Kürtler “Baştankaralar” Gibi Bir Topluluk Olabilecekler mi?

Kürtler “Baştankaralar” Gibi Bir Topluluk Olabilecekler mi?


 


İngiltere’de süt dağıtım sistemi çok eskilere dayanır. 20.yüzyılın başlarında sütçüler kamyonetlerle getirdikleri süt şişelerini evlerin kapılarına bırakırlardı. O zaman süt şişelerinin ağızlarında kapakları yoktur. O dönem İngiltere’de bahçelerde yaşayan iki ayrı kuş türü olan baştankaralar ve kızılardıçlar bu kapaksız süt şişelerine dadanırlar. Şişelerin ağzındaki süt kaymağını yemeye başlarlar. Kaymak kuşların yediği alışılmış besin kaynaklarından çok daha zengindir ve bu iki kuş türünün sindirim sistemleri bu alışılmadık besinle baş edebilmek için belli bir değişime uğrar.


Derken, iki Dünya Savaşı arasındaki dönemde, İngiltere’deki süt dağıtıcıları şişelerin ağzına alüminyum kapaklar taktılar. Bütün baştankaralar familya olarak yine kapakların altındaki kaymağa ulaşmayı başarırlar. Bu başarı, onlara varlığını sürdürme mücadelesinde bir üstünlük sağlar. Kızılardıçlar ise familya olarak kaymağa bir daha ulaşamadılar. Kimi zaman tek tek bazı kızılardıçlar süt şişelerinin kapaklarını delmeyi öğrenseler bile, familya olarak bu kuş türünün kaymaya ulaşmayı bir türlü başaramaz. Kısacası baştankaralar son derece başarılı bir kuramsal öğrenme sürecinden geçtiler. Kızılardıçlar ise öyle bir yaşamı yakalayamazlar.


Bir zaman sonra bu konuyla ilgili bir araştırma yapan, Kaliforniya’daki Berkeley Üniversitesi’nin öğretim görevlisi Allan Wilson’a bu iki kuş türü arasındaki fark, sosyal yayılma sürecinden, baştankaraların becerilerini birbirine aktarma biçimlerinden kaynaklandığını öğrenir. İlkbaharda, baştankaralar yavrularını yetiştirene kadar çiftler halinde yaşarlar. Yaz başlarında, yavrular kendi başlarına uçmayı ve beslenmeyi öğrendiğinde, baştankaralar sekizli onlu sürüler halinde grup oluşturarak bir bahçeden öbürüne uçar dururlar.


Kızılardıçlar ise hâkimiyet kuran kuşlar olduğunu görür. Erkek bir ardıç başka erkeğin kendi hâkimiyet alanına girmesine izin vermez. Bu kuş türü gurup halinda yaşamayı sevmezler.


Sürüler halinde yaşayan ve bir birine bağlı olan baştankaralar, bu nedenle daha hızlı öğrenirler, varlıklarını sürdürme ve genişleme olanaklarını artırırlar. 1974 de ki petrol krizinde Schell Petrol Şti. bu deneyimden de yararlanarak sorununu aşmaya çalışır.


Yüz yıllı aşkındır demokratik hakları için mücadele edipte bir türlü hak elde edemeyen Kürtlerin tarihine baktığımızda yaşamları daha çok kızılardıçlarınkine benzemektedir.


Fehmi Fırat’ın da, Kürtlerle ilgili söylediği sözler bu düşünceleri doğrular nitelikteydi. Fehmi Dayı: “Kürtlerin ve Ermenilerin yürüşleri bir birinden farklıdır. Kürtler sanki bir hendeğin veya çalının üstünde atlıyorlarmış gibi yürüyorlar, Ermeniler de düzgün ve alçak adımlarla yürürler. Yürüyüş biçimlerinden de anlaşılıyor ki Kürtler dağlı bir milletir” derdi.


Kürtler bu makûs talihlerini yenebilecekler mi? Yaşadıkları yanlışları aşabilecekler mi? Gruplar halinde yaşamayı öğrenebilecekler mi, yani ulusal birliklerini kurabilecekler mi?


Bunun için cesur ve somut adımlar atmaları gerekiyor. Sıkça tekrarlanan bir söz var. “Doğru bir politika, somut koşuların, somut tahliline dayanır.” Güncel somut durum nedir? Bu gün Kürt sorunun çözümünün her hangi bir biçimi üzerinde ısrar etmenin bir yararı olacağının sanmıyorum. Çünkü taraflar çözüm “biçimi” henüz hazır değillerdir. Bu durum, çözüm biçimi için önerilerde bulunulmasın anlamına gelmemelidir. Kuşkusuz her kesin düşüncesini ve çözüm önerilerini söylemesi yararlıdır. Özellikle Kürtler olarak.


Ancak önerilen çözüm biçimleri sorunun özüne uygun olması ve ileri de Kürtlerin ayağına dolaşmaması koşuluyla yararlıdır. Güncel ve somut görev, çözüm biçimleri yerine, çözüm yöntemleri üzerinde düşünmek ve önerilerde bulunmaktır.


Ben demokratik, barışçı ve sivil çözüm yönteminin, Kürt sorununun çözümünün önünü açan seçenek olduğuna inanıyorum. Bu yöntem herkesin yararınadır. Çünkü bu hem üretici güçlere tahribat vermeyen, hem de halklar arasında kin ve nefretin gelişmesini engelleyen insancıl yöntemdir. Bu yöntemin en çok Kürtlere yararı vardır. En önemlisi Kürtlerin içinde de var olan şiddetin sökülüp atılmasına katkı verecektir. Kürt sorunu ile ilgili Ankara da birden fazla düşünce olduğunun ve bu düşünceler arasıda ciddi bir koordinasyonun olmadığını Mısır’daki sağır sultan bile biliyor. Sadece bu nedenle de olsa barışçı demokratik çözüm yöntemi yalnız ilke olarak değil, pratik politik tavır olarak ta büyük önem taşıyor.


Bu nesnel durumu başta Türkler olmak üzere Hükümet ve partiler iyice kavramalıdırlar. Bu nedenle DTP’nin sunduğu barış planı pratik tarihsel bir önem taşıyor. Çünkü DTP hem barışın öznesi, hem de nesnesi olmak istiyor. Hükümetin bunu ciddiye alması gerekiyor. DTP’nin, benzeri partilerin ve tüm Kürtlerin özgürce politika yapmaları için gerekli olan yasal ve demokratik olanaklar sağlanmalıdır. Topraklarımızda sonsuza dek silahların susması isteniliyorsa, Hükmettin cesur adımlar atması gerekir. Kürt sorunu bir Newroz gününde kol kola girip nizamı bir şekilde ateşin üzerinde zıplamakla çözülemez. Gerçekleri dikkate almayan “emir-komuta zinciri içerisinde” atılan her “uyutma” adımı sorunları karmaşıklaştırmaktan başka bir işe yaramadığı artık görülmelidir. Unutulmasın; bu güne kadar yaşadığımız acı deneyimler bize ne Kürtlerin yok edilebilineceğini, ne de şiddetle bu sorunun çözüle bilineceğini göstermiştir. Bu nedenle de barışçı, demokratik ve sivil yöntemin önemi bir kat daha da artmıştır.


Kuşkusuz bu yöntemin oluşması için Kürt halkına, Kürt aydınlarına ve Kürt örgütlerine büyük sorumluluklar ve görevler düşüyor. Kürt ulusal hareketleri ve Kürt halkı DTP’ye destek vermelidir. Yasal demokratik platformlarda DTP’nin Kürtler adına konuşmasının yolları açılmalı ve gerekli olan öncelik tanınmalıdır. DTP de barış ve demokrasi yollunda cesur adımlar atmalıdır. Kürtler içinde de büyük sorumluluğun kimlere düştüğü bellidir. Büyük başın büyük derdi olacağı hiç bir zaman unutulmamalıdır. Gelinen noktayı iyi değerlendirmek gerekir. Duyguları değil, nesnel verileri temel almalıdırlar. Türk kamuoyunu iyi okumak, dünyadaki toplu durumu iyi algılamak, gelişmeleri yakından takip etmek, kıvrak, yol alıcı cesur kararlar almak gerekiyor. Kürt ulusal hareketinin kendisinden ve Kürt halkından en küçük bir korkusu olmaması gerekir. Kürt halkının tarihte eşine ender rastlanan bir desteği, ulusal harekete verdiğini unutulmamalıdır. Tarihte bu desteğe benzer bir örnek, Arapların İslamiyet’e, Sovyet Halklarının Bolşeviklere verdiğine tanık oluyoruz. Ona-buna cevap vermek yerine, tarihi sorumluluğun farkında olarak politik tutumlar geliştirmek gerekiyor. Bu konuda gösterilen yetenekler, hem Kürt sorununun çözümüne katkı yapacak yumuşak iklimin doğmasını sağlayacak, hem de Kürt halkının sonsuz desteğini görecektir. Bizim de beklentilerimiz böylesi politikaların geliştirilmesindedir. Daha fazla sahiplenme ve daha fazla katkı isteniliyorsa bunun yolunun bu tür politikalardan geçtiği unutulmamalıdır. Özgünlüğümüzü koruyarak katkı vermek ve bütünleşmek istiyoruz. Farklılıklar zenginliğimizdir ve farklılıklarla birlikte yaşamayı öğrenmek zorundayız.


25/3/2006


Ömer AĞIN


aginomer@hotmail.com


Yazar: Ömer Ağın
Tarih:


Bu Köşe Yazısının yer aldığı yer: Kurdistan-Post.Org (Com) Kürdistan'in Özgür Sesi
http://www.kurdistan-post.com

Bu Köşe Yazısı için adres:
http://www.kurdistan-post.com/modules.php?name=Niviskar&op=viewarticle&artid=574