Kürt Konferansı

Kürt Konferansının Değerlendirmesi-Ömer Ağın 

          11-12 Mart günleri Bilgi Üniversitesi’nde yapılan “Türkiye’nin Kürt Meselesi-Demokratik ve Sivil Çözüm Arayışları (1)” başlıklı “bilimsel” bir konferansa yapıldı. Konferansa katılanların bir kısmı Leyla Zana’nın ve Gündem gibi kimi yayın organlarının davet edilmemelerini eksik bululup elleştirdiler. Bunu bir eksik olmaktan çok bilinçli bir davranış olarak gördüler. Bu tutumu Kürt sorununun çözümümde “PKK’siz çözüm arayışları” olarak değerlendirdiler... Konferansta konuşanlar Kürt sorunun çözümü konusunda farklı tutum ve düşünce sergilendi. Olması gereken de buydu.
        Öncelikle şunu  söyleyeyim, bilimsel olan her şey Kürt halkının çıkarınadır. Çünkü Kürt ulusal ruhu bilime susamıştır. Kürt insanı, aydının ulusal kimliğine bakmaksızın, onu bağrına basar. Bizde mellelere duyulan geleneksel saygı, günümüzün aydınlarına da duyulur. O nedenle bilim insanlarının katıldığı Kürt sorununa ilişkin Konferansı Kürt kamuoyu  ilgiyle karşıladı.
        İşte bu duygu ve düşüncelerle Bilgi Üniversitesi’nde “bizim sorunumuzu” tartışan bilim insanlarını büyük bir dikkat ve saygıyla dinledik. Onlardan çok şey öğrendik.
        Konferansta pek çok farklı görüş öne sürüldü. Her bilimsel konferans gibi çok sesliydi. Kanımızca her bilimsel platform için böyle bir çok seslilik en önemli özellik sayılmalıdır.
         Katıldığım ve katılmadığım görüşler ortaya atıldı.  Kimileri, “şiddet yanlılarını Konferansa çağırmadık” diyerek, bu bilimsel çalışmaya ne denli gölge düşürmüş olursa olsun konferanstan çıkarttığımız  sonuç:
        Katılımcılar, her şeyden önce Kürt sorununun çözümünü istediler. Bunun için bir çok konu tartışıldı, çözüm için öneriler sunuldu. Özelikle genç Kürt bilim adamlarının içerikli konuşmaları etkileyici ve güven vericiydi.
         Konferansa katılanların büyük   bir kısmı,  çözüm için “PKK’nin silahlı mücadeleden koşulsuz vazgeçmesini” önerdiler. Buna karşı çıkanların argümanı da aynı ağırlıktadır. Onlar da, aydınlar Kürt sorununun çözümünden yana olsalar bile, devletin böyle bir çözümden yana olmadığını söylediler.
        Kürt sorununun çözümüne aydınların katkısı büyük bir önem taşımaktadır. Eğer, her bilim insanında olması gereken bilimsel sezgi ve soyutlama yeteneğine sahipse, bir aydın için umut da var, ufuk da var ve elbette amaç da var. Yeter ki tek tek ağaçlara, hatta ağaç kabukları arasındaki börtü böceğe bakmaktan kurtulup, ormanı görelim.  Bu orman milyonlarca ve milyonlarca Kürt kadın ve erkeğidir...
        Konferansa dönüp, konumuz üzerinde birlikte düşünmeye devam edelim: Aydınlarımız, PKK’yi silah bırakmaya razı ettiklerinde,  devletin Kürt sorununu çözeceğine nasıl kefil olabiliyorlar? Gizli savaş örgütlerinin silahsız sivil Kürt halkına ve örgütlerine karşı yıkıcı faaliyetine son vereceğine dair ellerinde ne gibi kanıtlar var? Gündüz Aktan ve benzerlerinin Kürt doğurganlığını “Türkiye’nin demografik yapısını bozan bir etken” olarak nitelediği bir ülkede Kürtlerin varlığını ve kendi topraklarında yaşama haklarını güvence altına almak için aydınlarımızın elinde ne gibi bir güç var?
      Her türlü şiddetin toplumuzdan dışlanmasını istiyoruz. Silahların sonsuza kadar gömülmesi hepimizin özlemi. Kürt sorununu çözümünü barışçı demokratik yöntemlerde görüyoruz.  Ama bunu ön koşul olarak öne süren aydınlarımız, şu soruyu da yanıtlamalıdırlar: Bundan önceki 1937 İsyanından 1984 Eruh baskınına kadar geçen tarihsel dilimde eline silah almayan Kürtlere hangi hakları tanındı? Ve şimdi, yirmi yılı aşkın bir süredir devam eden savaş koşullarında Kürtlere tanınıp tanımadığı  belli bile olmayan bu sınırlı hakların geri alınmayacağına dair hangi aydın Kürtlere teminat verebilir?
         Bu tartışma hiç kuşkusuz sürmelidir ve sürecektir. Ama şurası açıktır ki, bugün aydınlarımızın söylemlerinde  dile getirilen, özellikle PKK’ye dönük talepler, elbette devlet ya da hükümet tarafından öne sürülseydi, aydınlara sorulan sorulara olumlu ya da olumsuz yanıt almak mümkün olabilirdi. Ama aydınlar, bu sorulan sorulara haklı olarak yanıt veremezler. Eğer aralarından kimileri devlet ya da hükümet adına konuşmuyorsa?
        Kuşkusuz aydınlar, aralarındaki görüş farklılığı olması kadar doğal bir şey yoktur. Bu farklılıklar ülke sorunlarına çözüm yaklaşımlarını zenginleştirdiğini de biliyoruz. Her aydın ister devlet hakkında, ister PKK hakkında hangi görüşe sahipse, o görüşünde ısrar etmesi doğal hakkıdır. Ama eğer sorunu çözüm doğrultursuda yol alınmak isteniyorsa yapılacak iş basit ve sade bir iş olmalıdır.
        Bütün samimiyetimizle şunu söylüyoruz: Sivil güçler arasında bir diyalog ortamı yaratılmadan, özelikle aydınlara arasında bir iletişim sağlanılmadan, silahlı güçler arasında ne ateşkesten, ne de barıştan söz edilebilir. Edilse bile bu iyi niyetten öteye gidemez düşüncesindeyiz.
        Sivil güçler her şeyden önce seçimle oluşan TBMM’dir, hükümettir, AKP’dir, DTP’dir. Öteki siyasi partilerdir.
         Diyalog için gerekli koşullar ortaya çıkmıştır. Yeterli bulalım, yada bulmayalım, hükümet, bir dizi adım atmıştır. Yine yeterli bulalım, yada bulmayalım, DTP,  bir plan öne sürmüştür. Bütün bunlar, sivil güçler arasında yapıcı bir diyalog için asgari temeli sağlamıştır. Biz aydınlar işte bu temele dayanarak sivil güçler arasındaki diyaloga aracı olmak, diyalogu teşvik etmek ve gerçekleştirmek gibi tarihsel bir sorumluluk ve rolle karşı karşıyız.
         Değişik görüş ve yaklaşımı olan aydın gruplarının  kendi talepleri olabilir elbette. Ama böylesine kritik bir sorunda, eğer aydınlar kendileri için politika yapmıyorlarsa, kendi taleplerini hükümetin ya da DTP’nin taleplerinin yerine ikame etmeye kalkarlarsa kendi yollarını kesmekten başka ne yapmış olabilirler?. Her birimiz sorunun çözümüyle ilgili hangi görüşe ve yol haritasına sahip olurlarsak olalım, geçici olarak bunları bir yana bırakıp, AKP ile DTP arasında bir diyalogun başlatılması için harekete geçmeliyiz.
       Denebilir ki, “ama DTP PKK’den bağımsız değildir.” Yasal bir parti için bu türden iddiaları aydın olmayla bağdaştırmak mümkün değildir. Ama böyle olsa da, bu iddiayı öne sürenler, kendilerini DTP’nin yerine koydukları zaman, karşı tezle yüzyüze gelmekten kurtulamayacaklardır.
      Sorun, demagoji kaldırmayacak kadar ciddidir. Savunduğumuz, şuna ya da buna bağlı güçler arasında diyalog değil, sivil politik güçler arasında diyalogdur. Demokratik ve sivil güçlerin arasındaki diyalogu ısrarla savunmak aydınların görevi olmalıdır.
        “Gerek hükümetin bir süredir attığı adımlar, gerek DTP’nin ortaya sürdüğü çözüm önerileri, AKP ve DTP arasında diyalog için minimum temeli sağlamıştır.” Her iki partiyi,  sorunları müzakere etmeye çağırıyoruz.
        İşte, bu uzun yazımızın, küçük sonucu budur.
        Saygılarımızla.    


          aginomer@hotmail.com                              


Yazar: Ömer Ağın
Tarih:


Bu Köşe Yazısının yer aldığı yer: Kurdistan-Post.Org (Com) Kürdistan'in Özgür Sesi
http://www.kurdistan-post.com

Bu Köşe Yazısı için adres:
http://www.kurdistan-post.com/modules.php?name=Niviskar&op=viewarticle&artid=569