Öcalan-Beşikçi tartışması

Antik Yunandan bugüne kadar, devlet fikri ve geçirdiği evreleri yazacak değilim. Bu birçok bilime ve politika kitabına konu olmuş binlerce ciltlik bir konudur. Değerli bilim adamı sevgili Hocamız İsmail Beşikçi’nin ön açan, yön veren aydınlatan yazısından sonra bazı şeyleri söylemek zaruriyeti doğdu. Beşikçi Kürdistan Post'taki yazısında kısaca, PKK çok büyüktür, ama çok küçük isteklerde bulunuyor. Devlet, Federasyon, Özerklik dahil bugün hiçbir şey istemiyor. İstediği demokrat bir Cumhuriyeti de her kes istiyor. Ancak onun da şartları var; önce yeni bir anayasa, etkili bir hukuk sistemi, fikir özgürlüğü, bunlara bağlı olarak Kürt sorunun çözümü... Belki böylece demokrasinin kapısı aralanmış olur.

PKK Lideri Abdullah Öcalan, İsmail Beşikçi Türklerin Ziya Gökalp’dır diyor, şimdi insaf ile düşünelim.

Ziya Gökalp Kürt’tür, bir Osmanlı aydınıdır, önceleri Kürt sorusuna eğilmiş. ‘’Milli İbrahim Paşa Destanı’nı yazmış, Kürt aşiretler üzerine “Sosyolojik tetkikler’’ kitabı var. Sonradan ittihat ve Terakkici olmuş, Selanik’te Konferanslar vermiş, Genç Kalemler Dergisini çıkartarak İttihat ve Terakki’ye ideolojik akıl hocalığı yapmış, tam bir Kürt devşirmesidir, soyuna, halkına, tamamıyla bir ihanet söz konusudur. Fransız düşünürü ve sosyologu Emile Durkheim ekolunun Türkiye temsilcisidir. 1963’te, Musa Anter, Enver Aytekin, Selahattin Hillav, ben, Medet Serhat tarafından bulunup yayınlanan ‘’ Kürt Aşiretleri üzerine Sosyolojik tetkikler’’ Kitabı yayınladıktan sonra Türkçüler artık Gökalp’ı anmayı bırakmışlardır. Ziya Gökalp’ın hikayesi soyuna ihanet eden bir keklik hikayesidir. Kızı Hürriyet’in kocası Ali Nüzhet Göksel yıllarca Diyarbakır Ziya Gökalp lisesinde Edebiyat öğretmenliği yaptı. İngilizler Ziya Gökalp’ı Matla adasına sürgün ettiler. Kısaca Kürt devşirmelerine örnektir. Şimdi İsmail Beşikçi’ye Gelelim;

Beşikçi Türk’tür demek eksiktir. O önce bir Anadolu insandır. Benim gibi okur yazar olan her Kürt onun hayat hikayesini bilir. Yetenekli bir Kürdün onun biyografyasını yazması ümidindeyim. Beşikçi, soykırıma uğramış, ülkesi dörde bölünmüş, haini bol bir halkın ulusal kurtuluş davasına inanmış ve bir ömür vermiştir. Kürtler için eksiksiz bir özgürlükler savunucusudur... Kürdistan’ın sömürge olduğunu, söyleyen odur. Mustafa Muğlalı, Şark Islahat Planı, Doğu Mitinglerinin Analizi, Göçebe Kürt Aşiretleri, Doğu Anadolu’nun Düzeni, Bilim yöntemi, Kürtlerin mecburi İskanı, Güneş dil teorisi, Halk fıkrasının Tüzüğü, Kendini Keşfeden Ulus; Zihnimizdeki Karakolların Yıkılması,, Kürt Aydını Üzerine Düşünceler, Bir aydın, bir örgüt ve Kürt sorunu, Tunceli Kanunu, Hayali Kürdistan’nın dirilişi... gibi Kürtleri bilinçlendiren ve Kürdistan’ı çevreleyen tel örgülerde önemli gedikler açan kitaplar yazdı. Beşikçi olmadan bun yazılanları kim biliyordu?

Biz Kürtlere, yaptığı araştırmalarla kültür ve bilinç verdi. Onun teorik gücü ve emeği, cesareti hala aşılmış değil. Onun için çok yazılar yazdım ve konuşmalar yaptım. Tekrar ediyorum; Cezayir devriminin teorisyeni Dominikli bir zenci olan FRANSIZ FANON! dur, Kürt devrimi ve özgürlük hareketinin de teorisyeni İsmail Beşikçi’dir. Ziya Gökalp, ezen ulus safına geçti, Beşikçi ezilen ulus için yirmi kusur yılını hapishaneye verdi. Çünkü o Kemalizm’in beynine ateş eden adamdı. Resmi devlet ideolojisi, Kemalizm büyük darbe yediği için devlet ona bedel ödetti. Başını dik tuttu, taviz vermedi, bilimin namuslu abidesi oldu. O, başlı başına bir efsanedir. Okumaya, öğrenilmeye, üstünde düşünülmeye değer bir aydınlanmacıdır.

Kurucuları arasında yer aldığı İstanbul Kürt Enstitüsü çalışmaları, Özgür Gündem’e yazdığı yazılar, gösterdiği dayanışma ve destek bir kuşak tarafından çok iyi biliniyor. İsmail Beşikçi’nin övgüye ihtiyacı yok, Kürtler için yukarıda yazdığım gibi bir bilim-politika kütüphanesi yazdı. Son olarak bize şeref bahşetti. Kürdistan Post’a yazılar yazıyor.Çok uzatmadan onlarcasına şahit olduğum bir hatırayı naklederek yazıyı bitirmek istiyorum;

İstanbul Kürt enstitüsünün olaylı açılışından sonra Savaş Buldan’ın Roj restoransında kırk elli kişi yemekte bir araya geldik, Musa Ağabey çok keyiflenmişti. Yemeğin orta yerinde ’’Ne seçimi meçimi, İsmail Hoca elbette ki Enstitümüzün başkanıdır’’ demişti. Hoca, bu laftan hoşlanmadı. Ertesi gün şöyle dedi:

“Yaşar Musa Ağabey, Ape Musa niye öyle bir şey söyledi. Kürt Enstitüsünün Başkanı bir Kürt olmalı. İyi Kürtçe bilmeli. İyi giyinmeli. Davetlere, toplantılara gitmeli. Diplomasi bilmeli. Ben ise; her sabah kaldırımda iki polis arasında ifade vermeye giden birisiyim, benden Enstitü Başkanı olmaz.”

Son dönem (1993’te) Ulucanlar Cezaevinde iki aya yakın onunla yattım. Ceza evi günlerimin en manalı günleri oldu. Bir defa dünya dönüyor dedi, bir daha susmadı. İyi ki varsın Kürtlerin Sarı Hoca’sı...


Yazar: Yaşar Kaya
Tarih: 2008-11-27


Bu Köşe Yazısının yer aldığı yer: Kurdistan-Post.Org (Com) Kürdistan'in Özgür Sesi
http://www.kurdistan-post.com

Bu Köşe Yazısı için adres:
http://www.kurdistan-post.com/modules.php?name=Niviskar&op=viewarticle&artid=1571