürdün tabutunun çivileri sökülüp atılmışsa, “bu devletin tek bir çivisi bile oynamamıştır” demek, bir saçmalıktır. Bu devletin çivileri, Kürdün bedenine, yüreğine, beynine, ruhuna çaktığı çivilerdir ki, bunlar çoktan oynamıştır.
Saçmalık son bulmak durumunda. Fazla sürmez. Kürtler, kendilerine yönelik uygulanan saçmalık politikalarından bıktı, usandı. Amed direnişi, Kuzey Kürdistan’ın saçmalıkların kurbanı olmaya çok daha tahammül göstermeyeceğinin haykırışıdır.
Bir de bu Güney rüzgarı… Var olan paslı çivileri öyle bir söküp atacak ki!..
hejare_shamil@hotmail.com
Yazar: Hejarê Şamil
Tarih: 2006-05-27