Kaldıramamak

Son kırk senedir Türk ırk rejiminin tüm kirli ilişkilerinin ve uygulamalarının baş aktörlerinden olan Süleyman Demirel, Kürt hak ve özgürlükleri için sokaklara dökülmüş serhilan kalabalıklarına bakarak: “Türkiye bunu uzun süre kaldıramaz!” demiş. Kaldıramaz da ne olur? Devlet ve devlet desteğindeki Türk milliyetçiliği gerekeni yapar. Bugüne kadar yaptığı gibi...

Biz de biliyoruz Türkiye'nin bunu uzun süre kaldıramayacağını... Türk ırkçılığının bunu uzun süre kaldıramamasını biz Süleyman Demirel’den elbette biraz farklı anlıyoruz.

O, tehdit ediyor. Biz ise o tehdit ve ölüm uygulamalarından bu noktaya geldiğimizi söylüyoruz.

Yağmurlu bir havada adamın biri ötekisine ödünç bir şemsiye verir. Günler, aylar geçer şemsiyeyi ödünç veren adam, verdiği şemsiyeyi ötekinin başına kalkar durur.

Açık bir havada, deniz kenarında birlikte yürürlerken adam yine bir zamanlar ödünç verdiği şemsiyeyi hatırlatır:

“Şemsiyeyi vermesem kötü olacaktı!”

Başa kalkılmaktan gına getiren adam, bu söz karşısında tutar kendisini hemen önündeki denize atar ve şöyle der:

“Şemsiyeyi veremesen işte böyle ıslanırdım!”

Aslında hikaye bu kadar basit. Türk rejimi bunu kaldıramayıp da Kürtlere ne yapacak? Partilerini mi kapatacak? Dönüp, Kürtlerin arkalarında bıraktığı parti mezarlığına baksınlar. Çok insan mı tutuklayacaklar? Tutuklanma ve gözaltına alınmada Kürtlerin maşallahı var. Milletvekillerini meclisten dışarı mı atacaklar? Bu uygulamaların görüntüleri ekranda duruyor... Büyük şehirlerdeki Kürtlerin mallarını linç kültürüyle gasp mı edecekler? Vallahi malını Türk ırkçılığına kaptırıp Kürdistan’a dönecek servet kaybetmiş yüzbinlerden, Türk kurumlarının Kürdistan’daki varlığını koruyana aşk olsun! Köyleri mi boşaltacaklar? Türkler bu konuda Roma, Bizans ve Osmanlı’dan daha acımasız davrandı. Kürdistan bir boşaltılmış köyler mezarlığıdır. İşin en can alıcı noktasına gelelim: Kaç Kürt öldürecekler? Bin, onbin, yüzbin? İnsanı güldürmeyin! Tek cinayete tahammülü olmayan, hatta bir Hırant Dink cinayetiyle neredeyse sistemi çözülen Türk ırk rejimi kaç Kürt ölüsü kaldırabilecek?

Cezaevinde çok sık karşılaşırdık: İşkence dönemlerinde bize şöyle derlerdi:

“Bu kurallara uymazsanız yapacağımızı biliriz!”

Bu, işkence yapılacağı anlamına gelir. Bir, iki, üç gün... Bazen aylar sürer.

İşkence mağduru direnişçi toplum önünde soru yenilenir:

“Demek İstiklal Marşı okumayacaksınız?”

Çıt yok...

Bu sessizlik, bir işkence aracı olan İstiklal Marşı’nın okumayacağı anlamına gelir. Gözü kara bir görevli:

“Ama sizi öldürebiliriz,” der.

O zaman da direnişçi tutsaklar şöyle der:

“Böyle yaşamaktansa biz zaten ölmek istiyoruz.”

Kürt tutsaklar bu söze uygun davrandıklarını kaç kez kanıtladılar1

Bir yabancı film izlemiştim. Adamın biri rıhtımda dolaşıyor. Hayattan bıkmış. Gemilerin yanaştığı derinliğe atlayıp intihar edecek. Niyeti bu. Ama bir türlü intihara cesaret edemiyor. O sırada silahlı bir soyguncu yanaşıyor adamın arkasından ve silahını beline dayıyor:

“Ya cüzdanını ya canını!” diyor gaspçı.

Bir türlü ölmeyi beceremeyen adama talih kuşu konmuştur:

“Ne olursun, canımı al!” diyor gaspçıya.

Türk devletinin ve onun zalim görevlilerinin Kürtlere yönelttiği iki tehdit nedir?

Tutuklama ve ölüm...

Kürtlerin sanki bilmedikleri, ağız tadına varmadıkları iki şeymiş gibi konuşuyor eski kontra başı Demirel. Bana sorarsanız, Kürtlerin en iyi becerdiği şey ölmek... Hem de çeşit çeşit ölmek...

Bu tür sınavlardan yüksek diplomayla geçmiş Kürt halkına başka ne yapılabilir?

Türk devletinden adalet, vicdan ve çözüm beklemiyorum. Bu umudu yitireli yıllar oldu. O zaman Kürt sorunu hiç çözülmeyecek mi?

Çözülecek tabii ki!.. Tarihe bir bakın. Türk yasaları Kürt mücadelesini en az on sene geriden takip ediyor. Sokakta Kürtçe konuşandan para cezası alınmasından, devlet kanalında 24 saat Kürtçe yayına geçme başarısı tamamen Kürtlere aittir. Milli Eğitime bağlı Kürtçe kurslara Kürtler artık tenezzül etmiyor. İsim yasaklarını vurup geçmediler mi? Cumhurbaşkanları ve başbakanlar “Kürt kardeşler” diye nutuk çekmiyor mu artık? Demek ki, Kürtler fiili olarak bastırdıkça yasalar on yıl gecikmeli de olsa peşi sıra geliyor.

Kürt sorunu artık fiili bir durumdur. Kürtler adım adım, devlete ve yasalara rağmen Kürtlük alanını genişleterek yolarına devam edeceklerdir. Erdoğan’ın gittiği Kürdistan’da Filistin’i ziyaret eden Şaron muamelesi görmesi bundandır. Fiili kazanımlar sonrası yapılan dandik reformlarla dahi ırkçı Türk devlet Kürdistan’da iflas edecektir. Türk devletinin, halkın yaşamanı kolaylaştıran değil, zorlaştıran bir aygıt olduğu daha net görülecektir. İki de bir Cudi’yi bombalamaya Kürt yoksul sokaklarını çiğneyerek çıkan Cizre tank taburu bir süre sonra domates ve salatalık fırlatan Kürt çocuklarının atış poligonu haline gelecektir.

Hayattır bu, sömürgeci ağırlıklarından kurtulmadıkça, namertçe bir yaşam olarak algılanmayı sürdürecektir.

Eski Başbakan ve Cumhurbaşkanı Demirel’in, Türkiye bu durumu uzun süre kaldıramaz dediği tarif bizim yaptığımız tarif olmasın.

Çünkü kan ve zulümden ibaret Demirel tarifinden üstün başarılı diplomalarımız zaten bulunuyor.


Yazar: Hasan Bildirici
Tarih: 2008-11-05


Bu Köşe Yazısının yer aldığı yer: Kurdistan-Post.Org (Com) Kürdistan'in Özgür Sesi
http://www.kurdistan-post.com

Bu Köşe Yazısı için adres:
http://www.kurdistan-post.com/modules.php?name=Niviskar&op=viewarticle&artid=1545