Bingöl Neden Ankara’yı Dövüyor

Bingöl Neden Ankara’yı Dövüyor

Danıştay’a yapılan kanlı baskının ardından ortalık yine toz duman. Kimine göre olay bir dinci terörü, kimine göre hükümete yönelik bir komplo, kimine göre ise derin devletin ülkücüler eliyle çeşitli kesimlere iletmek istediği bir gözdağı mesajı….!

Kuşkusuz bu tespitlerin hepsinde bir doğruluk payı var. Ancak Neve Şelom Sinagoguna yapılan baskın, TİT, Susurluk Çetesi, Hizbullah, MHP’li eski belediye başkanı Hikmet Tekin, Yaşil, itirafçı Hidayet Bozyiğit ve daha bir çok olay ve isimlerle sık sık gündeme gelen Bingöl ismi bizi olayların güncel siyaset boyutundan çok sosyolojik boyutu üzerinde durmaya zorluyor.

Bingöl sadece sağ uçlarda değil, aynı zamanda ulusal boyutta da en uçta kişilikler yetiştiren bir coğrafyanın ismidir. 49’lar olayında yer alan en az 6-7 isim Bingöllü. Kürdistan tarihinin yakın dönemine damga vuran Sait Elçi Bingöl’ün Zeynebê Köyünden, Sait Kırmızıtoprak’ta Bingöl’ün Xormek aişireti-Ciwarik Köyünden (Nüfus kaydında Dersim-Nazımiye). Yine son dönem Kürdistan Ulusal Kurtuluş Mücadelesinin ilk şehidi Avukat Şakir Elçi de Bingöllü. PKK’nin kurucularından Hayri Durmuş ile Mustafa Karasungur da aynı coğrafyanın çocukları. PKK içinde yer alan Bingöllülerin tümüne yakını gerillada en üst düzeyde komutanlık görevlerini yürütmüşlerdir. Herhalde tüm bunlar bir tesadüf olmasa gerek!

O halde Bingöl coğrafyasının yetiştirdiği onca kişiliğin sürekli olarak siyasal yelpazelerin uç boyutlarında yer alması tesadüflerle açıklanamaz!

Kısaca Bingöl’ün Demografik Yapısı

Şemsettin Sami, Kamusul Alem isimli kitabında etnik yapı olarak Bingöl’ün arı bir Kürt kenti olduğunu söylese de Bingöl de 70 kadar Arap ve bir o kadar da Türk kökenli (Kakoş ve Dadaş) aile yaşıyor. Yedisu, Yayladere, Kıği, Sancak ilçelerinin tümü ile Bingöl merkezinin üçte biri Alevi-Kurmanc-Zaza. Karlıova ile Adaklı suni Kurmanc, Solhan, Genç ilçelerinin tümü ile Bingöl merkezinin üçte ikisine yakını Suni Zaza ve yüz kadar aile de Liceli Suni Kurmanclardan oluşuyor. Musyan (Yamaç) ise Dini etkilerin ağır bastığı Kürt-Zazalardan oluşuyor. Bununla birlikte bu ilçede birçok soyadın başında yer alan “EL” eki nedeniyle Yamaç’lıların Arap kökenli olduklarını iddia edenler de var. (Elhakan, Elelhakan, Elaltunkara, Elaltunbay, Elaltunperi gibi.) Ancak bu iddianın gerçeklerle hiç bir bağlantısı yoktur. Soyadı Kanunun ömrü daha 70 yıl bile olmadı. Oysa ki Musyanlıların bilinen geçmişi en az 700 yılı aşkındır ve tek biri bile Arapça bilmiyor.

Bingöl’ün bilinen eski ismi Cabaxçur’dur. Bu deyim Zazçada “Cê awek çır (Şelale Suyunun bulunduğu yer) kelimelerinin bileşkesinden oluşur. Coğrafik olarak Cabaxçur’un bir kolu Diyarbakır’a Diğer kolu ise Elazığ’a uzanır. Ulusal ve dini İdeolojik dünya bakış açıları da bu iki şehre uzanan kollara göre şekillenmiştir. Türkçülük ise daha çok oraya gelen memurlarla inşa edilen yatılı okullar ve Kakoşlar eliyle yerleştirilmeye çalışılan yapay bir ideolojik bakış açısı olmaktan öteye gidememiştir.

Bingöl’de Siyasal Davranışın Dayandığı Temel Olgu

Aslen Bingöl/Gençli olmama rağmen bir yüksek lisans tezi çalışması nedeniyle ilk defa 1987 yılında Bingöl’e gittim ve orada uzunca bir süre kaldım. Tez konusu olan “Doğuda Toplu Oy Verme Neden/leri”ni araştırmaya çalıştığım o süreçte Bingöl’ün sosyal yapısını yerinde inceleme ve bura insanının siyasal tutumlarını irdelemek olanağını buldum.

Bu çalışma sonrasında Bingöl insanı ile devlet arasındaki ilişkinin “korku ve himaye paradoksuna” bağlı olduğuna tanık oldum. Gerçektende Bingöl’de yıllardan beri uygulanmakta olan çok özel bir rejim vardı ve bu rejim uygulamalarının bir sonucu olarak Bingöl insanı devlete karşı derin bir korku içindeydi. Birey ve birey toplulukları bu korku nedeniyle kendilerine yönelecek olan tehdidi sınırlandırmak ve savmak için sosyal iç güdüsel bir davranışla bir güvenlik şemsiyesi oluşturmuşlardı. Bu nedenle de kendilerinden olan ancak devlet ile de yakın olabilen öncülük vasıflarına haiz bazı kişi ve kurumlara siyasal bazı roller vermişti. Bunlar bazen bir ağa, bazen bir şeyh ve bazen de bir aydın olabiliyordu. İşte Bingöl’de toplu oy verme nedeni de bu paradoks ile şekilleniyordu.

Bingöl insanının devlet ile bu biçimde oluşturduğu ilişki, Batı Avrupa Toplumlarının Feodal dönemde serf (köylü) ile senyör (bey, ağa) arasında kurduğu ilişkilerin bir benzeriydi. Ve bu ilişki çağdışı ilkel bir ilişki idi. Oysa ki günümüzün modern devletleri, sosyal hizmet ve siyasal kurumları gelişmiş, kanun karşısında eşit haklara sahip özgür vatandaşlardan oluşan kurumlar bileşkesi bir aygıttı. Ancak Bingöl insanı böyle devlet yapılanmasından habersizmişçesine idarenin yaptığı eylem ve işlemlerden dolayı devlet erkini ancak bu biçimde sınırlandırabiliyordu.

Devlet ile halk arasında korku-himaye paradoksuna dayanan bir ilişki biçiminin hakim olduğu Bingöl’de hukuk yoluyla hak arama düşüncesini geliştirme istemi bende, meslek yaşamına bu coğrafyadan başlama arzusunu doğurdu. Üstelik bu realite bir hukukçu için ekonomik bir riske katlanmadan kendi mesleğini icra etmeyi de olanaklı kılıyordu.

Meslek yaşamımın daha ilk günlerinde siyasi vakıalar bir yana adli vakıalarda bile Bingöl’de toplu bir cezalandırma sisteminin de yürürlükte olduğuna tanık oldum. Örneğin bir kız kaçırma olayında bile nerede ise bir köyün tümü karakolda işkenceye alınıyor ve mahkemelerde süründürülüyorlardı. İdari işlemlerde ise tam bir keyfilik söz konusuydu. Hatta tapu kadastro ve arazi davalarında bile askeri şiddet bir çözüm gücü olarak kullanılıyordu.

Bu uygulama ve işlemlere karşı yürüttüğümüz küçük bir çalışma ve elde ettiğimiz birkaç küçük başarı çok kısa bir süre içinde etrafımızda tahmin edilemeyecek kadar bir ilgi alanının oluşmasına neden oldu.

Danıştay baskınını gerçekleştiren Avukat Aslan Alparslan Bingöl’ün Adaklı ilçesinin Çanakçı köyünden Kurmanc bir ailenin çocuğu. Aslan, bu eylemini Müslüman bir ülkede yasaklanan başörtüye karşı bir Müslüman’ın doğal refleksi olarak değerlendirse de Ergenekon’un on bir kolundan biri olan Vatansever Kuvvetler Güç Birliği Hareketi’ne bağlı olduğu artık gün gibi açık. (bak. www.yesil.com- Kırmızı Kitap) Aslan ve onun bağlı bulunduğu siyasal organizasyon ne olursa olsun bu olay, benzer diğer olaylarda olduğu gibi Bingöl’e uygulanmış ve uygulanmakta olan çok özel bir politikanın ürünü olarak değerlendirilmelidir.

Çok Özel Rejimin Bingöl’de Yarattığı Sonuç

Çok özel rejimlerin ve politikaların uygulandığı alanlarda çok özel kişiliklerin çıkması da kaçınılmazdır. Bu kişiliklerin şu veya bu kanatta olması özünde eylemin niteliğini ve hedefini değiştirmiyor ve her halükarda şiddet, gayrı insani uygulamalarının sahibi olan gayrı meşru rejime ve devlete yöneliyor.

Çok özel bir rejimin uygulandığı Bingöl, Kemalizm’e karşı büyük bir kin ve öfke duymaktadır. Türkçü-Kürdü de, dincisi de ulusalcısı da Kemalist devlete düşmandır. HEP, HADEP gibi partiler de Kemalist SHP ve CHP ile yaptıkları seçim ittifakları nedeniyle Bingöl’de seçimi kaybetmektedirler. İdeolojik ve politik söylem ne olursa olsun işin gerçeği budur.

Deprem felaketinde bile ekmek, çadır isteyen Bingöl halkının üzerine kurşun yağdıran gayrı meşru çok özel rejim, gayrı insani uygulamalarla Bingöl’de yandaş oluşturduğunu hayal ede dursun. Yaşanmış ve yaşanmakta olan gerçekler bize rejimin yarattığı bu derin korkunun kin ve öfkeye dönüşerek devleti tüm bedeninden vuracağını gösteriyor.

Ve işte Bingöl de bunun için Ankara’yı dövüyor.

Hüseyin TURHALLI

azina2004@hotmail.com


Yazar: Hüseyin Turhallı
Tarih: 2006-05-24


Bu Köşe Yazısının yer aldığı yer: Kurdistan-Post.Org (Com) Kürdistan'in Özgür Sesi
http://www.kurdistan-post.com

Bu Köşe Yazısı için adres:
http://www.kurdistan-post.com/modules.php?name=Niviskar&op=viewarticle&artid=633